<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435</id><updated>2012-02-16T00:38:47.019-08:00</updated><category term='shaza'/><category term='gozddl'/><title type='text'>ACİL YARDİM TEKNİKLERİ</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>213</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-8996637334560259501</id><published>2008-03-25T14:38:00.000-07:00</published><updated>2008-03-25T14:55:33.233-07:00</updated><title type='text'>bel ağrısı tedavisi</title><content type='html'>&lt;h1 title="bel ağrısı tedavisi fizik tedavi ve rehabilitasyon ftr merkezi fizyoterapi tedavisi ağrısı ağrıları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;bel  ağrısı tedavisi&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Yetişkinlerin %80 inde, yaşamlarının bir döneminde önemli  derecede bel ağrısı olmaktadır. Bel ağrısı, işgücü kaybına neden olan ve  faaliyetlerimizi etkileyen sağlık sorunlarından birisidir. Belle ilgili  zedelenmeler, işyerinde çalışanlar arasında görülen toplam yaralanma ve  hastalıkların yaklaşık %20 sini oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bel ağrısının önlenmesi amacıyla yaygın olarak uygulanan stratejiler,  vücut formunun geliştirilmesine yönelik egzersiz, sırt mekaniği ve ağırlık  kaldırma konusunda eğitim ve lomber desteklerdir (genellikle ek destek sağlamak  üzere belin çevresine hafif bir elastik kuşak sarılması).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bu  önlemlerin etkinliği tam olarak bilinmemektedir. Bel ağrısına birkaç etken neden  olabilir. Bunların başında zedelenmeler ve yaşlanmanın etkileri gelir. Bel  ağrısı vakalarının çoğunluğunun önemli olduğu düşünülmemektedir ve bunlar,  doktorun önereceği basit tedavilerle geçmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEL AĞRISININ ÖNLENMESİ  :&lt;br /&gt;o Sırt kaslarınızın güçlü ve esnek olmasını sağlamak için düzenli egzersiz  yapın.&lt;br /&gt;o Ağırlık kaldırırken, doğru teknikleri uygulayın (bütün cisimleri,  vücudunuza yakın tutarak kaldırın ve bükülmekten, ileriye doğru eğilmekten ya da  cismi kaldırırken uzanmaktan kaçının)&lt;br /&gt;o Uygun vücut ağırlığını koruyun ve  sigara içmekten kaçının&lt;br /&gt;o Ayakta dururken ya da otururken uygun pozisyonda  olmaya dikkat edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NE ZAMAN DOKTORA GİTMEK GEREKİR ?&lt;br /&gt;o Belirtiler  şiddetliyse ve birkaç gün içinde geçmiyorsa&lt;br /&gt;o Ağrı günlük etkinlikleri  engelliyorsa&lt;br /&gt;o Barsak ya da mesane kontrolüyle ilgili sorunlarınız varsa&lt;br /&gt;o  Kalça ya da rektum bölgesinde uyuşma hissediyorsanız&lt;br /&gt;o Bacağınızda güçsüzlük  ya da uyuşma varsa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEL AĞRISI TEDAVİSİ SEÇENEKLERİ :&lt;br /&gt;İlaç : Hafif ila  orta şiddette belirtileri olan kişilere asetaminofen, aspirin ya da ibuprofen  gibi ağrı kesiciler yeterli olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırta sıcak ya da soğuk uygulaması:  Belirtilerin başlangıcını izleyen 48 saat içinde, her seferinde 5-10 dakika  süreyle olmak üzere, sırtınıza soğuk su torbası (ya da buz torbası)  uygulayabilirsiniz. Kırk sekiz saatten uzun süren belirtiler için, ağrıyı  gidermek amacıyla bir sıcak su torbası uygulamayı ya da sıcak su banyosunu  deneyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Spinal manipülasyon : Bu tedavi sadece bu konuda uzman  bir kişi tarafından uygulanmalıdır ve bazı vakalarda, belirtilerin ortaya  çıktığı ilk ay içinde yararlı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AMELİYAT : Bel ağrısı vakalarının  çoğunluğu, ameliyata gerek olmadan tedavi edilebilmektedir. Ameliyatın en sık  rastlanan gerekçesi, disk kaymasına bağlı basınç nedeniyle sinirde ve bacakta  oluşan ağrıdır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-8996637334560259501?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8996637334560259501'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8996637334560259501'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/bel-ars-tedavisi.html' title='bel ağrısı tedavisi'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-8476374997263497798</id><published>2008-03-25T14:35:00.000-07:00</published><updated>2008-03-25T14:38:30.838-07:00</updated><title type='text'>adale çekilmesi</title><content type='html'>&lt;h1 title="adale çekilmesi incinme fizik tedavi ve rehabilitasyon ftr merkezi fizyoterapi tedavisi ağrısı ağrıları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;adale  çekilmesi incinme&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Adale çekilmesi veya incinmesi, bir kasın üzerine çok  fazla yük bindirmenin sonucudur. Hafif bir adale çekilmesi o bölgeyi fazla  germekten veya aşırı çalıştırmaktan meydana gelir. Güç kaybı yoktur fakat acı  duyulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;Belirtiler&lt;br /&gt;o Zedelenme meydana  geldiği zaman lokalize ağrı, bunu izleyen hassasiyet ve bazı durumlarda  şişme&lt;br /&gt;o Zedelenmenin meydana gelmesinden hemen sonraki 24 saat içinde tutulma  (sertleşme) veya hassasiyet&lt;br /&gt;o Eğer kasın hiçbir fonksiyonu yokmuş gibi  görünüyorsa, kopmuş olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kasın liflerinden bazıları gerçekten  yırtılır ve adalenin kasılıp iç kanama yapmasına neden olursa daha ciddi bir  durum ortaya çıkar. Ender durumlarda bütün kas kopup ayrılabilir, ya kısmi  olarak veya daha seyrek görülen şekliyle, tamamen kopabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adale  incinmelerinin en sık görülenlerinden biri uyluk kemiğinin arka tarafındaki bir  grup adale üzerinde olur. Bu kaslar dizinizi kapatıp açabilmenizi sağlar;  koştuğunuz zaman bu kaslarda çekilme meydana gelebilir.&lt;br /&gt;Uyluk kemiğinin arka  tarafında bir adale ağrısı veya zayıflığı bu adalelerinizi incittiğinizi  gösterebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İncinmenin çok yaygın ikinci bir çeşidi de kasık çekmesi  veya gerilmesi denen olaydır. Kasık çekmesi olayında belirli bir kas zedelenmiş  değildir; daha çok, kasıktaki ten-don ve kaslar (karın, bacak ve pelvis  bölgeleri dahil) gerilmiş veya yırtılmış olabilir. Kasık gölgesindeki ağrı veya  adale spazmları tekrarlanan aşırı kullanımdan veya tek bir olaydan  kaynaklanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teşhis&lt;br /&gt;Zedelenen alandaki rahatsızlık (hassasiyet,  kramplar ve şişme ) teşhis için önemlidir. Sorunun, kemikte bir yaralanmadan  kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamak için radyografi gerekebilir.&lt;br /&gt;Adale  çekilmesi, tedavi ve nekahat devresinde uygun bir bakımla, hızla ve tamamen  iyileşir.&lt;br /&gt;Bununla birlikte, ağrınız birkaç günden daha fazla sürmüşse ve kas  yırtılması ya da bir kırıktan kuşkulanıyorsanız, doktorunuza başvurun.  Zedelenmeyi onarmak için bir ameliyat gerekebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi &lt;br /&gt;Zedelenmeden sonraki ilk 24 saatte, arızalı bölgeye buz veya soğuk kompres  uygulayın. Ondan sonra termofor veya sıcak banyo kullanın. Bazen, özellikle eğer  şişme çok fazlaysa kas zedelenmesi düzelene kadar soğuk kompres kullanılabilir.  Zedelenen kası yüksekte tutmak ve elastik bandaj kullanmak şişmeyi önlemeye veya  azaltmaya yardımcı olabilir. Fakat fazla sıkı bağlamamalısınız. Zedelenen kası,  ağrılı olduğu sürece kullanmamaya çalışın. Bu süre genellikle birkaç günden  fazla değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlaç&lt;br /&gt;Küçük adale çekilmeleri için, ağrıyı azaltmak  amacıyla aspirin veya diğer ağrı kesici ilaçlar alınabilir. Orta veya ağır adale  incinmeleri için ilaç almadan doktorunuza danışın çünkü kendisi size şişmeyi  azaltmak için bir antienflamatuar ilaç, bir kas gevşetici veya ağrı kesiciyi  zedelenmenin durumuna bağlı olarak verecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ameliyat&lt;br /&gt;Eğer kasta  yırtılma varsa, ameliyat en iyi seçenektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önleme&lt;br /&gt;Adale  çekilmelerinden kaçınmanın en iyi yolu, egzersiz öncesi uygun ısınma hareketleri  yapmaktır. Tekrarlayan adale çekilmelerini önlemek için, zayıf kasın  güçlendirilmesini amaçlayan bir egzersiz programı da bazen yararlı  olabilir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-8476374997263497798?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8476374997263497798'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8476374997263497798'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/adale-ekilmesi.html' title='adale çekilmesi'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-3029127478205173974</id><published>2008-03-18T14:40:00.002-07:00</published><updated>2008-03-18T14:41:47.207-07:00</updated><title type='text'>AIDS  testler ilaçlar</title><content type='html'>&lt;h1 title="AIDS bulaşma yolları testler ilaçlar enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;AIDS  bulaşma yolları testler ilaçlar&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;AIDS, ölümle sonuçlanan mikrobik bir  hastalıktır. Bu mikrop bulaştıktan sonra, bağışıklık sistemini bozarak, insanın  birçok hastalığa karşı kendini koruyamamasına sebep olur. Ancak, hastalık  belirtileri hemen ortaya çıkmaz. Zamanla vücudun savunma sistemi yavaş yavaş  ortadan kalkar ve ortalama 10 yıl sonra , çeşitli hastalık belirtileri görülmeye  başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;AIDS hastalığı ortaya çıksın,  çıkmasın, mikrobu taşıyan kişiler başkalarına bulaştırabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir  insanda AIDS mikrobu olduğunu belli edecek net bir işaret yoktur. Kişinin kendi  kendine tanı koyması mümkün değildir. Kesin tanı ancak kan muayenesi ile  konulur. AIDS'in kesin tedavisi yoktur ve henüz koruyucu bir aşı bulunamamıştır.  Mikrop, kişiden kişiye 3 yol ile geçebilmektedir: cinsel ilişki yoluyla, kan  yoluyla ve anneden bebeğine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AIDS'ten korunmak için şu önlemler  alınmalıdır:&lt;br /&gt;• Mikrobu taşıyıp, taşımadığı bilinmeyen kişi ile girilen cinsel  ilişkilerde kondom kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;• Kontrol edilmemiş kan ve kan ürünleri  kesinlikle kullanılmamalıdır.&lt;br /&gt;• Şırınga, iğne, jilet gibi her türlü delici ve  kesici alet, başkaları ile paylaşılmamalıdır.&lt;br /&gt;• Çiftler evlilik ve hamilelik  öncesinde AIDS testi yaptırmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AIDS mikrobu vücut dışında  yaşayamayan çok dayanıksız bir virüstür ve dış ortamda kısa sürede ölür. Bu  yüzden el sıkışma, sarılma, dokunma, aynı tabaktan yemek yeme ile, tuvalet ve  banyolardan geçme tehlikesi yoktur. Bu nedenle AIDS'e yakalananları gereksiz  yere dışlamayınız, onlara destek olunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha fazla bilgi edinmek için  sağlık kuruluşlarına başvurunuz.&lt;br /&gt;UNUTMAYINIZ!&lt;br /&gt;AIDS'ten korunmanın en  güvenli yolu tek eşliliktir. İnsanların dış görünüşlerinden HIV ile enfekte olup  olmadıklarını anlayamazsınız. Güvenli bir cinsel ilişki için kondom  kullanınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANNEDEN BEBEĞE BULAŞMA HAKKINDA BİLGİ&lt;br /&gt;Mikrobu almış olan  anne, bebeğine bulaştırabilir. AIDS mikrobu, hamilelik esnasında, doğum  sırasında veya anne sütü ile bebeğe geçebilir. Anneden bebeğe bulaşma oranı  kesin olarak bilinmemekte, % 30 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Annneden  bebeğine bulaşmayı en erken devrede tanımlamak ve gerekli önlemleri alabilmek  için gebelik öncesi AIDS tarama testleri yaptırılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mikrobu aldığı  bilinen kadın için önerilebilecek tek yol hamilelikten kaçınmaktır. Çünkü  doğacak bebeğin AIDS'e yakalanma olasılığının yanısıra , öksüz ve yetim kalma  olasılığı da gözönüne alınmalıdır. Gebelik oluştuktan sonra nihai karar aileye  ait olmak üzere gebelik sonlandırılabilir. Son yıllarda ülkemizde de AIDS'li  bebek doğumlarında artış olmuştur. Bugüne kadar annesinden AIDS mikrobu alan 6  bebek bildirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AIDS TEDAVİSİ VE RUHSAL DESTEK HAKKINDA  BİLGİ&lt;br /&gt;AIDS tedavisinde iki yaklaşım vardır. Birincisi AIDS mikrobunun  kendisine yönelik yaklaşımlar, ikincisi AIDS'e bağlı olarak ortaya çıkan  hastalıkların tedavisi. AIDS mikrobuna karşı bugüne kadar kesin etkili bir  yöntem bulunamamıştır. Ancak, son yıllarda kaydedilen gelişmeler umut  vermektedir. Hastalığın mümkün olduğunca erken tanımlanması ve sonra birden  fazla ilacın birarada kullanıldığı tedavi şemaları ile hastalık belirtilerinin  ortaya çıkışı geciktirilebilmekte ve hastanın yaşam süresi uzatılabilmektedir.  Bunlar hatalı kullanıldıklarında zehir etkisi olabilecek ilaçlardır ve yalnız  hekim kontrolünde kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci yaklaşım ise, AIDS mikrobunun  vücudun bağışıklık sistemini hasara uğratması neticesinde ortaya çıkan verem,  mantar ve benzeri diğer hastalıkları bilinen yollarla tedavi etmektir. Kişide  gelişen hastalık tablosuna göre, antibiyotikler, antifungal ajanlar,  radyoterapi, kemoterapi ve cerrahi tedavi yöntemleri kullanılmaktadır. Hastanın  diğer bir bulaşıcı hastalığı yoksa ve kendi sağlığı gerektirmedikçe, ayrı  bölümlerde bulundurulmasına gerek yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel bir kural olarak,  hastalığı ne olursa olsun, her hastaya mümkün olduğunca cesaret ve umut vermek  gerekir. Buna özellikle ihtiyacı olan AIDS hastaları, doktoruna, yakınlarına ve  arkadaşlarına güven duygusunu kaybetmemeli ve olabildiği ölçüde normal yaşantı  ve ilişkilerini sürdürmelidirler. AIDS'e yakalananlarda başlangıçta  kabullenememe ve isyan duyguları ortaya çıkabilir, bunu yalnızlık, toplum  tarafından dışlanma hissi, umutsuzluk ve çaresizlik duyguları izler. Kişi ruhsal  olarak çökkünlüğe girebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uykusuzluk, iştah bozukluğu, zayıflama,  unutkanlık, çabuk yorulma, halsizlik, umutsuzluk, çaresizlik duyguları ruhsal  çöküntü belirtisi olabilir. Bu durum tedavi edilebilir ancak kişi bu duyguları  kaderi olarak değerlendirip, yardım istemeyebilir. Oysa, ruhsal destek ve  tedaviler, hastanın yaşama daha umutla sarılmasını ve mücadele için kendini daha  güçlü hissetmesini sağlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AIDS'e yakalananlar çekinmeden  psikiyatriste başvurmalı ve duygularını paylaşmalıdırlar. Böylelikle kendisine  gerek kendi sağlığını koruması, gerekse başkalarına bulaştırmaması için nasıl  davranması gerektiği konusunda da bilgi verilecektir. Gerekiyorsa ailesine de  danışmanlık hizmeti sağlanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AIDS UYUŞTURUCU İLİŞKİSİ HAKKINDA  BİLGİ&lt;br /&gt;Uyuşturucu madde bağımlılığı AIDS için çok ciddi bir risk faktörüdür.  Damar yolu ile uyuşturucu kullananlarda AIDS'e sık rastlanılmaktadır. Uyuşturucu  bağımlıları, damar yolu ile uyuşturucu kullanırken sıklıkla başkası tarafından  da kullanılmış, kirli enjektörleri defalarca kullanmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kirli ve  kullanılmış enjektörler AIDS mikrobunun bağımlılar arasında hızla yayılmasına  neden olmaktadır. Buna ilaveten uyuşturucu kullananlar arasında kontrolsüz ve  korunmasız cinsel ilişkiler yaygın olarak görülmektedir. Bu ilişkiler de AIDS'in  yayılımına neden olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyuşturucu bağımlılığı olan ve ortak  enjektör kullanımı nedeniyle mikrobu alan kişi sayısı hem Avrupa ülkelerinde hem  de ülkemizde artmaktadır. Sağlığınızı korumak için uyuşturucu kullanmaktan  kaçınınız. Uyuşturucuların yarattığı manevi ve maddi yıkım sonunda, ya doğrudan  uyuşturucudan yada AIDS'ten ölüm riski olduğunu unutmayınız.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-3029127478205173974?