3.18.2008

SARS

SARS ciddi akut solunum yolu sendromu

Dünya Sağlık Örgütünün dünya çapında bir sağlık tehdidi olarak ilan ettiği, akut solunum yolu yetersizliği sendromu (SARS=Serious Acute Respiratory Syndrome) adı verilen gizemli hastalık, nedenini belirleyerek yayılmasını kontrol etmeye ve hayat kurtarmaya çalışan araştırmacıların aklını karıştırıyor.

SARS nedir? SARS yakın zamanda Asyada, Kuzey Amerikada ve Avrupada görüldüğü bildirilen bir solunum yolları rahatsızlığıdır.



Akut solunum yolu yetersizliği sendromunun (SARS) semptomları nelerdir? Hastalık genellikle ateşle başlar (38 derecenin üzerinde). Ateşe zaman zaman titreme ya da baş ağrısı, genel bir rahatsızlık hissi ve vücutta ağrılar da dahil olmak üzere başka belirtiler eşlik eder. Bazı kişilerde, hastalığın başlangıcında solunum yollarıyla ilgili hafif belirtiler de görülebilir.

SARS hastaları iki ila yedi gün arasında, kuru bir öksürüğe tutulabilirler. Bu duruma kana yeterince oksijen gitmemesi eşlik edebilir ya da durum o noktaya varabilir. Vakaların %10 ila %20sinde, hastaların yapay yollardan solunuma gereksinimleri olacaktır.

SARSa maruz kalırsam, hasta olmam ne kadar sürer? SARSın kuluçka dönemi genellikle 2 ila 7 gündür; öte yandan, birbirinden ayrı haberlere göre, yumurtlama dönemi 10 güne kadar uzayabilir.

SARS hastalarına nasıl bir tıbbi tedavi tavsiye edilmektedir? CDC (Communicable Disease Center- Bulaşıcı Hastalıklar Merkezi) halen SARS hastalarının, bilinmeyen bir nedene dayalı, topluluk içinde bulaşan, tipik olmayan, ağır zaatürreye yakalanmış her hastaya uygulanan tedavinin aynısını görmelerini tavsiye ediyor. SARS hastalarında sayısız tedavi yöntemleri kullanıldı, ancak şu anda bunun yararını görüp görmediklerni anlamak için yeterli bilgi mevcut değil.

Uygulandığı belirtilen tedavi yöntemleri arasında, antibiyotikler önde geliyor. Tedavilerin arasında oseltavimir ya da ribavirin gibi antiviral ajanlar da yer alıyor. Sterodiler de oseltavimir ya da ribavirinle birlikte ağızdan ya da damar yoluyla hastalara uygulanıyor.

SARS nasıl yayılıyor? SARSın temel yayılma yolu, görünüşe bakılırsa damlacıkların aktarılması. Yani SARS hastası olan biri öksürerek ya da hapşırarak havaya damlacıklar saçması ve başka birinin onları soluması yoluyla yayılır. SARSın hava yoluyla ya da virüsün bulaştığı nesnelerden daha geniş çapta yayılması mümkün.

SARS hastası olan birinin etrafındakilere bu hastalığı bulaştırması tehlikesi ne kadar sürer? Bugüne kadar gelen bilgilere göre, bu insanların ateş ya da öksürme gibi belirtiler sergilemeye başladıkları zaman, hastalığı bulaştırma olasılıkları en yüksektir. Öte yandan, SARS hastalarının, semptomların başlamasından ne kadar zaman önce ya da sonra, hastalığı diğerlerine bulaştırdıkları bilinmemektedir.

SARSa yakalanma riski en yüksek olanlar kimlerdir? SARS vakalarının, öncelikle hastalığı taşıyan biri ile doğrudan temas halinde olan, örneğin SARS hastasının aile fertleri ya da SARS hastasına bakarken enfeksiyon kontrol süreçlerini takip etmeyen sağlık görevlileri gibi insanlar arasında görüldüğü bildirilmektedir.