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/3029127478205173974'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/3029127478205173974'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/aids-testler-ilalar.html' title='AIDS  testler ilaçlar'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-5041498713178263706</id><published>2008-03-18T14:40:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T14:40:34.756-07:00</updated><title type='text'>AIDS cinsel yolla bulaşırmı</title><content type='html'>&lt;h1 title="AIDS cinsel yolla bulaşırmı enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;AIDS  cinsel yolla bulaşırmı&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;CİNSEL İLİŞKİ İLE BULAŞMA HAKKINDA BİLGİ&lt;br /&gt;AIDS  insandan insana en fazla kadın-erkek arasındaki cinsel ilişki yoluyla  bulaşmaktadır. Bunun yanısıra, iki erkek arasındaki eşcinsel ilişkiler de  AIDS'in bulaşması açısından önemli yollardandır. Cinsel ilişki sırasında kadın  ve erkek cinsel organlarındaki, makattaki zedelenmeler mikrobun sağlam kişinin  vücuduna girmesine yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel  organlarda herhangi bir hasar olmaksızın da geçiş olabilir. Cinsel ilişki sayısı  ile bulaşma riski artmaktadır. Bununla birlikte tek bir cinsel ilişkiyle de  bulaşma olabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsel ilişkide, kadın cinsel organının daha  geniş bir doku yüzeyine sahip olmaları ve ilaveten meninin daha yüksek  yoğunlukta mikrop içermesine bağlı olarak, kadınlar daha fazla risk  altındadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyal yönden riskli davranışlar; birden fazla kişi ile  korunmasız cinsel ilişkide bulunmak, eşcinsellik, hayatını fuhuşla kazanan  kişilerle korunmasız cinsel ilişkiye girmek olarak  sıralanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde AIDS'in dünyadaki yayılımında bir numaralı  bulaşma yolu cinsel ilişkidir. Aynı şekilde ülkemizde de AIDS vaka ve  taşıyıcılarının büyük bir çoğunluğunda mikrobun cinsel ilişki yoluyla bulaştığı  kesin olarak belirlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yolla bulaşmanın engellenmesinde tek  çözüm; herkesin "Güvenli Cinsel Davranışlar"ı benimsemesidir. Bunun için her iki  eş karşılıklı tek eşlilik davranışı içerisinde olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun yanında  cinsel ilişki ile bulaşmanın önlenmesinde bugün için bilinen yolun, ilişkilerde  kondom kullanılması olduğu daima akılda tutulmalıdır. Kucaklama, okşama,  sarılma, zedeleyici olmayan öpüşmeler ile AIDS bulaşmaz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-5041498713178263706?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/5041498713178263706'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/5041498713178263706'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/aids-cinsel-yolla-bularm.html' title='AIDS cinsel yolla bulaşırmı'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-8911520364360234526</id><published>2008-03-18T14:39:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T14:39:52.571-07:00</updated><title type='text'>AIDS kan yoluyla bulaşırmı</title><content type='html'>&lt;h1 title="AIDS kan yoluyla bulaşırmı enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;AIDS  kan yoluyla bulaşırmı&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;AIDS KAN YOLUYLA BULAŞMA HAKKINDA BİLGİ&lt;br /&gt;Mikrobu  almış kişiden alınan; kan, kan ürünleri, organ, doku ve spermin başkasına  verilmesiyle virüs bulaşabilir. Buna bağlı olarak, kan nakline yoğun olarak  ihtiyaç gösteren kişiler normal nüfusa kıyasla daha fazla risk altında kabul  edilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan yoluyla bulaşmanın  diğer bir biçimi de, sterilize edilmemiş yani mikroptan arındırılmamış, iğne,  enjektör, makas, jilet gibi diğer delici-kesici aletlerin kullanılması ile olan  bulaşmalardır. Damardan uyuşturucu kullananlar kendi aralarında ortak iğne,  enjektör kullanmalarına bağlı olarak, en fazla risk altındaki gruplar arasında  yer almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan yoluyla bulaşmanın önlenmesi için, öncelikle tüm kan  ve kan ürünleri ile organ, doku, sperm vs. veren kişilerin uygun testlerle  taranması gerekir. Mikropla bulaşmış veya kontrolü yapılmamış kan ve kan  ürünleri hiçbir şekilde kullanılmaz. Bu tedbirler hükümet tarafından  alınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün için dünyada ve ülkemizde kan ve kan ürünleri nakli  yoluyla olan bulaşmalar düzenli tarama çalışmaları neticesinde büyük ölçüde  kontrol altına alınmış durumdadır.Kan ve kan ürünlerinin kontrolü ve tek  kullanımlık enjektör uygulamasının yaygınlaştırılması ile yıllar içinde bu yolla  olan bulaşmalar giderek azalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak kan yolu ile bulaşmanın tamamen  önlenebilmesi için, mikrop taşıyan iğne, şırınga ve kesici aletlerle  bulaşmaların da önlenmesi gerekir. Uyuşturucu bağımlılığı olan ve ortak enjektör  kullanımı nedeniyle mikrobu alan kişiler ise hem Avrupa ülkelerinde hem de  ülkemizde artmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıbbi uygulamalarda tek kullanımlık iğne, şırınga  ve malzeme kullanılmalı ya da bunlar sterilize veya dezenfekte edilmeden  kullanılmamalıdır. Kişiler AIDS'ten korunmak için ortak jilet kullanımından  kaçınmalı, makas, kesici delici tırnak bakım malzemelerinin steril olduğundan  emin olmadan kullanılmalarına izin vermemelidirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aletlerin 20  dakika kaynatılması veya çamaşır suyunda bekletilmeleri ile AIDS mikrobunun  etkisiz hale getirilmesi kolayca mümkün olabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-8911520364360234526?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8911520364360234526'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8911520364360234526'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/aids-kan-yoluyla-bularm.html' title='AIDS kan yoluyla bulaşırmı'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-5686015125987228042</id><published>2008-03-18T14:38:00.002-07:00</published><updated>2008-03-18T14:39:12.857-07:00</updated><title type='text'>AIDS</title><content type='html'>&lt;h1 title="AIDS tanısı aids testleri enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;AIDS  tanısı aids testleri&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;AIDS TANISI VE TESTLER HAKKINDA BİLGİ&lt;br /&gt;o AIDS'in  kesin tanısı laboratuvar tetkikleri ile konulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o En fazla kullanılan  tanı yöntemi; tarama testleri ile kanda antikor tayinidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Antikor,  mikroba karşı vücudun geliştirdiği maddelere denilir ve bunlar mikrop girdikten  ortalama 3 ay sonra oluşurlar. Bu süre 6 haftadan 1 yıla kadar  değişebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Dolayısı ile  maruziyetten hemen sonra yapılan testler doğru sonuç vermeyebilir. Bu nedenle  riskli davranışta bulunan kişinin durumu en erken 3 ay sonra belli  olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o İlk tarama testleri ile pozitif bulunan tüm örnekler mutlaka  daha ileri teknik gerektiren doğrulama testi ile incelenir. Çünkü başka  nedenlere bağlı olarak hatalı pozitiflik görülebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Doğrulama  testi ile tekrar pozitif bulunan kişi AIDS mikrobu ile karşılaşmış  demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Tarama testleri devlet hastanelerinde, halk sağlığı  laboratuvarlarında, özel hastane ve laboratuvarlarda, kızılay kan merkezlerinde,  üniversite hastanelerinde yapılmakta olan kolay ve ucuz testlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o  Test başvurusunda adınızı kodlayarak verebilir, kimliğinizi  saklayabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Yasal olarak, kimlik bilgileriniz bilinse bile  sağlık kuruluşunda gizli tutulmak zorundadır ve izniniz dışında  açıklanamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Mikrobu aldığınızdan herhangi bir şüpheniz varsa, hem bir  an önce gerekli tıbbi yardımı almak, hem de sevdiklerinizi korumak için test  yaptırınız&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-5686015125987228042?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/5686015125987228042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/5686015125987228042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/aids.html' title='AIDS'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-1138835640629416452</id><published>2008-03-18T14:38:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T14:38:41.988-07:00</updated><title type='text'>allerjik nezle</title><content type='html'>&lt;h1 title="allerjik nezle alerjik rinit enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;allerjik  nezle alerjik rinit&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Allerjik nezle (allerjik rinit) çevresel bazı faktörlere  allerji gelişimi sonucu, burun tıkanıklığı, burun akıntısı, burunda kaşıntı,  hapşırma ve göz yaşarması gibi belirtilerin haftanın çoğu gününde görülüyor  olması halidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Allerjik Nezle"nin kaç tipi vardır? Allerjik rinitin iki  tipi vardır. Biri mevsimsel allerjik nezle, diğeri ise yıl boyu süren  (perennial) allerjik nezledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mevsimsel olan  tipi sadece bireyin duyarlı olduğu madde ile karşılaştığı belli bir dönem  boyunca burun akıntısı, burun kaşıntısı, hapşırık belirtileri ağırlıklı olarak  görülür. Halk arasında saman nezlesi olarak da tanımlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıl boyu süren  tipte ise birey sorumlu allerjen ile devamlı temas halindedir. Burun tıkanıklığı  ana belirtidir. Bununla beraber hapşırma, burun akıntısı ve burun kaşıntısı gibi  belirtiler de ısı değişikliklerine bağlı olarak veya kimyasal bazı maddeler ile  temas sonrası gibi fiziksel uyaranlarla ortaya çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allerjik  Nezleye bağlı olarak görülebilecek hastalıklar nelerdir? Çocuklarda yıl boyu  süren allerjik nezleye bağlı olarak gelişen burun tıkanıklığının sonucu olarak  tekrarlayan sinüzit ve orta kulakta sıvı birikmesi sık görülen  durumlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinüzit, viral bir üst solunum yolu enfeksiyonunun, yani  soğuk algınlığı veya nezlenin normalde geçmesi gereken 1 hafta - 10 günden uzun  sürmesi, özellikle sabah kalkıldığında artış gösteren balgamlı öksürükler, sarı  burun akıntısı, burun tıkanıklığı belirtilerinin görülmesi ile  tanınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orta kulakta sıvı birikmesi ise ateş ve kulak ağrısı ile  gelebileceği gibi sadece belli belirsiz bir duyma kaybı ile de kendini  gösterebilir. Sözü edilen birinci durumda orta kulakta iltihaplı bir sıvı  birikimi söz konusu iken, ikinci durumda ise iltihapsız bir sıvı birikimi  vardır. Her iki durumda da duyma kaybının kalıcı olmaması için mutlak olarak  altta yatan allerjinin tedavi edilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allerjik Nezle  nasıl tanınır? Allerjik nezlede tanı hastanın hikayesi ve destekleyici  laboratuar testleri ile konur. Burun tıkanıklığı, akıntısı, kaşıntısı, hapşırık  ve göz yaşarması belirtilerinin haftanın çoğu gününde görülmesi halinin varlığı;  bununla beraber allerji deri testinde duyarlılığın olduğu bir maddenin  saptanması ve sümüğün incelenmesinde allerjik hücrelerin tespiti tanı  koydurmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Allerjik Nezle"nin tedavisi nasıldır? Allerjik nezlede  birinci basamak tedavi allerjinin saptandığı maddeden bireyin uzak tutulmasıdır.  İkinci basamakta ise ilaç tedavisi gelir. Bu tedavi ağızdan allerji şurup /  hapları ile veya burun spreyleri ile sağlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi her hasta için  farklılık göstermektedir. Çevre önlemleri ve ilaç tedavisinden yeterli yanıt  alınamayan vakalarda dilaltı damla şeklinde aşı tedavisi uygulanabilir&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-1138835640629416452?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/1138835640629416452'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/1138835640629416452'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/allerjik-nezle.html' title='allerjik nezle'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-7656972614832527835</id><published>2008-03-18T14:37:00.000-07:00</published><updated>2008-03-18T14:38:12.688-07:00</updated><title type='text'>dizanteri</title><content type='html'>&lt;h1 title="basilli dizanteri ishal tedavisi enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;basilli  dizanteri ishal tedavisi&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Savaş bölgelerinde, sağlık kaidelerine uyalmayan  pis çevreler­de, ruhsal gerginlik ve huzursuzluk yaşanan topluluklarda, uzun  müddet pişmiş yemek yerine soğuk ve kuru yiyeceklerle beslenil­diğinde "şigella"  adı verilen hastalık yapıcı bir basilin ortaya çık­tığı tesbit edilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu basil, insandan insana doğrudan geçtiği gibi; yiyeceklere ve insan  pisliğine konan sinekler tarafmdan da taşınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücuda girdikten bir hafta sonra, bazan daha evvel, tesirini  göstermeye başlarlar. Önce kahn barsak zarında yerleşip iltihap oluştururlar.  Çıkardıkları zehirli maddeler barsaklar tarafından emilerek kana karışır ve  oradan bütün organizmaya dağılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri:&lt;br /&gt;• İlk belirtileri  normal bir bağırsak iltihabı gibidir: Karm ağrı­sı, ishal, kusma, baş ağrısı ve  ateş yapar.&lt;br /&gt;• Bir gün içinde ishal şiddetlenir ve sonunda kanla karışarak cam  gibi saydam bir sıvı halini alır.&lt;br /&gt;• Hasta çok sık olarak tuvalet ihtiyacı  duyar. Tuvalet sırasın­da şiddetli karın ağrıları hissedilir.&lt;br /&gt;• Hasta sık sık  tuvalete çıktığı için vücut aşırı sıvı kaybetmek­ten kan dolaşımında bozulma  olur ve müdahale edilmediği takdir­de ölümle sonuçlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne Yapmalı?&lt;br /&gt;•  İshal şiddetlenip kanla karışık geldiği zaman derhal doktor müdahalesi  gereklidir.&lt;br /&gt;•  Antibiyotik ve sülfamit tedavisi ile beraber,,bol sulu  yiyecek­ler verilir.&lt;br /&gt;• Papatya çayı, kaynatılmış kuru böğürtlen suyu ve  rendelen­miş elma oldukça etkilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİKKAT:&lt;br /&gt;• Tedavide geç kalmdığı  zaman hastalık atlatılsa dahi "dizanteri romatizması" dediğimiz inatçı bir eklem  romatizması bırakır. Göz iltihaplarına sebep olduğu vakalar da az değildir.&lt;br /&gt;•  Tedavi sırasında hastanın mutlaka ayrılması gerekir.&lt;br /&gt;• Bu arada taşıyıcı  olmaları sebebiyle sineklerle mücadele&lt;br /&gt;edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-7656972614832527835?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7656972614832527835'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7656972614832527835'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/dizanteri.html' title='dizanteri'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-4317704021397117777</id><published>2008-03-18T14:36:00.004-07:00</published><updated>2008-03-18T14:37:34.450-07:00</updated><title type='text'>bel soğukluğu</title><content type='html'>&lt;h1 title="bel soğukluğu gonore cinsel akıntı enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;bel  soğukluğu gonore cinsel akıntı&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Birleşme sonucu hastadan alınan mikroplar iki  ila yirmi gün sonra tesirini göstermeye başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bel soğukluğu gonore  belirtileri:&lt;br /&gt;• Erkek ve kadın tenasül uzuvlarından koyu ve sarı bir akıntı  ile kendisini belli eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• İdrar yaparken yanma ve ağrı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Erkeğin er bezlerinde, idrar torbasında ve prostat bezinde iltihaplanma ve ağrı  yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kadının rahim içinde, fallop  borularında ve yumurtalığında iltihaplar oluşur. Bunun sonucu düşük, kısırlık ve  hatta karın zarında iltihaplanma görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Erkekte, hastalığın  ilerlemesi halinde, idrar yolundan geçen akıntı yapışkanlık kazanır ve rengi  açılır. İdrar yolu daralır ve hasta idrarını zor yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Dizde,  dirsekte, el ve ayak bileklerinde romatizmal ağrılara benzer ağrılar belirir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DIKKAT: Belsoğukluğu geçiren bir kadın hamile ise; doğacak çocukta "göz  gonoresi" görülecektir. Her doğumda bebeğin gözüne gümüş nitrat eriyiği  damlatmak prensip haline geldiğinden bu tehlike otomatikman bertaraf edilmiş  olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bel soğukluğu gonore tedavisi:&lt;br /&gt;• Günümüzde belsoğukluğunu  kolayca tedavi etmek mümkün hale gelmiştir. Hastalığın ilk günlerinde doktora  gidildiği takdirde bir-iki doz penisilin bile yeterli sonucu vermektedir&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-4317704021397117777?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/4317704021397117777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/4317704021397117777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/bel-soukluu.html' title='bel soğukluğu'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-543586842642778801</id><published>2008-03-18T14:36:00.003-07:00</published><updated>2008-03-18T14:36:54.425-07:00</updated><title type='text'>beyin iltihabı</title><content type='html'>&lt;h1 title="beyin iltihabı ensefalit enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;beyin  iltihabı ensefalit&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Beyin iltihabı yapan çok çeşitli virüs ve bakteri  cinsleri vardır. Virüslü beyin iltihabının en yaygın olanı "Salgın ansefalit"  veya diğer adı ile "uyku hastalığı"dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Virüsün beyni işgal etmesine  ka­bakulak, herpes, kızamık, çiçek, suçiçeği gibi bulaşıcı hastalıklar yardımcı  olurlar. Bazı virüsler, sivrisinek ve kenelerce  taşınmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri:&lt;br /&gt;• Yüksek ateş, baş ağrısı, kusma ve  bulantı ilk belirtileridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Daha  sonra göz, yüz ve boyun bölgelerinde felçler ortaya çı­kar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Felçler,  iltihaplı bölgeye bağlı olarak, vücudun herhangi bir yerinde de  görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Felç öncesinde şaşılık, çırpınma nöbetleri ve uyku hali  görü­lebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne Yapmalı?&lt;br /&gt;• Belirtileri ortaya çıkar çıkmaz doktora  baş vurmaktan baş­ka çare yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Testlerde beyin iltihabının  bakteriyel olduğu açığa çıkarsa antibiyotik tedavisi ile hastanın kurtarılması  kolaylaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Virüslü ansefalitin kesin bir tedavisi henüz  bulunamamıştır. Belirtilerin giderilmesine çalışılır. Bir ay müddetle yatak  istiraha­ti verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Eğer hastalık ilerlemiş, iltihap teşekkül etmiş  ise cerrahi mü­dahaleden başka çare yoktur&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-543586842642778801?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/543586842642778801'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/543586842642778801'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/beyin-iltihab.html' title='beyin iltihabı'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-7231407152178912777</id><published>2008-03-18T14:36:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T14:36:25.115-07:00</updated><title type='text'>cüzzam</title><content type='html'>&lt;h1 title="cüzzam lepra tedavisi enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;cüzzam  lepra tedavisi&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Tıbbi araştırmaların geri olduğu 15. ve 16. yüzyıl  Avrupasın­da cüzzam tehlikeli bir hastalık olarak tanıtılıyordu. Romanlara ve  sinemaya bu yönüyle yansıdığından günümüzde dahi aynı kor­kutucu imajını  korumaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki hastalığa sebep olan "mycobakterium leprae"  adındaki bakteri; çoğu yönleriyle tüber­küloz basiline benzer. Aynı zamanda  aside dayanıklı bir yapıya sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cüzzam, nadir olarak bulaşan, salgmlar halinde görülmeyen bir  hastahktır. Mikroplar vücuda girdikten 3-5 yıl gibi uzun bir za­man sonra  belirtileri görülmeye başlanır. Belirtileri ve hastahğın seyri cinsine göre  değişiklikler gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cüzzamm başlıca iki tipi vardır:&lt;br /&gt;1-Nodüler  veya lepramatöz&lt;br /&gt;2-Nöral veya tüberküloid&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nodüler Cüzzamın  Belirtilerl:&lt;br /&gt;• Genellikle tekrarlayan ateş krizleri ile kendini belli  eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yüzde kırmızıya çalan şişkinlikler ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Daha  sonra şişkinlikler sertleşerek. birleşir. Sertleşme sıra­sında ağrı  yaparlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Şişliklere dokunulduğu zaman hasta bunu hissetmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Yüzden başka; kulaklar, burun içi, önkol bölgeleri ve apış araları şişliklerin  sık görüldüğü yerlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hastalığın ilerlediği devrede yüz şiş ve  yuvarlak bir görünüş alır. Gözler çukurlarına kaçmış; burun yassıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Dil, gırtlak ve boğazda yaralar oluşur. Bu yaralar iyileştik­ten sonra,  yerlerinde sert bir kabuk ve şekil bozukluğu kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nöral Cüzzamın  Belirtileri:&lt;br /&gt;• Cüzzam mikroplarının sinirler üzerinde etkili olmaları  halin­de belirtiler "Nodüler cüzzam"ınkinden farklı bir seyir izler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Sinirlerin harap olması neticesinde, vücutta ve kalçalarda erime görülür.  Sinirlerin zarara uğradığı bölgelerde deri hissizle­şir ve soluklaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Daha sonra çürümeler ve yaralar ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• El ve ayak parmaklarında  kangrenleşmeler başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne Yapmalı?&lt;br /&gt;• Cüzzam zannedildiği gibi  tedavisi mümkün olmayan tehlike­li bir hastalık değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Bugün  Türkiye'de başarı ile tedavi uygulayan "lepra hasta­haneleri" mevcuttur. Yeter  ki zamanında müracaat edilip gerekli tedavi başlatılsm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi:&lt;br /&gt;•  Birçok bulaşıcı hastalığa karşı kullanılan Sülfanomit ve Streptomisin tipi  ilâçlar cüzzam için de oldukça etkilidirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hasta ile çok sıkı temasta  bulunmadıkça bulaşma tehlikesi yoktur. Bu sebeple, tedavi sırasında hastayı  ayırmaya gerek gö­rülmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-7231407152178912777?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7231407152178912777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7231407152178912777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/czzam.html' title='cüzzam'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-3900871103551818689</id><published>2008-03-18T14:35:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T14:35:52.308-07:00</updated><title type='text'>çiçek hastalığı</title><content type='html'>&lt;h1 title="çiçek hastalığı smallpox variola virüsü enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;çiçek  hastalığı smallpox variola virüsü&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Çiçek hastalığı uygulanan aşılama  programları sayesinde 1977 yılında tüm dünyadan kaldırılmıştır. Çiçek hastalığı,  Variola virüsü tarafından meydana getirilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın kuluçka  süresi, virüs alındıktan sonra ortalama olarak 12 gündür, ancak bu süre 7-17 gün  arasında değişebilir. Hastalığın başlangıcında görülen şikayetler ve bulgular  yüksek ateş, halsizlik, baş ve sırt ağrısıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalarda tipik olarak kırmızı döküntüler görülür: Döküntüler  en çok yüz, kollar ve bacaklarda ortaya çıkar. Döküntüler düz (kabarık olmayan)  ve kırmızı lekeler şeklinde başlar ve genelde tüm hepsi aynı zamanda  başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci haftada bu düz-kırmızı lekelerin içi püy (cerahat) ile  dolmaya ve kabuk bağlamaya başlar. Üç dört haftanın sonunda da döküntüler kabuk  bağlar, ayrılır ve düşmeye başlar. Hastaların çoğunda tamamen iyileşme  görülmesine rağmen, %30 kadar hastalık ölümle sonuçlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın  kişiden kişiye geçişi, hastalıklı kişiden çıkan virüs içeren tükrük parçacıkları  ile olur. Çiçek hastalığı olan kişilerde bulaştırıcılık hastalığın ilk  haftasında en yüksek düzeydedir: çünkü bu ilk hafta içerisinde tükrükte çok  miktarda virüs bulunmaktadır. Ancak bulaşıcılık döküntüler tamamen dökülüp  ortadan kalkana kadar da devam edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiçek hatalığına karşı uygulanan  rutin aşılama programları 1972 yılında sona erdi. 1972 yılından önce veya 1972  yılında çiçek aşısı yapılmış olan kişilerin, şu an bu hastalığa karşı  dayanıklılıkları (bağışık olup olmadıkları) tam olarak bilinmemektedir yani  belirsizdir. Dolayısı ile şu an herkesin çiçek hastalığına karşı duyarlı olduğu  kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiçek hastalığına karşı toplumun aşılanması şu an  için önerilmediğinden, çiçek aşısı üretimi yapılmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiçek  virüsüne maruz kalan kişilerde; eğer aşılama 4 (dört) gün içerisinde yapılırsa  hastalığın şiddeti azalabilir veya hastalık hiç görülmeyebilir. Çiçek aşısı,  vaccinia adı verilen ve variola dan farklı canlı virüs içeren bir aşıdır. AŞI  VARİOLA (ÇİÇEK) VİRÜSÜ İÇERMEMEKTEDİR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiçek hastalığının tedavisi  bulunmamaktadır, ancak şu an için aşı üretimi faaliyetleri ve tedavi edici  ajanların geliştirilmesine yönelik çalışmalar bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiçek  hastalığına yakalanan kişilere destekleyici tedaviler önerilmelidir (serum  takılması, ateş düşürücü ve ağrı kesici ilaç verilmesi gibi). Çiçek hastalığının  üzerine bakteriyel bir enfeksiyon gelişmememesi için antibiyotik kullanılabilir. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-3900871103551818689?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/3900871103551818689'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/3900871103551818689'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/iek-hastal.html' title='çiçek hastalığı'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-2005500542074598996</id><published>2008-03-18T14:34:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T14:35:17.048-07:00</updated><title type='text'>çocuk felci</title><content type='html'>&lt;h1 title="çocuk felci poliomyelit enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;çocuk  felci poliomyelit&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Adı "çocuk felci" olmakla beraber; bu hastalığa büyükler  de yakalanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalık, sindirim yolu ile vücuda giren bir virüs  tarafından yapılır. Virüslerin en yaygın geçiş vasıtası lağım sula­rıdır. Sinek  ve diğer uçucu haşereler tarafından taşınarak yiyecek maddelerine bulaştırılır.  Bu mikroplu yiyeceklerle beslenen insan­lardan ancak pek azı hastalığa  yakalanırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşırı yorgunluk, üşütme,  başka bir hastalıktan sonra vücut direncinde düşme, ya­ralanma ve ameliyat  geçirme gibi durumlar çocuk felci virüsünün antikorları yenerek barsaklara  yerleşmesini kolaylaştırır. Barsak­lardan kana geçen virüsler, kan damarları  yoluyla doğruca motor (hareketle ilgili) sinir sistemine gelip burada  tahribatını yaparlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Çocuk Felci-Belirtileri:&lt;br /&gt;• İlk belirtileri  sinsicedir. Bu belirtilerden hastalığı teşhis etmek imkansızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Soğuk  algınlığı, ateş, baş ağrısı, halsizlik, terleme ve iştah­sızhk ilk  belirtileridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sonra bu belirtiler kaybolur. Yaklaşık bir hafta  müddetle ateş de düşer ve hasta kendisini iyi hisseder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ancak bu sinsi  'dönemin ardından ateş birden bire yükselir. İlk belirtiler, daha şiddetli  olarak, tekrar ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Bundan sonrası felçlerin beklendiği  zamandır. Boyun kasla­rında tutukluk (menenjitte olduğu gibi), deride aşırı  duyarlık, ışık­tan rahatsız olma, barsaklarda mikroplanmadan dolayı ağrı,  kas­larda kramp halleri, ruhsal dengede bozulma felç öncesi gözlene­bilecek  belirtilerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• İlk felç hali bacaklarda görülür. Bundan sonra artık  hasta­nın çocuk felcine yakalandığı şüphe götürmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Felçli bölgelerde  kan dolaşımı zayıf olduğundan deri soğur ve kurur; morumsu kırmızı bir renk  alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİKKAT: Eğer felç hali solunum sistemine atlarsa, hasta yut­kunma,  konuşma ve soluk alma güçlükleri çeker. Müdahale edil­mediği takdirde neticesi  ölümdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Çocuk Felci-Ne Yapmalı?&lt;br /&gt;Çocuğunuza mutlaka "çocuk felci  aşısı" yaptırmız. Sıcak böl­gelere seyahat edecek olanlar da tedbir olarak aşı  yaptırmalıdırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT:&lt;br /&gt;• Çocuk felci aşısı genellikle ağızdan  uygulanır. Buna "sa­bin tipi" aşı diyoruz. İlk doz, bebekler altı aylık olmadan  önce, ikinci doz bundan iki ay sonra; üçüncü doz alta ay sonra verilerek aşı  tamamlanır. Daha sonraki aşılar (yine üç doz halinde) beş ve onbeş yaşında  tekrarlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hastalık yapan çocuk felci virüslerine karşı kesin  bir tedavi şekli yoktur. Bu sebepledir ki, aşı son derece önem kazanmakta­dır.  Aşı ile verilen canh virüsler, vücudun savunma mekanizması­nı harekete  geçirmekte ve oldukça etkili bir bağışıklık kazandır­maktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sağlam  bünyelerde, hastalık mikropları fazla tahribat yapa­madan, iyi bir beslenme ve  yatak istirahatinden sonra, hastalık felç hali görülmeden  atlatılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Çocuk felci şüphesi veren belirtiler ortaya çıkınca  mutlaka - vakit geçirmeden- doktora görünmeli; gerekli tıbbi tedavi  sağlan­malıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Felç durumlarında, hastanın iyileşme arzusu oldukça  önem­lidir. İyileşme ümidini kaybeden hastalar, doktorun işini güçleşti­rir;  tedavinin tesirini azaltırlar&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-2005500542074598996?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2005500542074598996'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2005500542074598996'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/ocuk-felci_18.html' title='çocuk felci'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-8390681704816742569</id><published>2008-03-18T14:33:00.000-07:00</published><updated>2008-03-18T14:34:12.207-07:00</updated><title type='text'>dang hastalığı</title><content type='html'>&lt;h1 title="dang hastalığı enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;dang  hastalığı&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Etinden ve sütünden istifade edilen hayvanlardan insana ge­çen bir  hastalıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayvanla doğrudan temasta bulunan veteri­ner, celep, bakıcı  ve kasaplara mikrop bulaştığı gibi; hasta hay­vanın et ve sütü İle beslenenlere  de bulaşabilir. Dang hastalığının insandan insana geçtiği hemen hemen hiç  görülmemiştir. Geçiş yolları deri ve sindirim sistemidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Dang Hastalığı-Belirtileri:&lt;br /&gt;• Yavaş  yavaş yükselen ateşle kendisini belli eder.&lt;br /&gt;• Ateşle birlikte sık terleme  vardır.&lt;br /&gt;• Çoğu vakalarda ishal de görülür.&lt;br /&gt;• İki-üç hafta sonra ateş bir  düşer, bir yükselir.&lt;br /&gt;• Müdahale edilmediği takdirde hastalık iki sene sürer.  Ancak hastanın genel durumunda fazla bozulma olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİKKAT: Vücut direnci  düşük kimselerde kulak altı bezlerinde, er bezlerinde, akciğer zarında, atar  damarlarda ve kalp kasların­da iltihap yapabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Dang Hastalığı-Ne  Yapmalı?&lt;br /&gt;• Belirtileri ortaya çıkar çıkmaz doktora gidiniz.&lt;br /&gt;• Hastalığın  normal tedavi usulü, karışık antibiyotik uygula­masıdır.&lt;br /&gt;• İnsandan insana  mikrop geçişi olmadığı için hastanın ayırıl­masına gerek yoktur&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-8390681704816742569?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8390681704816742569'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8390681704816742569'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/dang-hastal.html' title='dang hastalığı'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-8142282921434306240</id><published>2008-03-18T14:32:00.002-07:00</published><updated>2008-03-18T14:33:10.493-07:00</updated><title type='text'>deli dana</title><content type='html'>&lt;h1 title="deli dana hastalığı  bovine spongioforme enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;deli  dana hastalığı bovine spongioforme&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;deli dana hastalığı  bovine spongioforme  encephalopathie : İngiltere de 10 yıl önce patlak veren ve sığır etinden  insanlara da geçebileceği kabul edilen Deli Dana hastalığının başlıca nedeninin  hayvancılığın bir sanayi haline geldiği Avrupa da sığırların ot yerine etle  beslenmesi olduğu sanılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa  ülkelerinde et ve süt hayvanları ucuz ve karlı olduğu gerekçesiyle, giderek  artan biçimde, bitkisel yemler yerine kemik tozu ve insan tüketiminde  kullanılmayan artık etlerden imal edilen yemlerle besleniyor. Birçok bilim adamı  doğal beslenme biçimine aykırı bu diyetin tehlikeli hayvan hastalıklarının  yayılmasına neden olduğunu düşünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BSE : BSE, Bovine Spongioforme  Encephalopathie kelimelerinin kısaltılması. Türkçesi: Sığırların beyinlerinde  süngerimsi biçimde dejeneratif değişiklerin oluşmasıyla belirgin hastalık.  