SARSın nedeni nedir? CDCde ve başka laboratuvarlardaki bilim adamları SARS hastalarında bundan önce bilinmeyen bir koronavirüs tespit ettiler. Yeni koronavirüs SARSın nedeni konusunda hala önde gelen varsayım olsa da, olası nedenler arasında yer alabilecek, başka virüsler de hala araştırılıyor.

Koronavirüsler nedir? Koronavirüsler mikroskopta bakıldığında hale ya da tacı andıran bir görünüme sahip olan virüs gruplarıdır. İnsanlarda hafiften, orta ve üstü ağırlığa uzanan solunum yolu rahatsızlıklarının yaygın nedeni olan bu virüsler, hayvanlarda ise mide ve bağırsak, karaciğer ve sinir sistemi hastalıklarıyla ilişkilendiriliyor. Koronavirüsler dış ortamda üç saat gibi uzun bir süre boyunca hayatta kalabiliyorlar.

SARS için geliştirilen bir test var mı? SARS için henüz elde hiçbir test bulunmuyor. Öte yandan, Bulaşıcı Hastalıklar Merkezi Dünya Sağlık Örgütüyle işbirliği içinde, yeni koronavisürün antikorlarının tespit edilmesinde son derece umut vadedici görünüyor.

SARStan korunmak için ne Yapmalısınız? Hastalık, akut solunum yolu yetersizliği sendromu (SARS) hastası olan birinin öksürerek ya da hapşırarak havaya damlacıklar saçması ve başka birinin onları soluması yoluyla yayılır. SARSın hava yoluyla ya da virüsün bulaştığı nesnelerden daha geniş çapta yayılması mümkün.

Merkezi ABDde bulunan sağlık kuruluşu CDC (Communicable Disease Center - Bulaşıcı Hastalıklar Merkezi) hastalığın yakın temas halinde bulunulan kişilere ya da iyileşmekte olan SARS hastalarıyla ilgilenen sağlık görevlilerine bulaşmasını denetlemek amacıyla, solunum yollarındaki belirtilerin ve ateşin geçmesinden en az on gün sonra, aşağıdaki güvenlik önlemlerinin alınmasını tavsiye ediyor:

1. SARS hastaları ev dışındaki etkileşimlerini sınırlamalılar, işe, okula, evin dışındaki günlük bakım birimlerine ya da başka kamusal alanlara gitmemeliler.

2. Bu on günlük süre boyunca, SARS hastasının bulunduğu ailenin bütün fertleri ellerin sık sık yıkanması ya da alkol bazlı temizleyicilerin kullanılması gibi, el hijyeni ile ilgili tavsiyelere büyük bir dikkatle uymalılar.

3. Her SARS hastası öksürmeden ya da hapşurmadan önce ağzını ve burnunu mendille kapamalıdır. Mümkünse, SARSı atlatmakta olan hasta virüsün bulunmadığı insanlarla yakın temas halindeyken ameliyat maskesi takmalıdır. Hasta ameliyat maskesi takamıyorsa, evdeki diğer insanlar hastayla yakın temas halindeyken maske takmalılar.

4. SARS hastasının vücudundan çıkan sıvılarla gerçekleşecek her türlü temasta, bir kez kullanılıp atılan eldivenler tercih edilmelidir. Öte yandan, vücut sıvılarıyla teması gerektiren faaliyetlerin hemen ardından, eldivenler çıkarılarak atılmalı, eller yıkanmalıdır. Eldivenler yeniden kullanılmamalı, gerçek el hijyeninin yerine geçecekleri düşünülmemelidir.

5. SARS hastaları ailenin öbür fertleriyle yemek araç-gereçlerini, havlularını paylaşmaktan, onlarla birlikte yatmaktan kaçınmalıdır; bununla birlikte, bu eşyalar su ya da sıcak sabunla yıkanmak veya çamaşır makinesine atmak gibi rutin temizliklerden sonra kullanılabilir.

6. Ailenin diğer fertlerinin, ateş ya da solunum yolu rahatsızlıkları gibi SARS belirtileri göstermedikleri sürece, dışarıdaki faaliyetlerini sınırlamalarına gerek yoktur.