Hastalığa yakalanan sığırların hareketlerinde anormallik olduğu için, bu  hastalığa halk arasında deli dana hastalığı denildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BSENİN KÖKENİ :  Deli dana hastalığına çok benzeyen ve sadece koyunlarda görülen Scarpie  hastalığı, yaklaşık 250 yıldır biliniyor. Bu hastalık, diğer hayvan türlerine  bulaşabiliyor. Scarpie hastalığından ölmüş bir koyun, sığırlar için hazırlanan  yemlere katkı maddesi olarak kullanıldığında, hastalık sığırlara  bulaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BSENİN SIĞIRLARDAKİ BELİRTİLERİ : Hastalığın ilk belirtileri  genellikle bulaşma tarihinden 4-6 yıl sonra görülüyor. İlk belirtiler, hayvanın  temas sırasında çok korkması, dişlerini gıcırdatması ve saldırgan davranışlar  göstermesi. Hastalığın ileri safhasında sığırlar, burunlarını ve böğürlerini  anormal bir biçimde yalar, kulak hareketleri hızlanır, baş ve kulakların duruşu  anormalleşir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayvanlar çok fazla titrer ve bacaklarını kontrol  edemezler. Çok kaşındıkları için, genellikle kafa derileri yaralanmıştır.  Sığırlar, hastalığın son safhasına doğru düşer ve felç olur. Hastalığın  başladığı tarihten 2-3 ay sonra da ölürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BSE İNSANA NASIL BULAŞIR? :  BSE hastalığının insanlara da bulaştığı biliniyor. BSEnin insanlarda görülen  biçimi klasik Creutzfeldt-Jakob hastalığına çok benziyor. Creutzfeldt-Jakob  hastalığı ilk kez 1920li yıllarda iki Alman Nörolog tarafından tarif edilmişti.  Bu hastalık, insanlarda normalde 60 yaşından sonra görülüyor. Klasik  Creutzfeldt-Jakob hastalığının nedenleri hala bilinmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda  genç insanlar da Creutzfeldt-Jakob hastalığının belirtilerine çok benzeyen bir  hastalık nedeniyle hayatını kaybedince, bilim adamları, BSEnin insanlara da  bulaştigi sonucuna vardilar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CREUTZFELDT-JAKOB HASTALIGININ BELIRTILERI :  Hastaligin ilk belirtileri yorgunluk, uyku bozuklugu ve iştahsizlik. Hastalar,  dizlerinde agri hisseder ve hareketlerini kontrol etmekte zorlanirlar. Ardindan  hafiza kaybi başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastaligin son safhasinda istem dişi kas hareketleri  hastayi yataga düşürür ve hasta yataginda ölümü bekler. Creutzfeldt-Jakob  hastaliginin tam teşhisi ancak otopsiyle yapiliyor. Otopside, hastanin beyninin  süngerimsi bir biçim aldigi görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HASTALIGA YAKALANMAMAK IÇIN NELER  YAPMALI? : BSE hastaligina en fazla Ingilterede yetiştirilen sigirlarda ve orada  üretilen yemlerde rastlandigi için, Ingiltereden ithal edilen koyun ve dana eti  alınmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilim adamları, hastalıklı sığırlardan yapılan süt  ürünlerinde ve et suyu tabletleri gibi ürünlerde çok az sayıda virüs bulunduğu  için, hastalığın bu ürünlerden bulaşmasının mümkün olmadığı görüşünde. Beyin,  dalak ve omurilik içeren ürünler ise çok tehlikeli. Sığır dokuları içeren  kozmetik ürünlerinin de tehlikeli olmadığını belirten bilim adamları, her  ihtimale karşı bitkisel maddelerden yapılan ürünlerin tercih edilmesini  öneriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BSE VEYA CREUTZFELDT-JAKOB HASTALIĞININ TEDAVİSİ : İlaç  tedavisi şu an mevcut değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BSE HASTALIK ZİNCİRİ NASIL KIRILIR? :  Scarpie hastalığı nedeniyle ölmüş koyunların, hayvan yemi olarak kullanılmaması  gerekiyor. Hastalanan sığırlar hemen kesilmeli ve yakılmalıdır&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-8142282921434306240?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8142282921434306240'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8142282921434306240'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/deli-dana.html' title='deli dana'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-1180873074793012809</id><published>2008-03-18T14:32:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T14:32:28.553-07:00</updated><title type='text'>difteri</title><content type='html'>&lt;h1 title="difteri kuş palazı aşısı penisilin steroid enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;difteri  kuş palazı aşısı penisilin steroid&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Difterinin nedeni olan Corynebacterium  diphtheriae bakterisi oldukça tehlikeli bir zehir salgılar. Bakterinin  salgıladığı bu zehir kalpte ve sinir sisteminde oldukça ciddi bozukluklara yol  açar. Mikrobun kaynağı hastalar ve bakteriyi taşıyan kişilerdir. Genellikle  damlacık yoluyla bulaşır. Çok ender vakalarda doğrudan temasla geçer. Vücudun  hemen kabul ettiği bir hastalık değildir. Bebeklerde çok ender olarak  rastlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Çocuklarda 2-6 yaş arası çok sık  görülür. Yaş ilerledikçe hastalığa yakalanma olasılığı giderek  zayıflar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oluştuğu yerlere göre difterinin aşağıdaki çeşitleri  vardır:&lt;br /&gt;Burun difterisi : Difterinin bebeklerde en çok görülen şeklidir.  Bazen çok az ateş yapar. Solunum güçleşir. En belirgin işareti burun akıntısının  iltihaplı ve kanlı olmasıdır. Burun difterisi çoğu zaman fark edilmez ve ağır  hastalık olması nedeniyle tehlikelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağız ve boğaz difterisi : En sık  görülen difteri şeklidir (yüzde 50). Boğaz ağrısı ve yutkunma güçlüğü ile  başlar. Bademciklerin üstü ve küçükdil boğazın arka duvarına (ağır seyreden  vakalarda ağız dokusuna) kadar uzanan beyazımsı gri renkli lekelerle kaplanır.  Lekeler, tahta bir spatula ile kazındığında kanama olmaz. Boyun lenf bezlerinde  şişme görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gırtlak difterisi : Kimi zaman kendiliğinden kimi zaman da  boğaz difterisinden yayılarak oluşur. Çocuklarda 1-4 yaş arası çok sık görülür.  Yavaş yavaş sıcak basması, kuru ve boğucu öksürük ve solunum güçlüğü ile başlar.  Bu belirtiler birkaç gün içinde şiddetlenir. Belirtilerin nedeni gırtlak  zarındaki şişliklerin difteri pasına dönüşmesidir. Eğer gerekli müdahale  yapılmazsa solunum yollarında hayati tehlike oluşturabilen sıkışmalar olabilir.  Solunum güçlüğü giderek artar ve soluk alınırken ıslığa benzer bir ses duyulur.  Boğaz kasları gerilir. Göğüs kafesi ve karın boşluğu zorlanır. Çocuklarda  morarma olur. Yüz soluk, nabız zayıf, kalp atışları hızlıdır. Boğulma krizleri  ölümle sonuçlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göz difterisi : Gözün bağdokusu üzerinde oluşur.  Göz şişer ve beyazımsı gri renkli bir tabakayla kaplanır. Bazı durumlarda göz  açılamayacak kadar şişer, gözden kanla karışık iltihap akar. Saydam tabakanın  zedelenmesi sonuçta kör olma olasılığı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deri ve yara difterisi:  Oldukça tehlikelidir ve belirli bir yara tabakası oluşturarak kendini belli  eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göbek difterisi : Yara difterisinin göbekte görülen  şeklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortakulak difterisi : Çok ender olarak görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuluçka  devresi: 1-7 gün.&lt;br /&gt;Belirtileri&lt;br /&gt;Hastalık ateşle başlar. Baş ağrısı, kusma,  çocuklarda karın ağrısı olur. Belirtileri bakterilerin yerleştiği bölgeye göre  değişiklik gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyri&lt;br /&gt;Çok hafif geçen durumlarda hasta olan  kişiyi fazla sarsmaz ve ateş aşırı derecede yükselmez (38,5 dereceye kadar). Çok  belirgin olmayan yutkunma güçlüğü görülür. Kimi zaman, difterinin belirgin  özelliği olan iltihaplı tabaka bile olmaz. Bu takdirde hastalığın hızla yayılma  olasılığı vardır, çünkü hastalık teşhis edilemediği için hastanın ayrılması söz  konusu olmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalık sürekli ilerleme gösteriyorsa boğaz, burun ya  da gırtlak difterisi vb. gibi difteriler ortaya çıkabilir. Hastalık seyrinin çok  ağır geçtiği durumlarda kuvvetli zehir etkileri görülür. Çok yüksek ateş, nabız  düzensizliği, huzursuzluk, sürekli kusma, burun ve deride ufak tefek kanamalar,  boğazda şişme gibi ağır yan etkiler ortaya çıkar. Difteri bakterilerinin  salgıladığı zehir kana geçerse kalp, kan dolaşımı ve sinir sistemlerinde  bozukluklar baş gösterir. Sonunda kan zehirlenmesinden  kaçınılamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın seyri sırasında en belirgin işaretler  şunlardır:&lt;br /&gt;Aşırı solukluk, kusma, nabız atışlarının düzensizliği, soğukluk  duygusu, ısı ve tansiyon düşmesi, 2. ya da 3. hafta içinde kalp kaslarındaki  iltihaplanma sonucu ani ölüm. İyileşme sırasında bile kalp kaslarının iltihabı  sonucu ölüm görülebilir. Diğer bulaşıcı hastalıklara oranla kalp daha çok  etkilenir. 2. ve 4. haftalar arasında görülen felçler, sinir sisteminin de  hastalıktan ötürü etkilendiğine işarettir. Hastalık nedeniyle oluşan felçler  hastayı ve ailesini korkutursa da, hastalık teşhisinde yardımcıdır ve çoğu kez  birkaç ay sonra felç durumu ortadan kalkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi&lt;br /&gt;En iyi ilaç l894te  bulunan difteri serumudur. Difteri serumu, kanda serbestçe dolaşan zehirli  maddeleri yakalar, ama kalp kasları . ya da sinir sistemine yerleşmiş olan  zehirli maddelere ulaşamaz ve hastalığa neden olan bakterileri öldüremez. Bu  nedenle difteri .serumu mümkün olduğu kadar erken verilmelidir. Serumla birlikte  penisilin de verilmelidir. Penisilin yalnızca difteri bakterilerini yok eder,  zehirleri etkileyemez. Kan dolaşımının sürekli kontrol altında tutulması çok  önemlidir. Kalp üzerindeki yan etkisi dikkate alınarak hastanın 8-14 gün süreyle  yatakta tutulması gerekir. Difterinin her çeşidinde ve kalpteki yan etkilerinde  hastanın mutlaka bir hastane tedavisi altına alınması  zorunludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korunma&lt;br /&gt;Burun ve gırtlak salgılarının .bakteriyolojik  laboratuvar araştırmasında sonuç negatif alındığında hastalık bulaşıcı  niteliğini kaybetmiş demektir. Çocuklara difteri aşısı yapılmalıdır. Hastalığın  bulaşmasını önlemek amacıyla hastanın mutlaka ayrılması gerekir. Beklenir bir  difteri olasılığına karşı çocuklara serum verilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Difteri aşısı dört  haftalık aralarla yapılır. İlk aşı, bir yaşına kadar yapılmalı, 2 ve 6  yaşlarında tekrarlanmalıdır. Difteri aşısı tetanos aşısı ile birlikte de  yapılabilir. Hastanın evde tedavi edilmesi halinde, hastaya bakan kişinin  hastanın yanına girerken bir maske takması ve oksijen peroksitli suyla gargara  yapması gerekli önlemler arasında sayılabilir. Difteride penisilin, eritrosin ve  streptomisin kullanılır. Ağır vakalarda kortikosteroidler kullanılabilir &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-1180873074793012809?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/1180873074793012809'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/1180873074793012809'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/difteri.html' title='difteri'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-2372286767476792057</id><published>2008-03-18T14:31:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T14:31:49.642-07:00</updated><title type='text'>grip</title><content type='html'>&lt;h1 title="grip soğuk algınlığı tedavisi enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;grip  soğuk algınlığı tedavisi&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Grip ve soğuk algınlığı sonucu oluşan  enfeksiyonlarda etken %90 virüslerdir. Grip, soğuk algınlığına neden olan 200  kadar değişik virüs tanımlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grip Nedir? Grip ve soğuk algınlığı  sonucu oluşan enfeksiyonlarda etken %90 virüslerdir. Grip, soğuk algınlığına  neden olan 200 kadar değişik virüs tanımlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ En sık görülen virüsler,&lt;br /&gt;• Rhinovirüsler %15-40&lt;br /&gt;•  Coronavirüsler %10-20&lt;br /&gt;• Parainfluenza virüsü %5-10&lt;br /&gt;• Respiratuar sinsial  virüsler %6&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nezle ve grip kişiden kişiye bulaşır. Başlangıçda bu  bulaşmanın "damlacık enfeksiyonu" ile yani aksırma,&lt;br /&gt;öksürme ile etrafa  saçılan damlacıkların içindeki virüslerin havada kalması ile olduğu  sanılmaktaydı. Ancak şimdi mevcut kanıtlar bulaşmanın virusu almış hastanın  elinden hassas insanlara geçmesi ve hassas bireylerin de nazal (ağız-burun)  mukozalarına sürmeleri ile olduğu yönündedir. Bu nedenle soğuk algınlığı ve  nezlenin bulaşmasını engellemenin yolu ellerin sık yıkanmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan  araştırmalar havanın soğukluğunun grip ve soğuk algınlığı hastalığının başlaması  ve seyretmesi ile ilintili olmadığını göstermiştir. Üstelik bu araştırmalara  göre psikolojik stres, üst solunum yollarını etkilleyen alerjiler ve adet  dönemlerinin hastalığa yakalanma riskini artırdıkları saptanmıştır. Grip ve  soğuk algınlığına bir çok virüs sebep olabileceği için de vücut hiçbir zaman bu  virüslerin tümüne direnç geliştiremez. Bu sebeple her sene tekrar tekrar soğuk  algınlığı geçirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Grip, soğuk algınlığında,&lt;br /&gt;• Grip soğuk  algınlığı tanısını koyup var olan belirtileri belirlenmelidir.&lt;br /&gt;• Belirtilere  göre tedavi yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Belirtiler nelerdir ?&lt;br /&gt;• Ateş&lt;br /&gt;• Baş  ağrısı&lt;br /&gt;• Eklem ve kas ağrısı&lt;br /&gt;• Yorgunluk hissi,&lt;br /&gt;• Akan ya da dolu  burun&lt;br /&gt;• Hapşırma&lt;br /&gt;• Bogaz ağrısı&lt;br /&gt;• Gögüs doluluğu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Ne Yapmalı  ?&lt;br /&gt;Grip ve soğukalgınlığı için aşağıdaki durumlardan herhangi birinin  görülmesi halinde ve belirtilerin 7-10 gün içinde geçmemesi durumunda mutlaka  doktora başvurmak gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• 39 C'yi geçen ateş&lt;br /&gt;• Sürekli yada  çok kıvamlı balgam üreten öksürük&lt;br /&gt;• Nefes alırken ağrı&lt;br /&gt;• Devamlı kulak  ağrısı&lt;br /&gt;• Şişmiş lenf bezleri&lt;br /&gt;• Yutkunurken zorlanma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√  Tedavi&lt;br /&gt;Grip ve soğuk algınlığında belirtiler giderilerek hasta rahatlatılır.  Bazı ilaçlar birden fazla etken madde içermektedirler. Bu maddelerin ne  olduklarını bilip sadece ihtiyaç duyulan etken maddeleri içeren ilaçları  kullanmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ateşi düşürmek ve ağrıyı azaltmak için antipiretik ve  analjezikler yani ağrı kesici ve ateş düşürücüler kullanılmaktadır. Hafif ve  orta dereceli ateşlerin düşürülmesi için tüm dünyada 124 yıldır parasetamol  güvenle kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hapşırık ve kaşıntı semptomlarını azaltmak için  antihistaminikler kullanılmaktadır. Antihistaminikler birinci ve ikinci kuşak  antihistaminikler olmak üzere iki grupda incelenmektedir. Birinci kuşak  antihistaminikler uyku (sedasyon) yapma özelliğinde olduğu için çalışanların  özellikle de trafikde bulunan kişilerin,dikkat gerektiren işlerde çalışan  kişilerin kullanmadan önce dikkat etmeleri gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci kuşak  antihistaminikler uyku hali yapmadıkları için daha güvenle tercih edilebilir.  Grip ve soğukalgınlığı tedavisi için, içinde uyku hali yapmayacak antihistaminik  bulunan Duact kullanılması hem iş gücü kaybını önleyecek hem de kısa sürede  tedaviyi sağlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burun tıkanıklıklarının giderilmesi ve üst  solunum yollarındaki konjesyonu (tıkanıklığı) azaltmak için dekonjestanlar  kullanılmalıdır. GlaxoSmithKline'ın grip ürünleri içindeki dekonjestan madde ppa  (fenilpropanolamin) değil pseudoefedrindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki farklı türde öksürük  vardır. Eğer balgamlı bir öksürük var ise balgamın sulandırılıp solunum  yollarından atılabilmesi için ekspektoran içeren bir öksürük şurubunun  kullanılması gerekir. Dünyada en yaygın olarak kullanılan ekspektoran madde  guaifenesindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer kuru, gıcık yapıcı türde ve özellikle akşamları  rahatsız eden bir öksürük var ise antitüssif özellikteki ilaçların kullanılması  uygundur. Antitussifler beyindeki öksürük merkezini baskılayarak öksürüğün  kısır&lt;br /&gt;döngüsünü kırar ve öksürüğün sayı ve şiddetini  azaltırlar.Dekstrometorfan içeren antitussifler kuru öksürüğün sayısını azaltan  etkin madde olarak kabul edilmektedir&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-2372286767476792057?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2372286767476792057'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2372286767476792057'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/grip.html' title='grip'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-6489880488293664469</id><published>2008-03-18T14:30:00.002-07:00</published><updated>2008-03-18T14:31:03.712-07:00</updated><title type='text'>kızamık</title><content type='html'>&lt;h1 title="kızamık enfeksiyonu enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;kızamık  enfeksiyonu&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;• Mikrop vücuda girdikten ancak on bir giin sonra hastalık  ortaya çıkar.&lt;br /&gt;• Hastalığın ilk günü vücut ateşi birden bire yükselir; nezle  ve öksürük başlar. Deride iltihaplanma görülür.&lt;br /&gt;• Baş ağrısı da vardır.&lt;br /&gt;•  İkinci gün vücut ateşi düşer. Avurt içlerinde beyaz lekeler or­taya çıkar.&lt;br /&gt;•  Üçüncü gün ağız içinde ve boğazda kırmızı lekeler oluşur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;• Dördüncü gün vücut ateşi tekrar yükselir.  Ateşle birlikte, ku­lak arkasından başlamak üzere lekeler belirir. • Bu lekeler,  iki-üç gün içinde bütün vücuda yayılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızamık lekelerini, diğer döküntü  lekelerinden ayıran özellik­ler şunlardır:&lt;br /&gt;• Açık kırmızı renktedirler.&lt;br /&gt;•  Mercimek büyüklüğündedirler.&lt;br /&gt;• Sınırları kesin olup kenarları yayvan  değildir.&lt;br /&gt;• Zamanla birkaç leke birleşerek daha büyük lekeler  oluştura­bilirler.&lt;br /&gt;• Lekelerin vücuda yayılışı sırasında şiddetli öksürük,  iştahsız­lık, halsizlik, lenf bezlerinde şişme görülür.&lt;br /&gt;• Gözlerde sulanma ve  sümük salgısında artış olur.&lt;br /&gt;• Yaklaşık beş gün sonra lekelerde ve hastahk  belirtilerinde gerileme başlar.&lt;br /&gt;• Beş günün sonunda lekelerin rengi açık  kahveye dönüşerek iki-üç hafta kadar varlıklarını sürdürürler.&lt;br /&gt;• Vücut  ateşinin düşmesi ile birlikte hastalığm bulaşma tehli­kesi  azalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİKKAT:Hastalık sırasında vücut direnci iyice düşeceğinden,  hastanın bakımı ve istirahati yeterince temin edilmediği takdirde beyin zarı  iltihabı, akciğer veremi, ortakulak iltihabı gibi ciddi hastalıklara sebebiyet  verebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne Yapmalı?&lt;br /&gt;• 12. aydan itibaren çocuğunuza kızamık  aşısı yaptırınız.&lt;br /&gt;• Hastalık sırasında ortaya çıkması muhtemel diğer  hastalık­lara karşı antibiyotik tedavisi uygulatınız.&lt;br /&gt;• Hastaya bol bol sıvı  ve sulu yiyecekler veriniz.&lt;br /&gt;• Öksürük, nezle ve baş ağrısı için gerektiğinde  doktor tarafından yazılmış ilâçlar verilebilir.&lt;br /&gt;• Hastalık göz iltihaplarına  da yol açabildiğinden, böyle bir durumla karşılaştığınızda, doktora haber  vermekle beraber, has­tanın yatağını aşırı ışık almayacak bir yere  taşıyınız.&lt;br /&gt;• Kızamık, çocuk başka bir hastalık geçirdiği sırada ortaya  çı­karsa; çok tehlikeli neticeler doğabileceğinden, hastanın mutlaka doktor  kontrolünde bulunması icabeder.&lt;br /&gt;• Kızamık geçiren bir hasta, bilhassa ilk  günlerde, mutlaka di­ğer çocuklardan uzak tutulmalıdır.&lt;br /&gt;• Yetişkinlerde ve  beslenme bozukluğu olan çocuklarda bu hastahk oldukça ağır seyreder&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-6489880488293664469?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/6489880488293664469'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/6489880488293664469'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/kzamk_18.html' title='kızamık'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-1661596284609441482</id><published>2008-03-18T14:30:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T14:30:34.900-07:00</updated><title type='text'>kolera</title><content type='html'>&lt;h1 title="kolera salgını ishal enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;kolera  salgını ishal&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bilhassa 19. yüzyılda salgınlar halinde can alan tehlikeli bir  hastalık idi. Mikrobunun (Vibrio Cholera) keşfedilmesi ve tesirli tedavi  şekillerinin bulünması sonunda salgınların önüne  geçilebil­miştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri:&lt;br /&gt;• Üç devre halinde seyreder: Birinci  devresi, ishal ve kusma ile başlar. İshal durumu gittikçe ağırlaşarak, dışkı  pirinç suyu görü­nümü alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Vücut devamlı tuz  kaybettiği için kol, bacak ve karın­da şiddetli adale krampları ortaya  çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ateş yükseldiği halde deri söğuk ve mordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hasta  şiddetli susuzluk hisseder. Su içilmesi sonucu vücut sı­vısı tuz yönünden daha  da fakirleşir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Birinci devre bir gün kadar sürer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci devrede  vücut iyice soğur. Deri kuru, buruşuk ve mor­dur.&lt;br /&gt;• Hastanın sesi zayıf ve  kısıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• İdrar azalmış, rengi de iyice koyulaşmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kan  basıncı düşer, nabız zor hissedilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kramplar dayanılmaz derecede  ağırlaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Zayıf bünyeli hastalar bu duruma bir günden fazla  dayanamayarak ölür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü devre, iyileşme devresidir.&lt;br /&gt;• İshal ve  sıvı kaybı gittik­çe azalır. Bununla beraber, hastalık belirtilerinin  tekrarladığı va­kalar az değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Üçüncü devrede hastanm durumu  tekrar ağır­laştığı zaman tifo ve zatürre benzeri belirtiler ortaya &lt;br /&gt;çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne Yapmalı?&lt;br /&gt;• Salgm görüldüğünde aşı  yaptırmız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Aşının vücuda kazandırdığı bağışıklık kısa vadeli olup bir  ay kadardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Aşı ile birlikte ahnacak en iyi tetbir, koleralı  hastalardan uzak durmak ve yiyeceklerle içeceklerin temiz olmasına dikkat  et­mektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi:&lt;br /&gt;• Koleranın ilk belirtileri görülür görülmez derhal  doktora gi­dilmeli, tıbbî tedavi sağlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• İlk etapta vücuttaki  sıvı ve tuz kaybını önleyici tetbirler alı­nacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Beş gün müddetle  antibiyotik verilerek, barsaklar kolera mikrobundan temizlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hasta  tedavi sırasında ayırılmalı; yiyecek ve içeceklerinin te­miz ve protein yönünden  zengin olması sağlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-1661596284609441482?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/1661596284609441482'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/1661596284609441482'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/kolera.html' title='kolera'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-2123262422485873797</id><published>2008-03-18T14:29:00.000-07:00</published><updated>2008-03-18T14:30:00.085-07:00</updated><title type='text'>kızamıkçık</title><content type='html'>&lt;h1 title="kızamıkçık hamilelik aşı enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;kızamıkçık  hamilelik aşı&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Belirtileri: Mikrop vücuda girdikten iki-üç hafta sonra  hastalık ortaya çıkar. Kızamık kadar tehlikeli ve fazla bulaşıcı değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri:&lt;br /&gt;• Hastalık hafif ya da yüksek ateşle başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Kızamığa benzer döküntüler görülmekle birlikte, en belirgin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• özelliği  kulak arkası ve altı lenf bezlerinde şişlik görülmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Nezle ve  halsizlik yapabilir ama öksürük pek görülmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Lekeler kızamığınkinden daha hafif ve daha açık  renktedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ateş ve döküntü dördüncü günün sonunda kaybolur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  İki hafta içinde lenf bezlerindeki şişlik iner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hastahk sonunda yan  etkiler (ilâve hastalıklar) görülmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Çocuklar için zararsız bir  hastalıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ateş sırasında hasta yatakta istirahat ettirilmelidir.  Ancak diğer çocuklardan uzak tutmaya gerek yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİKKAT: Hâmile bir  kadın, gebeliğin ilk üç ayında kızamıkcığa yakalandığı takdirde hastalık yapan  virüslerin döl yatağındaki bebeğe (fetus) zarar verme ihtimali oldukça  yüksektir. Doğacak bebekte göz, kulak ve kalp bozuklukları görülebileceğinden  kız ço­cuklarının bu hastahğı erken yaşlarda geçirmelerinde büyük fay­da vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızamıkcığı 2-5 yaş arasında geçirmeyen kız çocukları­na mutlaka 11-15  yaşları arasında aşı yapılmalıdır. Çocuk yap­maya niyetlenen genç bir hanım,  eğer bu hastahğı çocukken ge­çirmemiş ve aşı da yaptırmamış ise; hâmile kalmadan  önce aşı yaptırmalıdır. Aşı, doğum kontrol hapı alınmadığı bir zamanda  yaptırılmalıdır&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-2123262422485873797?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2123262422485873797'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2123262422485873797'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/kzamkk.html' title='kızamıkçık'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-669074691620529703</id><published>2008-03-18T14:28:00.000-07:00</published><updated>2008-03-18T14:29:12.083-07:00</updated><title type='text'>kuduz</title><content type='html'>&lt;h1 title="kuduz tedavisi hayvan ısırığı enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;kuduz  tedavisi hayvan ısırığı&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Özellikle köpek, kedi, kurt, tilki ve yarasa gibi  memeli hayvan­larda görülen bir hastalıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsana da bu kuduzlu  hayvanların ısırması ile geçer. Dişlerin açtığı yaraya, kuduz virüsü taşıyan  hayvan salyası bulaşır. Virüsler yaradan içeri girdikten sonra si­nirler yoluyla  merkez sinir sistemine (beyne) ulaşır; tahribatmı ya­parak sonu ölüm olan genel  felçlere sebebiyet verirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri:&lt;br /&gt;• Hayvan ısırdıktan ancak bir ila altı ay sonra  hastalık belirti­leri ortaya çıkar. Bu müddet değişikliği, vücudun direnci ve  ısırı­lan yerin beyne olan uzaklığı ile orantılıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• İlk belirtileri  karamsarhk ve huysuzluktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sonra, boğazda başlayan ağrılı  kasılmalardan dolayı, hasta su içemez. Bunu beceremediğinden huysuzlaşır. Halk  arasında bu durum "su korkusu" tâbiri ile açıklanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yutkunma güçlüğünü  ağrılı kas spazmları izler. Hastada şu­ursuz tepkiler ve ihtilaçlar (delilik  halleri) belirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Nihayet, birkaç gün içinde, adale kasılmaları genel  felç hali­ne dönüşür ve sonuç ölümdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne Yapmalı?&lt;br /&gt;• Bir hayvan  tarafından ısırıldığınız zaman, her halükarda, ku­duz olabileceğini  düşünmelisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT: Hayvanda kızgınlık ve azgınhk alâmetleri varsa;  köpek ise havlarken, kedi ise miyavlarken ahşılmışın dışında sesler  çıka­rıyorsa; hele ağzında bol salya varsa onu mutlaka yakalayıp be­lediye  tabibine veya bir hastahaneye götürünüz. Yakalamaya ça­lışırken -tekrar  ısırılmamak için- dikkatli hareket ediniz.&lt;br /&gt;Isırılan yeri bol sabunlu su ile  yıkayınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakaladığınız hayvanı ilgili sağlık kuruluşuna (belediye  tabi­bi veya hastahane) götürüp "kuduz testi" yaptırınız. Görevliye,  ısırıldığınızı söyleyiniz ve gerektiğinde aranmak üzere adresinizi ve telefon  numaranızı veriniz. Veya neticeyi almak üzere randevu isteyiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Testler  kuduzu doğruladığı takdirde ısırık yeri cerrahi usul­lerle temizlenir ve kuduz  serumu zerkedilir. Arkasından vücuda aktif bağışıklık kazandırmak için ölü kuduz  virüsü aşılanır. Aşılama usulleri değişik olmakla beraber, hepisinin de gayesi  hastada kuluçka devresi sona ermeden bağışıkhk oluşturmaktır&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-669074691620529703?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/669074691620529703'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/669074691620529703'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/kuduz.html' title='kuduz'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-9110696964797061904</id><published>2008-03-18T14:27:00.002-07:00</published><updated>2008-03-18T14:28:24.682-07:00</updated><title type='text'>kuş gribi</title><content type='html'>&lt;h1 title="kuş gribi virüsü enfeksiyonu enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;kuş  gribi virüsü enfeksiyonu&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Uzun bir yolculuktan sonra ülkemize de gelen kuş  gribinin görüldüğü yerlere göre tahmini rota çizildi. Bu rota kuşların göç yolu  ile az çok örtüşüyor ve virüsün göçmen kuşlarla bulaştığını kanıtlar gibi. Bilim  adamları bu konuda yine de kuşkulular. Bazı gözlemler gerçekten de akıl  karıştırıcı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyon ekranında orta yaşlı bir adam, mutfağındaki  tencereden tavuk parçalarını koparıp yiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;"İşte görüyorsunuz ben yiyorum" derken, kırmızı tencerenin üzerine  örtülmüş alüminyum folyoyu kaldırarak yediği tavuğu da göstermeyi ihmal etmiyor.  Sözünü ettiğimiz kişi Aydın Valisi Mustafa Malay. Vali kümesteki tavukları  kestirip, derin dondurucuya yerleştirmiş, tavuk hastalıklı bile olsa pişirilip  yenir, yeter ki en az 70 derecede pişirilsin diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuş gribi ülkemizin  doğu sınırından batı sınırına kadar yayıldı. Bir iki hafta içinde yarım milyonun  üzerinde kanatlı hayvan öldürüldü. Virüs onlarca insana bulaştı, hastalıklı  tavukları pişirip yiyen dört çocuk öldü. Bu dört çocuk Güneydoğu Asya dışında  H5N1 yüzünden hayatını kaybeden ilk kurbanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu nedenle de  Türkiye'de yaşananlar Avrupa'yı telaşlandırdı. Virüs Avrupa sınırlarına gelip  dayanmıştı sonunda, şimdi ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Virüsün kanatlı hayvanlarda hızla  yayılması mutasyona uğramasını kolaylaştırabilirdi ve böyle bir olasılık yok da  değil. Dünya Sağlık Organizasyonu (WHO) Türkiye'de hastalanan iki çocuktan  alınan iki örnekte genetik değişimler tespit etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun ne kadar önemli  bir değişim olduğu bilinmiyor henüz, ama mutasyon, kuş hücresinden çok insan  hücresiyle daha kolay birleşmesine izin veriyor ki bu da insandan insana bulaşan  virüsün doğmasına neden olabilir, diyor WHO'nun viroloji uzmanı Mike Perdue.  Bulaşma riski yüksek&lt;br /&gt;Türkiye'den alınan virüs örnekleri 2003 yılında Hong  Kong ve 2005 yılında da Vietnam'da saptanan mutasyon özelliklerine benzemekte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Uzakdoğu'da ilk vakalar 8-9 yıl önce çıktı ortaya. Çin'de 1996  yılından bu yana beş kişi hayatını yitirdi.&lt;br /&gt;- Virüs 1997 yılında Hong  Kong'da 18 kişiyle bulaştı, hastalananlardan altısı öldü. Bu arada Kamboçya,  Vietnam, Tayland ve Endonezya'da da ölüm vakaları yaşandı.&lt;br /&gt;- Hastalık  ülkemizde özellikle de çocukları vurdu. Testleri pozitif çıkan ilk 14 hastadan  sadece ikisi 20 yaşından büyüktü. Herhalde yetişkinler daha önce geçirdikleri  grip enfeksiyonları nedeniyle daha güçlü bağışıklık sistemine sahipler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akciğerlerden Kana&lt;br /&gt;Hasta tavuğun kanatlarında virüs birkaç gün  yaşayabilirken, insan cildinde etkisi birkaç saat içinde geçiyor. Gözler, burun  ve ağızdan bedene giren virüs solunum yollarındaki mukoza hücrelerine yerleşerek  biran önce diğer hücrelere yayılarak çoğalmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak insan,  hastalık semptomlarını bedeninde milyonlarca virüs dolaşmaya başladıktan sonra  hissediyor.