7. CDCde görevli bir seyahat danışmanı kıta Çini, Hong Kong, Hanoi, Vietnam ya da Singapura, gerekli olmayan bir seyahat yapmayı planlayan kişilerin, seyahatlerini bir dahaki duyuruya dek ertelemelerini tavsiye ediyor.

SARS hastası olabileceğinizi düşünüyorsanız : Gizemli zaatürreye ilişkin söylentiler dünyanın her yanında gitgide yayılırken, sağlık görevlileri acil serviste ya da muayenehanelerinde, SARSa yakalanmış olabileceklerinden korkan, endişeli ama aslında sağlıklı insanlarla, gitgide artan bir oranda karşılaşıyorlar.

Yetkililer öksürme, solunum zorluğu ve ateş gibi belirtilerin hüküm sürmekte olan soğuk algınlığı ve grip mevsiminde çok yaygın olduğunu söylüyorlar.

Ancak yakın bir tarihte Güneydoğu Asyaya seyahat etmediyseniz ya da bu hastalığı taşıyan biriyle yakın temasta bulunmadıysanız, SARS hastası olmanız son derece uzak bir olasılık.

Dünya Sağlık Örgütü hastalığın nedeni belirlenene dek, akut solunum yolu yetersizliği vakasını, ana hatlarıyla, aşağıdaki belirtilerle tarif ediyorlar:

1. 38 derecenin üzerinde ateş

2. Şu solunum yolu belirtilerinden biri ya da daha fazlası: öksürme, nefes darlığı ya da nefes zorluğu

3. SARS hastası olduğu bilinen biri ile yakın temas ya da belirtilerin ortaya çıkmasından önceki son on gün içinde, hastalığın etkilediği alanlarda birine seyahat etmiş olmak.

Yetkililer yakın tarihte seyahat ya da hastalığı taşıyan bireylerle temasın ardından, bu zaatürre belirtilerini gösteren herkesi bir sağlık görevlisiyle temasa geçmesi, seyahatine ve temasın türüne ilişkin ayrıntıları eksiksiz olarak vermesi konusunda uyarıyor.

Sağlık görevlisi akut solunum yolu yetersizliği sendromuna maruz kalmış olabileceğinizi düşünüyorsa, hastalığın diğer olası nedenlerini elemek için daha fazla test uygulaması gerekir.

Bu gizemli zaatürreye ilişkin daha fazla bilgi elde edilene dek, yetkililer doktorların SARSta, zaatürrenin bilinmeyen her türünde uyguladıkları tedavileri uygulamalarını tavsiye ediyorlar.

Bulaşıcı Hastalıklar Merkezi ve Dünya Sağlık Örgütünün tavsiyelerine göre, SARS hastalığına yakalandığı düşünülen kişiler, standart bulaşıcı hastalık tedavisi genel ilkelerine göre, hastaneye yatırılmalı ve diğer hastalardan tecrit edilmeli.

sıtma

sıtma ateşli enfeksiyon

"Plasmodium" cinsi bir parazitin sebep olduğu ciddi bir kan hastalığıdır. İnsandan insana "anofel" tipi sivrisinekle taşınır.

Sivrisinek insanı soktuğu zaman sporozoit halindeki parazit hüc­relerini kana boşaltır. Kan yoluyla bir saat içinde karaciğere ula­şabilen sporozoitler burada yerleşerek gelişip bölünürler (çoğalır­lar). Gelişerek merozoit adını alan parazitler, karaciğeri terkede­rek kana karışırlar.



Kana karışan merozoitlerin hedefi alyuvarlar­dır. Alyuvarlara hücum ederek içine yerleşirler. Burada tekrar üreyerek gelişmelerine devam ederler. Birkaç saat içinde alyuva­rın içini tamamen doldururlar. Bölünme sonunda her merozoit 16 adet "şizont" adı verilen yavru hücre üretir.

Yavru hücreler için­de bulundukları alyuvarları terkederek kana karışır ve yerleşip çoğalmak üzere yeni alyuvarlar ararlar. Kana karışan yeni hücre­ler, eşeysel şekilleri olan erkek ve dişi gametler halindedirler.
Sıtmaya has olan ateşli nöbetler, yavru hücrelerin alyuvarlar­dan çıkıp kana karıştıkları zamana rastlar.