&lt;br /&gt;Yüksek ateş, öksürük, solunum zorluğu gibi belirtiler,  hastaların dört ila beş gün içinde hastaneye baş vurmalarını kaçınılmaz kılıyor.  WHO uzmanları bundan sonraki üç günün hayatta kalmak için çok önemli olduğunu  söylüyorlar. Koçyiğit ailesinin üç çocuğu ve nüfus kütüğünde 12 yaşında görünen  ama biyolojik yaşı on altı olan Fatma Özcan'ın da tedavisi gecikmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuş gribi saptanan her yerde kanatlı hayvanlar öldürülmeye devam  ediliyor. Virüs hayvanlar arasında ne kadar çok yayılmaya devam ederse insana  bulaşma tehlikesi azalmakta, dolayısıyla da mutasyona uğrayıp "süper virüse"  dönüşme riski de. Bu yüzden virüsün diğer hayvanlara bulaşmadan, temizlenmesi  büyük önem taşımakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsandan insana&lt;br /&gt;Dünya genelinde milyonlarca  kuşa bulaştı virüs ve durmadan sekiz gen parçasında değişime uğruyor, hatta bir  kez diğer kuş gribi virüsleriyle bile birleşti. Böylece yeni bir H5N1 türü  ortaya çıktı ve 2005 yılında Çin'de ilk kez yabani kazları öldürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha  sonra yapılan incelemelerde söz konusu virüs kökünün kümes hayvanları ve fareler  için son derece tehlikeli olduğu ortaya çıktı. Tayland'daki bir hayvanat  bahçesinde kaplanların hastalandığı haberi ortaya çıktı. Ve kuş gribi virüsü iki  kez insandan insana da geçti. 2004 yılında Taylandlı ailenin fertleri virüsü  birbirine bulaştırmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlar çok bulaşıcı olan ve insandan insana  kolayca bulaşan bir süper virüsün henüz gelişmediğini söylüyorlar. Tayland'daki  vakada virüsün daha fazla kişiye bulaşmamasının sebebi bu şekilde açıklanıyor.  Ya da aile hastalandığında yanlarına kimse yaklaşmamıştı diyor uzmanlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilim adamlarının en büyük korkusu kuş gribi virüsünün insanda görülen  "normal" grip virüsüyle kaynaşıp bir "süper virüs" haline dönüşmesi. Bu açıdan  bakıldığında grip vakalarının minimum seviyede ortaya çıkması "süper virüs"  tehlikesini azaltabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süper virüs tehlikesi&lt;br /&gt;Kuş gribine karşı  etkili olmayan grip aşısı da bu konuda yararlı olabilirdi. Ortada grip virüsü  yoksa, kaynaşma da olmaz ama grip vakalara ne kadar çoğalırsa mutasyon riski de  yükselir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuş gribinin dünyanın birçok yerine yayılması göçmen kuşlara  bağlanıyor. Virüs, gerçekten de belli başlı göç yolları üzerinde tespit edildi.  Başlıca ördek ve kaz gibi su kuşları, diğer kuş gribi virüslerini de  taşıyabiliyorlar. H5N1 soğuk suda direncini kolay kolay yitirmemekte. Hastalık  taşıyan bir ördeğin dışkısı bir göle düştüğünde üç hafta boyu diğer hayvanlara  bulaşabiliyor diyor uzmanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemiz komşu Rusya'yla birlikte dünyanın  en önemli göç yolu üzerinde yer almakta. Sonbaharda on binlerce kuş Sibirya'dan  yola çıkarak, Karadeniz bölgesi üzerinden Afrika'ya doğru yol alıyorlar. Bu  yüzden virüsün ortaya çıkması neredeyse kaçınılmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-9110696964797061904?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/9110696964797061904'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/9110696964797061904'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/ku-gribi.html' title='kuş gribi'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-8882577491071223118</id><published>2008-03-18T14:27:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T14:27:43.058-07:00</updated><title type='text'>menenjit</title><content type='html'>&lt;h1 title="menenjit viral bakteriyel menenjit enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;menenjit  viral bakteriyel menenjit&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Menenjit viral bakteriyel etkenler korunma : Bazı  menenjit tipleri çok hızlı şekilde beyin hasarına ya da ölüme neden olabilir.  Öte yandan bazı virüslerin yol açtığı menenjit hafif seyreder. Menenjit aşıları  özellikle salgınlar sırasında uygulanır ve çocuklara rutin aşılama  yapılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Menenjit, meninksin (beyni ve omuriliği örten zarlar)  iltihaplanmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Çoğunlukla vücudun başka  bir bölgesindeki enfeksiyondan tipik olarak kan dolaşımı yoluyla meninkse ulaşan  mikroorganizmaların yol açtığı enfeksiyon sonucu oluşur. Doktorunuz omurilik  sıvısından aldığı örneği inceleyerek menenjit tanısı koyabillr. Bebeklerde ve  genç çocuklarda belirtileri saptamak zor olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ MENENJİT TİPLERİ  :&lt;br /&gt;• Viral menenjit: Çoğunlukla görece hafif seyreder ve ABD de bakteriyel  menenjitten daha yaygın olarak ve daha çok kış aylarında salgınlarla görülür.  Genellikle tedavi gerekmez ve çoğunlukla 2 hafta içinde iyileşir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Bakteriyel menenjit: Yaşamı tehdit edici olabilir ve hemen tedavi edilmesi  gerekir. Günümüzde, Streptococcus pneumoniae ve Neisseria meningitidis  (meningococcus) tek tek vakalar ya da salgınlar şeklinde görülen bakteriyel  menenjitin önde gelen nedenleridir. Haemophilus influenzae tip b, ABD de 1990 lı  yıllardan önce 6 yaşından küçük çocuklarda menenjitin önde gelen nedeniydi.  Ancak çocuklara rutin aşılamanın bir parçası olarak uygulanan aşılar, bu tip  menenjit insidansını düşürmüştür. Yeni doğanlarda, grup B streptococcus ve E.  coli gibi başka bakteriler menenjite yol açabilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ BELİRTİLER:&lt;br /&gt;    • Yenidoğan bir bebekte huzursuzluk ya da uyuşukluk olabilir ve beslenemez.  Hafifçe içe göçük olan başın yumuşak bölümü (bıngıldak = fontanel) gergin ya da  dışarı çıkık duruma gelir. Daha büyük bir çocukta şiddetli ve sürekli baş ağrısı  ve/ya da ense sertliği, alışılmadık biçimde sessizlik, parlak ışığa karşı  duyarlılık, bulantı ya da kusma hissi.&lt;br /&gt;   • Bakteriyel menenjitte belirtiler  hızla, bazen birkaç saat içinde gelişir. Belirtilerin ortaya çıkmasından sonra  uyuşukluk başlar ve bazen bilinç kaybı olur. Vakaların yarısında koyu kırmızı ya  da morumsu lekeler görülebilir.&lt;br /&gt;   • Viral menenjitte belirtiler daha  hafiftir ve gribe benzeyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ KORUNMA:&lt;br /&gt;• Bakteriyel menenjitin  belirli suşları için aşılar mevcuttur ve bunlar salgınları kontrol altına almaya  ya da belirli bölgelere seyahat edenlere yardımcı olabilir. Enfekte kişiyle  yakın temasta bulunanlar (aile üyeleri) enfeksiyondan korunmak için antibiyotik  kullanabilir. Enfekte kişinin ağız salgısından uzak durulması (öksürükten ve  öpüşmekten kaçınmak) ve ellerin dikkatle ve sık yıkanması da alabileceğiniz  diğer önlemlerdir.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-8882577491071223118?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8882577491071223118'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8882577491071223118'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/menenjit.html' title='menenjit'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-2769197526776419295</id><published>2008-03-18T14:26:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T14:26:54.196-07:00</updated><title type='text'>nezle</title><content type='html'>&lt;h1 title="nezle rinit rinofarenjit akut allerjik atrofik enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;nezle  rinit rinofarenjit akut allerjik atrofik&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Rinit bildiğimiz nezlenin tıptaki  adıdır. Açık renk burun akıntısı ile başlar, sonra bu akıntı kalınlaşır, rengi  koyulaşır. Ateş fazla yükselmez, çocuğun genel durumu iyidir. Küçük bebeklerde  burunun tıkanması, yemek yemesinde , uyumasında zorluk çıkartırsa da , basit bir  hastalıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ nezle rinit rinofarenjit tanım :&lt;br /&gt;Rinit bildiğimiz  nezlenin tıptaki adıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Açık renk burun  akıntısı ile başlar, sonra bu akıntı kalınlaşır, rengi koyulaşır. Ateş fazla  yükselmez, çocuğun genel durumu iyidir. Küçük bebeklerde burunun tıkanması,  yemek yemesinde , uyumasında zorluk çıkartırsa da , basit bir hastalıktır.  Burunu serum fizyolojik damlatarak açmalı, burun damlaları kullanılabilir ama  yağlı ve damar sıkıştırıcı maddeler ihtiva etmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Rinofaranjit  :&lt;br /&gt;Bu , burun arkası ve larenks bölgesine yayılmış bir nezledir. Çoğu zaman  ateş yükselebilir, (ani olursa havale geçirebilir), öksürük, gıdayı reddetme,  ishal görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavisi basittir.Nezlede olduğu gibi burun serum  fizyolojikle temizlenir, ateş düşürücü ilaçlar verilebilir, hastalı birkaç günde  geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Komplikasyonlar :&lt;br /&gt;• Orta kulak iltihabı&lt;br /&gt;• Larenjit&lt;br /&gt;•  Bronşit&lt;br /&gt;• Zatürre&lt;br /&gt;Bu tür hastalıkların önlenmesi için doktor lüzum görürse  antibiyotik kullanılabilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Tekrarlayan Rinofarenjitler - Kronik rinit  :&lt;br /&gt;Sürekli burun akıntısı durumunda kronik rinitten söz edilir. Bu tekrarlar  bebeklerde büyük sorun yaratır. Bebek oluşabilecek komplikasyonlara açıktır.  Sürekli burunları tıkalıdır, öksürürler. Bu büyümelerini kötü yönde etkiler. Bu  tekrarların sebepleri şunlar olabilir :&lt;br /&gt;• çocuğun alerjik yapısı&lt;br /&gt;•  bağışıklık eksikliği&lt;br /&gt;• demir eksikliği&lt;br /&gt;• D vitamini eksikliği&lt;br /&gt;• burunda  polip&lt;br /&gt;• tekrarlayan sinüzit&lt;br /&gt;• yabancı cisim&lt;br /&gt;• septum deviasyonu&lt;br /&gt;•  kronik beslenme bozukluğu&lt;br /&gt;• çeşitli doğumsal hastalıklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrarlayan  rinofarenjitler çocuğun üst solunum yolarının, çevreden gelen çeşitli virüs ve  mikropların saldırısına karşı bağışıklık kazanmasına yarayan alışma hastalıkları  gibi düşünülebilir. Bu tekrar eden hastalıklar çocuğun bağışıklık sisteminin  oluşması için gereklidir. Genellikle 6- 7 yaşında bunlar sona  erer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi etmek için sabırlı olup, antibiyotikleri çok kullanmamalı,  önleyici tedbirler almalısınız. Zaman zaman güneşli ve kuru iklimlere  gidilmelidir. Eğer altında yatan başka bir hastalık varsa neden bulunup tedavi  edilmelidir. Çocuk sık sık kulak yolu iltihabına yakalanıyorsa , burun etlerinin  alınması gerekebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Allerjik Rinit :&lt;br /&gt;Mevsimsel özellik gösteren  bir kronik rinittir. Solunumla alınan irrite edici maddelere karşı aşırı bir  reaksiyon söz konusudur. Çocukluk döneminde sık görülür. Burunda kaşıntı ,  aksırma , sulu akıntı başlıca belirtileri oluşturur. Damar sıkıştırıcı burun  spreylerinin kullanımı ile bulgular daha da şiddetlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Atrofik Rinit  :&lt;br /&gt;Çocuklarda nadirdir. Uzun süren burun enfeksiyonları sonucu gelişebilir.  Koku hissi bozulur . Burunda belirgin akıntı yoktur, buna karşılık kabuklanma  görülür. Burun ve boğazda kuruluk hissedilir&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-2769197526776419295?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2769197526776419295'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2769197526776419295'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/nezle.html' title='nezle'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-4803570706682097684</id><published>2008-03-18T14:25:00.000-07:00</published><updated>2008-03-18T14:26:05.939-07:00</updated><title type='text'>sarı humma</title><content type='html'>&lt;h1 title="sarı humma virüsü tedavisi enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;sarı  humma virüsü tedavisi&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;"Aedes aegypti" adındaki bir sivrisinek cinsi  tarafından insanlara taşınan virüslü bir hastalıktır. Sivrisineğin sokması ile  vücuda giren ve kana karışan mikroplar bir hafta içinde hastalık belirtilerini  ortaya çıkarırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri:&lt;br /&gt;• Ateş, nabız yavaşlaması, kusma ve  idrarda albümin çıkması&lt;br /&gt;başlıca belirtileridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Bundan sonra  hastada kanamalar ve sarılık görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ne  Yapmalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hastalığa karşı kesin etkili bir tedavi usulü henüz  bulunabiImiş değildir. Belirtilerini ortadan kaldırmaya&lt;br /&gt;yönelik çeşitli  metotlar denen ir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hastalık bir defa geçirildikten sonra ömür boyu  bağışıklık bırakır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sarıhumma görülen bölgede mutlaka aşı  yaptırılmalıdır. Aşının kazandırdığı aktif bağışıklığın müddeti altı senedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DIKKAT: Araştırmalar sarıhumma yapan virüsün kaynağının maymunlar  olduğunu ortaya koymuştur. Sivrisinekler de maymunlardan alıp insanlara  taşımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri:&lt;br /&gt;• Ateş, nabız yavaşlaması, kusma ve  idrarda albümin çıkması&lt;br /&gt;başlıca belirtileridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Bundan sonra  hastada kanamalar ve sarılık görülür. Ne Yapmalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hastalığa karşı  kesin etkili bir tedavi usulü henüz bulunabilmiş değildir. Belirtilerini ortadan  kaldırmaya yönelik çeşitli metotlar denenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hastalık bir defa  geçirildikten sonra ömür boyu bağışıklık bırakır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sarıhumma görülen  bölgede mutlaka aşı yaptırılmalıdır. Aşının kazandırdığı aktif bağışıklığın  müddeti altı senedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİKKAT: Araştırmalar sarıhumma yapan virüsün  kaynağının maymunlar olduğunu ortaya koymuştur. Sivrisinekler de maymunlardan  alıp insanlara taşımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-4803570706682097684?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/4803570706682097684'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/4803570706682097684'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/sar-humma.html' title='sarı humma'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-6733747882820351870</id><published>2008-03-18T14:24:00.002-07:00</published><updated>2008-03-18T14:25:13.515-07:00</updated><title type='text'>SARS</title><content type='html'>&lt;h1 title="SARS ciddi akut solunum yolu sendromu enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;SARS  ciddi akut solunum yolu sendromu&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Dünya Sağlık Örgütünün dünya çapında bir  sağlık tehdidi olarak ilan ettiği, akut solunum yolu yetersizliği sendromu  (SARS=Serious Acute Respiratory Syndrome) adı verilen gizemli hastalık, nedenini  belirleyerek yayılmasını kontrol etmeye ve hayat kurtarmaya çalışan  araştırmacıların aklını karıştırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SARS nedir? SARS yakın zamanda  Asyada, Kuzey Amerikada ve Avrupada görüldüğü bildirilen bir solunum yolları  rahatsızlığıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akut solunum yolu  yetersizliği sendromunun (SARS) semptomları nelerdir? Hastalık genellikle ateşle  başlar (38 derecenin üzerinde). Ateşe zaman zaman titreme ya da baş ağrısı,  genel bir rahatsızlık hissi ve vücutta ağrılar da dahil olmak üzere başka  belirtiler eşlik eder. Bazı kişilerde, hastalığın başlangıcında solunum  yollarıyla ilgili hafif belirtiler de görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SARS hastaları iki  ila yedi gün arasında, kuru bir öksürüğe tutulabilirler. Bu duruma kana  yeterince oksijen gitmemesi eşlik edebilir ya da durum o noktaya varabilir.  Vakaların %10 ila %20sinde, hastaların yapay yollardan solunuma gereksinimleri  olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SARSa maruz kalırsam, hasta olmam ne kadar sürer? SARSın  kuluçka dönemi genellikle 2 ila 7 gündür; öte yandan, birbirinden ayrı haberlere  göre, yumurtlama dönemi 10 güne kadar uzayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SARS hastalarına nasıl  bir tıbbi tedavi tavsiye edilmektedir? CDC (Communicable Disease Center-  Bulaşıcı Hastalıklar Merkezi) halen SARS hastalarının, bilinmeyen bir nedene  dayalı, topluluk içinde bulaşan, tipik olmayan, ağır zaatürreye yakalanmış her  hastaya uygulanan tedavinin aynısını görmelerini tavsiye ediyor. SARS  hastalarında sayısız tedavi yöntemleri kullanıldı, ancak şu anda bunun yararını  görüp görmediklerni anlamak için yeterli bilgi mevcut değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uygulandığı  belirtilen tedavi yöntemleri arasında, antibiyotikler önde geliyor. Tedavilerin  arasında oseltavimir ya da ribavirin gibi antiviral ajanlar da yer alıyor.  Sterodiler de oseltavimir ya da ribavirinle birlikte ağızdan ya da damar yoluyla  hastalara uygulanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SARS nasıl yayılıyor? SARSın temel yayılma yolu,  görünüşe bakılırsa damlacıkların aktarılması. Yani SARS hastası olan biri  öksürerek ya da hapşırarak havaya damlacıklar saçması ve başka birinin onları  soluması yoluyla yayılır. SARSın hava yoluyla ya da virüsün bulaştığı  nesnelerden daha geniş çapta yayılması mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SARS hastası olan birinin  etrafındakilere bu hastalığı bulaştırması tehlikesi ne kadar sürer? Bugüne kadar  gelen bilgilere göre, bu insanların ateş ya da öksürme gibi belirtiler  sergilemeye başladıkları zaman, hastalığı bulaştırma olasılıkları en yüksektir.  Öte yandan, SARS hastalarının, semptomların başlamasından ne kadar zaman önce ya  da sonra, hastalığı diğerlerine bulaştırdıkları bilinmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SARSa  yakalanma riski en yüksek olanlar kimlerdir? SARS vakalarının, öncelikle  hastalığı taşıyan biri ile doğrudan temas halinde olan, örneğin SARS hastasının  aile fertleri ya da SARS hastasına bakarken enfeksiyon kontrol süreçlerini takip  etmeyen sağlık görevlileri gibi insanlar arasında görüldüğü bildirilmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SARSın nedeni nedir? CDCde ve başka laboratuvarlardaki bilim adamları  SARS hastalarında bundan önce bilinmeyen bir koronavirüs tespit ettiler. Yeni  koronavirüs SARSın nedeni konusunda hala önde gelen varsayım olsa da, olası  nedenler arasında yer alabilecek, başka virüsler de hala araştırılıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koronavirüsler nedir? Koronavirüsler mikroskopta bakıldığında hale ya da  tacı andıran bir görünüme sahip olan virüs gruplarıdır. İnsanlarda hafiften,  orta ve üstü ağırlığa uzanan solunum yolu rahatsızlıklarının yaygın nedeni olan  bu virüsler, hayvanlarda ise mide ve bağırsak, karaciğer ve sinir sistemi  hastalıklarıyla ilişkilendiriliyor. Koronavirüsler dış ortamda üç saat gibi uzun  bir süre boyunca hayatta kalabiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SARS için geliştirilen bir test  var mı? SARS için henüz elde hiçbir test bulunmuyor. Öte yandan, Bulaşıcı  Hastalıklar Merkezi Dünya Sağlık Örgütüyle işbirliği içinde, yeni koronavisürün  antikorlarının tespit edilmesinde son derece umut vadedici görünüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SARStan korunmak için ne Yapmalısınız? Hastalık, akut solunum yolu  yetersizliği sendromu (SARS) hastası olan birinin öksürerek ya da hapşırarak  havaya damlacıklar saçması ve başka birinin onları soluması yoluyla yayılır.  SARSın hava yoluyla ya da virüsün bulaştığı nesnelerden daha geniş çapta  yayılması mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merkezi ABDde bulunan sağlık kuruluşu CDC  (Communicable Disease Center - Bulaşıcı Hastalıklar Merkezi) hastalığın yakın  temas halinde bulunulan kişilere ya da iyileşmekte olan SARS hastalarıyla  ilgilenen sağlık görevlilerine bulaşmasını denetlemek amacıyla, solunum  yollarındaki belirtilerin ve ateşin geçmesinden en az on gün sonra, aşağıdaki  güvenlik önlemlerinin alınmasını tavsiye ediyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. SARS hastaları ev  dışındaki etkileşimlerini sınırlamalılar, işe, okula, evin dışındaki günlük  bakım birimlerine ya da başka kamusal alanlara gitmemeliler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Bu on  günlük süre boyunca, SARS hastasının bulunduğu ailenin bütün fertleri ellerin  sık sık yıkanması ya da alkol bazlı temizleyicilerin kullanılması gibi, el  hijyeni ile ilgili tavsiyelere büyük bir dikkatle uymalılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Her SARS  hastası öksürmeden ya da hapşurmadan önce ağzını ve burnunu mendille  kapamalıdır. Mümkünse, SARSı atlatmakta olan hasta virüsün bulunmadığı  insanlarla yakın temas halindeyken ameliyat maskesi takmalıdır. Hasta ameliyat  maskesi takamıyorsa, evdeki diğer insanlar hastayla yakın temas halindeyken  maske takmalılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. SARS hastasının vücudundan çıkan sıvılarla  gerçekleşecek her türlü temasta, bir kez kullanılıp atılan eldivenler tercih  edilmelidir. Öte yandan, vücut sıvılarıyla teması gerektiren faaliyetlerin hemen  ardından, eldivenler çıkarılarak atılmalı, eller yıkanmalıdır. Eldivenler  yeniden kullanılmamalı, gerçek el hijyeninin yerine geçecekleri  düşünülmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. SARS hastaları ailenin öbür fertleriyle yemek  araç-gereçlerini, havlularını paylaşmaktan, onlarla birlikte yatmaktan  kaçınmalıdır; bununla birlikte, bu eşyalar su ya da sıcak sabunla yıkanmak veya  çamaşır makinesine atmak gibi rutin temizliklerden sonra kullanılabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Ailenin diğer fertlerinin, ateş ya da solunum yolu rahatsızlıkları  gibi SARS belirtileri göstermedikleri sürece, dışarıdaki faaliyetlerini  sınırlamalarına gerek yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. CDCde görevli bir seyahat danışmanı  kıta Çini, Hong Kong, Hanoi, Vietnam ya da Singapura, gerekli olmayan bir  seyahat yapmayı planlayan kişilerin, seyahatlerini bir dahaki duyuruya dek  ertelemelerini tavsiye ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SARS hastası olabileceğinizi  düşünüyorsanız : Gizemli zaatürreye ilişkin söylentiler dünyanın her yanında  gitgide yayılırken, sağlık görevlileri acil serviste ya da muayenehanelerinde,  SARSa yakalanmış olabileceklerinden korkan, endişeli ama aslında sağlıklı  insanlarla, gitgide artan bir oranda karşılaşıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetkililer  öksürme, solunum zorluğu ve ateş gibi belirtilerin hüküm sürmekte olan soğuk  algınlığı ve grip mevsiminde çok yaygın olduğunu söylüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak  yakın bir tarihte Güneydoğu Asyaya seyahat etmediyseniz ya da bu hastalığı  taşıyan biriyle yakın temasta bulunmadıysanız, SARS hastası olmanız son derece  uzak bir olasılık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Sağlık Örgütü hastalığın nedeni belirlenene  dek, akut solunum yolu yetersizliği vakasını, ana hatlarıyla, aşağıdaki  belirtilerle tarif ediyorlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. 38 derecenin üzerinde ateş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.  Şu solunum yolu belirtilerinden biri ya da daha fazlası: öksürme, nefes darlığı  ya da nefes zorluğu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. SARS hastası olduğu bilinen biri ile yakın temas  ya da belirtilerin ortaya çıkmasından önceki son on gün içinde, hastalığın  etkilediği alanlarda birine seyahat etmiş olmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetkililer yakın  tarihte seyahat ya da hastalığı taşıyan bireylerle temasın ardından, bu zaatürre  belirtilerini gösteren herkesi bir sağlık görevlisiyle temasa geçmesi,  seyahatine ve temasın türüne ilişkin ayrıntıları eksiksiz olarak vermesi  konusunda uyarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlık görevlisi akut solunum yolu yetersizliği  sendromuna maruz kalmış olabileceğinizi düşünüyorsa, hastalığın diğer olası  nedenlerini elemek için daha fazla test uygulaması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gizemli  zaatürreye ilişkin daha fazla bilgi elde edilene dek, yetkililer doktorların  SARSta, zaatürrenin bilinmeyen her türünde uyguladıkları tedavileri  uygulamalarını tavsiye ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulaşıcı Hastalıklar Merkezi ve Dünya  Sağlık Örgütünün tavsiyelerine göre, SARS hastalığına yakalandığı düşünülen  kişiler, standart bulaşıcı hastalık tedavisi genel ilkelerine göre, hastaneye  yatırılmalı ve diğer hastalardan tecrit edilmeli.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-6733747882820351870?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/6733747882820351870'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/6733747882820351870'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/sars.html' title='SARS'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-7063706793267228077</id><published>2008-03-18T14:24:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T14:24:47.710-07:00</updated><title type='text'>sıtma</title><content type='html'>&lt;h1 title="sıtma ateşli enfeksiyon enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;sıtma  ateşli enfeksiyon&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;"Plasmodium" cinsi bir parazitin sebep olduğu ciddi bir  kan hastalığıdır. İnsandan insana "anofel" tipi sivrisinekle taşınır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivrisinek insanı soktuğu zaman sporozoit halindeki parazit hüc­relerini  kana boşaltır. Kan yoluyla bir saat içinde karaciğere ula­şabilen sporozoitler  burada yerleşerek gelişip bölünürler (çoğalır­lar). Gelişerek merozoit adını  alan parazitler, karaciğeri terkede­rek kana karışırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kana karışan merozoitlerin hedefi  alyuvarlar­dır. Alyuvarlara hücum ederek içine yerleşirler. Burada tekrar  üreyerek gelişmelerine devam ederler. Birkaç saat içinde alyuva­rın içini  tamamen doldururlar. Bölünme sonunda her merozoit 16 adet "şizont" adı verilen  yavru hücre üretir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavru hücreler için­de bulundukları alyuvarları  terkederek kana karışır ve yerleşip çoğalmak üzere yeni alyuvarlar ararlar. Kana  karışan yeni hücre­ler, eşeysel şekilleri olan erkek ve dişi gametler  halindedirler.&lt;br /&gt;Sıtmaya has olan ateşli nöbetler, yavru hücrelerin  alyuvarlar­dan çıkıp kana karıştıkları zamana  rastlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri:&lt;br /&gt;Sıtma hastalığı yapan dört tip plasmodium  vardır. Belirtiler de bu tiplere göre değişiklikler gösterir. Ancak hepsinin  ortak özelli­ği baş ağrısı, titreme, terleme, kol ve bacaklarda ağrıdır.  Alyuvar­ların içinde bölünüp çoğalan merozoitler kana karışırlarken has­tanın  ateşi yükselir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Malaria" tipi plazmodiumun sebep olduğu sıtmada  parazi­tin karaciğerde kalış müddeti 8 gündür. Alyuvarlara hücumları ve tekrar  kana karışmaları 72 saat sürer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Falcifarium" tipi plazmodiumlar  karaciğerde 6 saat kalır­lar. Alyuvarlarda kalış ve kana geçiş zamanları  düzensizdir. Bir kısmı gelişip çoğalırken bir kısmı beklemede kalırlar. Bu  sebeple falcifarium sıtmasına "habis sıtma" adı verilmektedir. En tehlike­lisi  de budur. Parazitler, kümeler halinde beyin, omirilik, akciğer ve böbreküstü  bezlerinin kılcal damarlarına hücum ederek onları tıkayabilirler ve âni ölümlere  yol açabilirler. Hastalığın ağır geç­mesi halinde alyuvar yıkımı olarak tarif  edebileceğimiz "karasu humması" görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Vivaks ve Ovale" tipi  plazmodiumların ise karaciğerde ka­lış müddetleri 8 gündür. Alyuvarlarda kalış  ve kana tekrar geçiş­leri 48 saatte tamamlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malaria, Vivaks ve ovale  tipi plazmodiumların hepsi karaci­ğeri terketmezler. Bir kısmı karaciğerde  kalarak çoğalmaya de­vam ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne Yapmalı?&lt;br /&gt;• Sıtmanın maalesef  henüz ne aşısı ne de serumu bulunabilmiş değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hastalığın  sivrisinekle geçtiği bilindiği için öncelikle sivrisi­nekle mücadele edilmeli;  bataklıklar kurutulmalı, büyük su biri­kintileri ilâçlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Yatmadan evvel evin içi sivrisineklere karşı ilâçlanmalı, pen­cerelere tül tipi  teller geçirilmeli, gece cibinlik altında yatılmalı­dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi:&lt;br /&gt;•  Sıtmaya yakalandığınızı hissettiğiniz zaman mutlaka dokto­ra gidiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Eskiden sıtmayı tedavi etmek için kullanılan "kinin" artık ye­rini daha tesirli  ilâçlara bırakmıştır. Kinin, kandaki bölünmüş pa-. razit hücrelerini parçalayıp  tesirsiz hale getiriyor; ancak karaci­ğerde varlığını sürdürenlere karşı etkili  olamıyordu. Ayrıca kinin uygulamasında hastada baş dönmesi, kulak çınlaması,  bulantı ve kalp çarpıntısı gibi yan etkiler görülüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Bugün  hastalığın seyrine göre kullanılan değişik ve oldukça etkili ilâçlar  vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Tedavi sırasında hasta mutlaka yatakta istirahat etmeli; ha­fif  fakat kalorisi yüksek yiyeceklerle beslenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Terlemelerde iç  çamaşırları değiştirilmeli; titreme nöbetle­rinde hasta  ısıtılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-7063706793267228077?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7063706793267228077'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7063706793267228077'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/stma.html' title='sıtma'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-7355038942908216568</id><published>2008-03-18T14:23:00.003-07:00</published><updated>2008-03-18T14:23:57.088-07:00</updated><title type='text'>su çiçeği</title><content type='html'>&lt;h1 title="su çiçeği kabarcık kaşıntı enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;su  çiçeği kabarcık kaşıntı&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Belirtileri: Çiçek kadar tehlikeli olmayan bir  hastalıktır. Ancak çiçek gibi çok çabuk yayılır. Daha çok kış aylarında  salgınlar ha­linde görülür. Virüsler vücuda girdikten iki hafta sonra hastalık  başgösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Ateş, baş ve bel ağrılarıyla başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Değişik  irilikte kırmızı lekeler önce gövde sonra kol ve bacak­larda görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√  Lekeler bir gün içinde sulanır ve yavaş yavaş patlamaya başlarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Sivilceler patladıktan sonra, mikrop  kapmadıkları takdirde, iz bırakmazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Kabarcıklar su topladıkları  zaman çok kaşınırlar. Bu kabar­cıklar, ılık sirkeli su ile silinip  pudralandıkları takdirde kaşıntı his­si hafifletilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Kabarcıklar  ağız içine yayıldıkları zaman hem kaşıntı hem de acıhk hissi verirler. Ağız,  papatya çayı ile çalkalandığı.takdir­de bu etkiler hafifleyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√  Kafa derisinde ortaya çıkan kabarcıkların kaşıntı hissini azaltmak için baş  sirkeli ılık su ile yıkanmah ve temiz bir havlu ile kurulanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√  Tenasül organlarında ve makatta görülen sivilceler için yine sirkeli ılık su ve  papatya çayı tavsiye edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİKKAT Çocuğun kirli elle sulu  kabarcıkları kaşımasına izin vermeyiniz. Kirli elle kaşınan ve mikrop kopan  kabârcıklar iyileş­tikleri zaman bir iz bırakacaklarından temizliğe son derece  dikkat edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT: Çiçek aşısı, suçiçeği için de geçerli  olduğundan, çocuk küçükken aşılanmalı; salgın vakalarında aşı  tekrarlanmalıdır:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-7355038942908216568?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7355038942908216568'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7355038942908216568'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/su-iei.html' title='su çiçeği'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-8206265563618598088</id><published>2008-03-18T14:23:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T14:23:27.327-07:00</updated><title type='text'>şarbon</title><content type='html'>&lt;h1 title="şarbon siyah yara enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;şarbon  siyah yara&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İnek, koyun, at gibi hayvanlar arasmda görülen ve salgınlar  halinde ölüme sebep olan basilli bir hastalıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genellikle bu  hay­vanlarla temas halinde olan veteriner, çoban, celep, çiftçi ve ka­saplarda  görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayvanların yünü, eti ve derisi ile geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Tularemi" de  olduğu gibi dış ve iç şarbon olmak üzere iki cin­si vardır. Dış şarbon, derideki  çizik, çatlak ve yaralardan giriş ya­par.