Belirtileri:
Sıtma hastalığı yapan dört tip plasmodium vardır. Belirtiler de bu tiplere göre değişiklikler gösterir. Ancak hepsinin ortak özelli­ği baş ağrısı, titreme, terleme, kol ve bacaklarda ağrıdır. Alyuvar­ların içinde bölünüp çoğalan merozoitler kana karışırlarken has­tanın ateşi yükselir.

"Malaria" tipi plazmodiumun sebep olduğu sıtmada parazi­tin karaciğerde kalış müddeti 8 gündür. Alyuvarlara hücumları ve tekrar kana karışmaları 72 saat sürer.

"Falcifarium" tipi plazmodiumlar karaciğerde 6 saat kalır­lar. Alyuvarlarda kalış ve kana geçiş zamanları düzensizdir. Bir kısmı gelişip çoğalırken bir kısmı beklemede kalırlar. Bu sebeple falcifarium sıtmasına "habis sıtma" adı verilmektedir. En tehlike­lisi de budur. Parazitler, kümeler halinde beyin, omirilik, akciğer ve böbreküstü bezlerinin kılcal damarlarına hücum ederek onları tıkayabilirler ve âni ölümlere yol açabilirler. Hastalığın ağır geç­mesi halinde alyuvar yıkımı olarak tarif edebileceğimiz "karasu humması" görülebilir.

"Vivaks ve Ovale" tipi plazmodiumların ise karaciğerde ka­lış müddetleri 8 gündür. Alyuvarlarda kalış ve kana tekrar geçiş­leri 48 saatte tamamlanır.

Malaria, Vivaks ve ovale tipi plazmodiumların hepsi karaci­ğeri terketmezler. Bir kısmı karaciğerde kalarak çoğalmaya de­vam ederler.

Ne Yapmalı?
• Sıtmanın maalesef henüz ne aşısı ne de serumu bulunabilmiş değildir.

• Hastalığın sivrisinekle geçtiği bilindiği için öncelikle sivrisi­nekle mücadele edilmeli; bataklıklar kurutulmalı, büyük su biri­kintileri ilâçlanmalıdır.

• Yatmadan evvel evin içi sivrisineklere karşı ilâçlanmalı, pen­cerelere tül tipi teller geçirilmeli, gece cibinlik altında yatılmalı­dır.

Tedavi:
• Sıtmaya yakalandığınızı hissettiğiniz zaman mutlaka dokto­ra gidiniz.

• Eskiden sıtmayı tedavi etmek için kullanılan "kinin" artık ye­rini daha tesirli ilâçlara bırakmıştır. Kinin, kandaki bölünmüş pa-. razit hücrelerini parçalayıp tesirsiz hale getiriyor; ancak karaci­ğerde varlığını sürdürenlere karşı etkili olamıyordu. Ayrıca kinin uygulamasında hastada baş dönmesi, kulak çınlaması, bulantı ve kalp çarpıntısı gibi yan etkiler görülüyordu.

• Bugün hastalığın seyrine göre kullanılan değişik ve oldukça etkili ilâçlar vardır.

• Tedavi sırasında hasta mutlaka yatakta istirahat etmeli; ha­fif fakat kalorisi yüksek yiyeceklerle beslenmelidir.

• Terlemelerde iç çamaşırları değiştirilmeli; titreme nöbetle­rinde hasta ısıtılmalıdır.

su çiçeği

su çiçeği kabarcık kaşıntı

Belirtileri: Çiçek kadar tehlikeli olmayan bir hastalıktır. Ancak çiçek gibi çok çabuk yayılır. Daha çok kış aylarında salgınlar ha­linde görülür. Virüsler vücuda girdikten iki hafta sonra hastalık başgösterir.

√ Ateş, baş ve bel ağrılarıyla başlar.

√ Değişik irilikte kırmızı lekeler önce gövde sonra kol ve bacak­larda görülür.

√ Lekeler bir gün içinde sulanır ve yavaş yavaş patlamaya başlarlar.



√ Sivilceler patladıktan sonra, mikrop kapmadıkları takdirde, iz bırakmazlar.

√ Kabarcıklar su topladıkları zaman çok kaşınırlar. Bu kabar­cıklar, ılık sirkeli su ile silinip pudralandıkları takdirde kaşıntı his­si hafifletilebilir.

√ Kabarcıklar ağız içine yayıldıkları zaman hem kaşıntı hem de acıhk hissi verirler. Ağız, papatya çayı ile çalkalandığı.takdir­de bu etkiler hafifleyecektir.

√ Kafa derisinde ortaya çıkan kabarcıkların kaşıntı hissini azaltmak için baş sirkeli ılık su ile yıkanmah ve temiz bir havlu ile kurulanmalıdır.

√ Tenasül organlarında ve makatta görülen sivilceler için yine sirkeli ılık su ve papatya çayı tavsiye edilmektedir.

DİKKAT Çocuğun kirli elle sulu kabarcıkları kaşımasına izin vermeyiniz. Kirli elle kaşınan ve mikrop kopan kabârcıklar iyileş­tikleri zaman bir iz bırakacaklarından temizliğe son derece dikkat edilmelidir.

NOT: Çiçek aşısı, suçiçeği için de geçerli olduğundan, çocuk küçükken aşılanmalı; salgın vakalarında aşı tekrarlanmalıdır:

şarbon

şarbon siyah yara

İnek, koyun, at gibi hayvanlar arasmda görülen ve salgınlar halinde ölüme sebep olan basilli bir hastalıktır.

Genellikle bu hay­vanlarla temas halinde olan veteriner, çoban, celep, çiftçi ve ka­saplarda görülür.

Hayvanların yünü, eti ve derisi ile geçer.

"Tularemi" de olduğu gibi dış ve iç şarbon olmak üzere iki cin­si vardır. Dış şarbon, derideki çizik, çatlak ve yaralardan giriş ya­par.

İç şarbon ise, hayvanm yününden ve tüylerinden uçuşan mik­ropların nefes yoluyla ahnması sonucu geçer. Hasta hayvanın eti yendiği zaman da mikroplar vücuda girmiş olur.

Belirtileri:
• En sık görüleni dış şarbondur. Mikroplar genellikle el, yüz, kol ve bacaklarda yerleşirler.

• Şarbon "siyah yara" ile karekterizedir. Önce ortasında siyah leke bulunan kırmızı kabarcıklar ortaya çıkar.
• Daha sonra kabar­cık büyüyerek patlar ve etrafına iltihap saçar. Yara zamanla ku­ruyarak üzeri siyah bir kabukla örtülür.

• Yaranın etrafı şişerken; çevrede yeni kabarcıklar türer.

• İç şarbonun teşhisi oldukça zordur. Mide, bağırsak iltihabı­na yol açar. Pek ender olarak kusma ve ishal görülür.

Ne Yapmalı?
Meslekleri icâbı hayvanlarla uğraşmak ; hastalığa yakalandığından şüphe zorunda olanlar için geliştirilmiş "şarbon aşıları" vardır. Bu gibi kimseler aşı yaptır­malıettikleri hayvanı diğerle­rinden ayırmalı ve veterinere kontrol ettirmelidir.

Şarbondan ölen hayvanların üzeri kireç kaymağı ile örtüle­rek hastalığın diğer hayvanlara geçmesi önlenmelidir. Aynı zamanda sağlam hayvanlar aşılatılmalıdır.

Tedavi:
• Antibiyotik tedavisi, şarbon basillerine karşı.oldukça etkili­dir.

• Hasta, tedavi sonuçlanıncaya kadar, yatakta istirahat etti­rilmelidir.

şark çıbanı

şark çıbanı çıban tatarcık

Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde sık görülmesi se­bebiyle bu ismi alan bir parazit hastalığıdır.

Halk arasında Diyar­bakır Çıbanı, Antep Çıbanı, Halep Çıbanı ve Bağdat Çıbanı gibi isimlerle de çağırılmaktadır.

Tıpta "heishmania tropica" adıyla bilinen bir parazitin marife­tiyle ortaya çıkmaktadır. Parazit, doğrudan bulaşabildiği gibi, "tatarcık" sineği tarafından da insana taşınmaktadır.



Belirtileri:
• Vücuda girdikten iki hafta sonra veya bir sene içinde, girdi­ği yerde birkaç milimetre çapmda pembe bir leke olarak ortaya çıkmaktadır.

• Bu leke zamanla sertleşerek kabarcık halini alır. Rengi de koyulaşarak kararmaya başlar.

• Hastalık bu şekliyle bir yıl kadar devam ettikten sonra iz bı­rakarak kaybolabilir.

• Vücut direnci düşük kimselerde siyah kabarcık açılarak ya­ra halini alır.

• Yaranın kabuğu kaldırıldığında, altından "çivi belirtisi" dedi­ğimiz birtakım çıkıntılar ortaya çıkar. Hastalık, bu çıkıntılarla bir­kaç yıl devam ettikten sonra iz bırakarak kaybolabilir.

• Daha çok ahn, burun, çene, ayak boyun ve kol gibi açık böl­gelerde görülen hastalık iyileşse bile "tipik bir iz" bırakır. Bu ize bakarak bir kimsenin bir zamanlar şark çıbanına yakalandığı ra­hatlıkla söylenebilir.

Ne Yapmalı?
• En önemli korunma tetbiri, tatarcık sinekleri ile mücadele­dir.

• Her şeye rağmen, ilk belirtisinden hastalığa yakalandığını farkeden kimse derhal bir sağlık kuruluşuna baş vurmalıdır.

Tedavide:
• Yara içine emetin ve atebrin şırınga edilmesi iyi neticeler vermektedir.

• Ayrıca antimon bileşikleri, amfoterisin B ve neostibosan gibi ilâçların damar yahut kas yoluyla vücuda ve­rilmesi tedaviyi hızlandırmaktadır.

• Yara yerine yerleşen bakterilerle mücadele etmek için anti­biyotik ve sulfanomid kullanılır.

• Tedavi sırasında yara üzerindeki kabuklar temizlenmeli, pansuman edildikten sonra temiz gazlı bezle kapatılmalıdır.

tetanoz

tetanoz tedavisi tetanoz aşısı

Tetanoz mikropları toz, toprak ya da hayvan gübresi ile bulaş­mış yaralardan vücuda giriş yaparlar.

Tetanozun bulaşması için illa da büyük yaraların ve eziklerin meydana gelmesine lüzum yoktur. Küçük bir kıymık, bir çivi batması veya bir çizik bazan ye­terlidir. Tetanoza dönüşen kürtaj vakaları da çoktur. Çok seyrek de olsa, yanıklardan ve ortakulak iltihaplarından sonra tetanoz görülebilir.



Belirtileri:
• Mikroplar vücuda giriş yaptıktan yaklaşık üç hafta sonra hastalık belirtileri ortaya çıkar.

• Endişe ve huzursuzluk halleri ile birlikte kas sertliği ve ağzı­nı açamama (çene kenetlenmesi) durumu belirir.

• Ensede sertlik ve yüz spazmları görülür.

DİKKAT: Müdahale edilmeyen ağır vakalarda bel kemiğinin büküldüğü müşahade edilmiştir. Hasta sırtı kemer yapacak şekil­de yatar. Ondan sonra en ufak bir ses hastada çılgınhk derecesin­de tepkilere yol açar.

Ne Yapmalı?
Çocuklar dışarıda oyun oynarken sık sık düşer yaralanırlar. Sokaklarımızın birer pislik yuvası olduğunu -maalesef- kabul et­mek zorundayız. Bu sebeple çocuklarınıza mutlaka vaktinde teta­noz aşısı yaptırınız.

NOT: Tetanoz aşısı, boğmaca ve difteri aşısı ile birlikte DBT (Difteri - Boğmaca - Tetanoz) yapılır. Beşinci aydan başlayarak iki ay ara ile üç dozda tamamlanır. İlkokula başlarken aşı (yine üç doz halinde) tekrarlanmalıdır. Keza ortaokula başlayınca ve yirmi yaşına gelince tetanoz aşısı tekrarlanmalıdır.

Vaktinde verilen tetanoz aşısı vücutta aktif bir bağışıklık ka­zandırır. Ancak bu şahsın tetanoza yakalanmayacağı anlamına gelmez. Şüpheli yaralarda tetanozun belirtilerini beklemeden doktora gidilmelidir.

Kişi aktif olarak vaktinde aşılanmış ise, doktor yeni bir aşı daha yapabilir.

Aşılanmamış kişilerde tedavi oldukça zor ve risklidir. Zira doktor pasif bir bağışıklık kazandırmak için at serumu vermekte tereddüt edecektir. Çünkü serumun bazı tehlikeli yan etkileri var­dır. Ancak bu yine doktorun bileceği bir iştir. Penisilin ve gamma globülin tedavisi de oldukça etkilidir.

tifo

tifo paratifo ishal ateş

Genellikle yaz ve sonbahar aylarında salgın halinde ortaya çı­kar. İçme suları ve yiyeceklerle bulaşır.

Vücuda girdikten sonra bağırsağın alt bölümlerinden lenf bezlerine geçen tifo bakterileri, oradan da lenf yolları ve kan damarları vasıtasi ile bütün organ­lara yayılırlar. Hızla üreyen bakteriler safra kesesi yoluyla dışkı­ya; böbrek yolu ile de idrara karışarak dışarı çıkarlar ve salgınla­ra sebep olurlar.



Belirtileri:
• Baş ağrısı, iştahsızlık, halsizlik, kabızlık veya ishal şeklinde ilk belirtilerini verir. Bu arada burun kanaması da görülür.

• Asıl tehlike işaretleri ikinci hafta ortaya çıkar. Dil paslanır. Yüksek ateş, aşırı kabızlık veya ishal vardır.

• Vücudu saran pem­be lekeler de buna eşlik eder.

• Lekeler iki gün içinde solar. Ancak, hemen sonra tekrar or­taya çıkarlar.

• Dilin kenarları ve yanaklar kızarır.

• Dilin tam ortasında paslıbir leke vardır.

• Hastalık ilerledikçe dil kirli sarı bir renk alır.

• Üçüncü hafta karın şişer ve gerilir. Karm içinden .gürültülü sesler gelir.

• Dördüncü hafta barsak kanamaları görülür.

• Yüksek ateşe rağmen terleme olmaz. Nabız ise yavaştır.

DİKKAT: Nabzın birden bire hızlanması tehlikeli kanamalar ol­duğuna işarettir. Tedavi edilmeyen tifo
vakalarında bronşit ve bademcik iltihabı da görülür. Direnci az, zayıf bünyelerde tifo bak­terilerinin salgıladığı zehirler beyni, kalbi, sinir sistemini, böbrek­leri, safra kesesini ve karaciğeri etkilerler. En tehlikeli yan etkile­ri kalp ve böbreklerde görülür.

Ne Yapmalı?
• Temizliğe çok dikkat ediniz.

• Salgın halinde tifo görüld'üğü zaman aşı yaptırınız. Tifo aşı­sı bir haftada üç defa tekrarlanarak verilir. Bir sene müddetle vü­cuda bağışıklık kazandırır. Aşılanmış kişiler tifoyu çok hafif atla­tırlar. Bir sene sonra aşının tekrarlanması (yine haftada üç sefer) gerekir.

• Aile üyelerinin birinde tifo belirtileri başlayınca mutlaka doktora gösterilmeli, tıbbi tedavi uygulanması sağlanmalıdır. Te­daviye ne kadar erken başlanırsı, hastalık o kadar kolay atlatılır.

• Tifolu hasta diğer aile üyelerinden ayrı bir odada yatırılma­lı; kullandığı eşyalar dezenfekte edilmelidir.

PARATİFO
Belirtileri tifoya benzeyen fakat ondan daha tehlikesiz olan bir hastalıktır. İki tifo ancak kan tahlili ile birbirinden ayırdedilebilir. Hastayı tifo kadar sarsmaz; süresi de kısadır. Yan etkileri pek gö­rülmez. Tifo aşısı, paratifo bakterileri için de etkilidir.