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İç  şarbon ise, hayvanm yününden ve tüylerinden uçuşan mik­ropların nefes yoluyla  ahnması sonucu geçer. Hasta hayvanın eti yendiği zaman da mikroplar vücuda  girmiş olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri:&lt;br /&gt;• En sık görüleni dış şarbondur. Mikroplar  genellikle el, yüz, kol ve bacaklarda yerleşirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Şarbon "siyah yara"  ile karekterizedir. Önce ortasında siyah leke bulunan kırmızı kabarcıklar ortaya  çıkar.&lt;br /&gt;• Daha sonra kabar­cık büyüyerek patlar ve etrafına iltihap saçar.  Yara zamanla ku­ruyarak üzeri siyah bir kabukla örtülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yaranın etrafı  şişerken; çevrede yeni kabarcıklar türer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  İç şarbonun teşhisi oldukça  zordur. Mide, bağırsak iltihabı­na yol açar. Pek ender olarak kusma ve ishal  görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne Yapmalı?&lt;br /&gt;Meslekleri icâbı hayvanlarla uğraşmak ;  hastalığa yakalandığından şüphe zorunda olanlar için geliştirilmiş "şarbon  aşıları" vardır. Bu gibi kimseler aşı yaptır­malıettikleri hayvanı  diğerle­rinden ayırmalı ve veterinere kontrol ettirmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarbondan  ölen hayvanların üzeri kireç kaymağı ile örtüle­rek hastalığın diğer hayvanlara  geçmesi önlenmelidir. Aynı zamanda sağlam hayvanlar aşılatılmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi:&lt;br /&gt;• Antibiyotik tedavisi, şarbon basillerine karşı.oldukça  etkili­dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hasta, tedavi sonuçlanıncaya kadar, yatakta istirahat  etti­rilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-8206265563618598088?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8206265563618598088'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8206265563618598088'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/arbon.html' title='şarbon'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-7704556970103216272</id><published>2008-03-18T14:22:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T14:22:53.622-07:00</updated><title type='text'>şark çıbanı</title><content type='html'>&lt;h1 title="şark çıbanı çıban tatarcık enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;şark  çıbanı çıban tatarcık&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde sık görülmesi  se­bebiyle bu ismi alan bir parazit hastalığıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk arasında  Diyar­bakır Çıbanı, Antep Çıbanı, Halep Çıbanı ve Bağdat Çıbanı gibi isimlerle  de çağırılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıpta "heishmania tropica" adıyla bilinen bir  parazitin marife­tiyle ortaya çıkmaktadır. Parazit, doğrudan bulaşabildiği gibi,  "tatarcık" sineği tarafından da insana taşınmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri:&lt;br /&gt;• Vücuda girdikten iki hafta sonra veya bir sene  içinde, girdi­ği yerde birkaç milimetre çapmda pembe bir leke olarak ortaya  çıkmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Bu leke zamanla sertleşerek kabarcık halini alır. Rengi de  koyulaşarak kararmaya başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hastalık bu şekliyle bir yıl kadar devam  ettikten sonra iz bı­rakarak kaybolabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Vücut direnci düşük  kimselerde siyah kabarcık açılarak ya­ra halini alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yaranın kabuğu  kaldırıldığında, altından "çivi belirtisi" dedi­ğimiz birtakım çıkıntılar ortaya  çıkar. Hastalık, bu çıkıntılarla bir­kaç yıl devam ettikten sonra iz bırakarak  kaybolabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Daha çok ahn, burun, çene, ayak boyun ve kol gibi açık  böl­gelerde görülen hastalık iyileşse bile "tipik bir iz" bırakır. Bu ize  bakarak bir kimsenin bir zamanlar şark çıbanına yakalandığı ra­hatlıkla  söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne Yapmalı?&lt;br /&gt;• En önemli korunma tetbiri, tatarcık  sinekleri ile mücadele­dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Her şeye rağmen, ilk belirtisinden  hastalığa yakalandığını farkeden kimse derhal bir sağlık kuruluşuna baş  vurmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavide:&lt;br /&gt;•  Yara içine emetin ve atebrin şırınga edilmesi  iyi neticeler vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ayrıca antimon bileşikleri, amfoterisin B  ve neostibosan gibi ilâçların damar yahut kas yoluyla vücuda ve­rilmesi tedaviyi  hızlandırmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yara yerine yerleşen bakterilerle mücadele etmek  için anti­biyotik ve sulfanomid kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Tedavi sırasında yara  üzerindeki kabuklar temizlenmeli, pansuman edildikten sonra temiz gazlı bezle  kapatılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-7704556970103216272?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7704556970103216272'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7704556970103216272'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/ark-ban.html' title='şark çıbanı'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-6686639169664271742</id><published>2008-03-18T14:21:00.002-07:00</published><updated>2008-03-18T14:22:12.437-07:00</updated><title type='text'>tetanoz</title><content type='html'>&lt;h1 title="tetanoz tedavisi tetanoz aşısı enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;tetanoz  tedavisi tetanoz aşısı&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Tetanoz mikropları toz, toprak ya da hayvan gübresi  ile bulaş­mış yaralardan vücuda giriş yaparlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tetanozun bulaşması için  illa da büyük yaraların ve eziklerin meydana gelmesine lüzum yoktur. Küçük bir  kıymık, bir çivi batması veya bir çizik bazan ye­terlidir. Tetanoza dönüşen  kürtaj vakaları da çoktur. Çok seyrek de olsa, yanıklardan ve ortakulak  iltihaplarından sonra tetanoz görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri:&lt;br /&gt;• Mikroplar vücuda giriş yaptıktan yaklaşık üç  hafta sonra hastalık belirtileri ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Endişe ve huzursuzluk  halleri ile birlikte kas sertliği ve ağzı­nı açamama (çene kenetlenmesi) durumu  belirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ensede sertlik ve yüz spazmları görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİKKAT:  Müdahale edilmeyen ağır vakalarda bel kemiğinin büküldüğü müşahade edilmiştir.  Hasta sırtı kemer yapacak şekil­de yatar. Ondan sonra en ufak bir ses hastada  çılgınhk derecesin­de tepkilere yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne Yapmalı?&lt;br /&gt;Çocuklar  dışarıda oyun oynarken sık sık düşer yaralanırlar. Sokaklarımızın birer pislik  yuvası olduğunu -maalesef- kabul et­mek zorundayız. Bu sebeple çocuklarınıza  mutlaka vaktinde teta­noz aşısı yaptırınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT: Tetanoz aşısı, boğmaca  ve difteri aşısı ile birlikte DBT (Difteri - Boğmaca - Tetanoz) yapılır. Beşinci  aydan başlayarak iki ay ara ile üç dozda tamamlanır. İlkokula başlarken aşı  (yine üç doz halinde) tekrarlanmalıdır. Keza ortaokula başlayınca ve yirmi  yaşına gelince tetanoz aşısı tekrarlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vaktinde verilen tetanoz  aşısı vücutta aktif bir bağışıklık ka­zandırır. Ancak bu şahsın tetanoza  yakalanmayacağı anlamına gelmez. Şüpheli yaralarda tetanozun belirtilerini  beklemeden doktora gidilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişi aktif olarak vaktinde aşılanmış  ise, doktor yeni bir aşı daha yapabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşılanmamış kişilerde tedavi  oldukça zor ve risklidir. Zira doktor pasif bir bağışıklık kazandırmak için at  serumu vermekte tereddüt edecektir. Çünkü serumun bazı tehlikeli yan etkileri  var­dır. Ancak bu yine doktorun bileceği bir iştir. Penisilin ve gamma globülin  tedavisi de oldukça etkilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-6686639169664271742?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/6686639169664271742'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/6686639169664271742'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/tetanoz.html' title='tetanoz'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-7983696709368703280</id><published>2008-03-18T14:21:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T14:21:39.663-07:00</updated><title type='text'>tifo</title><content type='html'>&lt;h1 title="tifo paratifo ishal ateş enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;tifo  paratifo ishal ateş&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Genellikle yaz ve sonbahar aylarında salgın halinde  ortaya çı­kar. İçme suları ve yiyeceklerle bulaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücuda girdikten  sonra bağırsağın alt bölümlerinden lenf bezlerine geçen tifo bakterileri, oradan  da lenf yolları ve kan damarları vasıtasi ile bütün organ­lara yayılırlar. Hızla  üreyen bakteriler safra kesesi yoluyla dışkı­ya; böbrek yolu ile de idrara  karışarak dışarı çıkarlar ve salgınla­ra sebep olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri:&lt;br /&gt;• Baş ağrısı, iştahsızlık,  halsizlik, kabızlık veya ishal şeklinde ilk belirtilerini verir. Bu arada burun  kanaması da görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Asıl tehlike işaretleri ikinci hafta ortaya çıkar.  Dil paslanır. Yüksek ateş, aşırı kabızlık veya ishal vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Vücudu  saran pem­be lekeler de buna eşlik eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Lekeler iki gün içinde solar.  Ancak, hemen sonra tekrar or­taya çıkarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Dilin kenarları ve yanaklar  kızarır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Dilin tam ortasında paslıbir leke vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hastalık  ilerledikçe dil kirli sarı bir renk alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Üçüncü hafta karın şişer ve  gerilir. Karm içinden .gürültülü sesler gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Dördüncü hafta barsak  kanamaları görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yüksek ateşe rağmen terleme olmaz. Nabız ise  yavaştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİKKAT: Nabzın birden bire hızlanması tehlikeli kanamalar  ol­duğuna işarettir. Tedavi edilmeyen tifo&lt;br /&gt;vakalarında bronşit ve bademcik  iltihabı da görülür. Direnci az, zayıf bünyelerde tifo bak­terilerinin  salgıladığı zehirler beyni, kalbi, sinir sistemini, böbrek­leri, safra kesesini  ve karaciğeri etkilerler. En tehlikeli yan etkile­ri kalp ve böbreklerde  görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne Yapmalı?&lt;br /&gt;• Temizliğe çok dikkat ediniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Salgın  halinde tifo görüld'üğü zaman aşı yaptırınız. Tifo aşı­sı bir haftada üç defa  tekrarlanarak verilir. Bir sene müddetle vü­cuda bağışıklık kazandırır.  Aşılanmış kişiler tifoyu çok hafif atla­tırlar. Bir sene sonra aşının  tekrarlanması (yine haftada üç sefer) gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Aile üyelerinin birinde  tifo belirtileri başlayınca mutlaka doktora gösterilmeli, tıbbi tedavi  uygulanması sağlanmalıdır. Te­daviye ne kadar erken başlanırsı, hastalık o kadar  kolay atlatılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Tifolu hasta diğer aile üyelerinden ayrı bir odada  yatırılma­lı; kullandığı eşyalar dezenfekte  edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PARATİFO&lt;br /&gt;Belirtileri tifoya benzeyen fakat ondan daha  tehlikesiz olan bir hastalıktır. İki tifo ancak kan tahlili ile birbirinden  ayırdedilebilir. Hastayı tifo kadar sarsmaz; süresi de kısadır. Yan etkileri pek  gö­rülmez. Tifo aşısı, paratifo bakterileri için de etkilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-7983696709368703280?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7983696709368703280'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7983696709368703280'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/tifo.html' title='tifo'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-5800150491860458867</id><published>2008-03-18T14:20:00.000-07:00</published><updated>2008-03-18T14:21:03.613-07:00</updated><title type='text'>toksoplazma hamile kadınlar dikkat</title><content type='html'>&lt;h1 title="toksoplazma hamile kadınlar dikkat enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;toksoplazma  hamile kadınlar dikkat&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Evde kedi, köpek, kuş ve diğer memeli hayvanları  beslemeye meraklı ve onlarla fazla haşir neşir olan Avrupa ülkelerinde sık  rastlanan bir hastalık türüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİKKAT: Bu hastalık hâmile kadınlar için  çok tehlikeli olup mikropların fetuse geçmesi halinde sonuç ya düşük ya da ölü  do­ğumdur. Bebek kurtarılsa dahi, göz ve beyin sakatlıkları bırakır. Ayrıca  karaciğer, dalak ve akciğerlerde harabiyet görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri:&lt;br /&gt;√ Belirtileri gribe ve  üşütmeye benzediğinden teşhisi ancak tıbbi testlerle mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne  Yapmalı?&lt;br /&gt;√ Sülfamit tedavisi ile mikroplar zararsız hale getirilmeye  ça­lışılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korunma:&lt;br /&gt;√ Hamile kadınlar evcil hayvanlarla fazla temas  etmemeli.&lt;br /&gt;√ Çocukların sokak hayvanları ile oynamalarına izin  verilme­meli.&lt;br /&gt;√ Evde beslenen hayvanlar sık sık veterinere kontrol  ettirilme­lidir&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-5800150491860458867?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/5800150491860458867'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/5800150491860458867'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/toksoplazma-hamile-kadnlar-dikkat.html' title='toksoplazma hamile kadınlar dikkat'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-6403574953357418055</id><published>2008-03-18T14:19:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T14:19:45.178-07:00</updated><title type='text'>veba</title><content type='html'>&lt;h1 title="veba akciğer vebası tedavi enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;veba  akciğer vebası tedavi&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Hastalığın sebebi "Pasteurella pestis" adındaki bir  mikroptur. Fare, pire, tahtakurusu tarafindan insana bulaştırıldığı gibi;  doğ­rudan insandan insana da geçmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalık mikrobu vücuda  girdikten 3-5 gün sonra lenf yolların­da iltihaplar  oluşturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri:&lt;br /&gt;• Kasık, koltukalti ve boyun lenf bezleri  iltihaplanarak şişer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kasıkların  şişmesi şeklinde ortaya çıkan cinsine "hıyarcık vebası" denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Daha  sonra deride döküntüler görülürse hastalığın ciddiyet kazandığı  anlaşıhr.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Mikropların akciğerlere yerleşmesi halinde "akciğer  veba­sı'ndan bahsedilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Beyin zarına hücum eden veba mikropları  meningo-ansefa­lit vebası'nın ortaya çıkmasına sebep olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Mikroplar  bazan kan damarları içinde çoğalarak "zehirli ve­ba" dediğimiz daha değişik bir  hastalık oluştururlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne Yapmalı?&lt;br /&gt;Veba mikroplarına karşı sülfamit ve  streptomisin cinsi ilâç­lar kullanılırken, aynı zamanda bol sulu yiyecekler ve  vücudu can­landırıcı başka ilâçlar da verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DIKKAT:  Belirtilerin  ortaya çıktığı ilk on beş saat içinde mut­laka doktora gidiniz. Geç kalmanız  halinde netice ölümdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korunma:&lt;br /&gt;• Vebaya yakalanmamak için vücut ve  ev temizliğine dikkat ediniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Fare, pire ve tahta kurusu ile mücadele  ediniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-6403574953357418055?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/6403574953357418055'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/6403574953357418055'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/veba.html' title='veba'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-8276407967705295071</id><published>2008-03-18T14:18:00.000-07:00</published><updated>2008-03-18T14:19:06.250-07:00</updated><title type='text'>verem</title><content type='html'>&lt;h1 title="verem tüberküloz enfeksiyon enfeksiyon hastalıkları enfeksiyonu enfeksiyonları iltihabı infeksiyon tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;verem  tüberküloz enfeksiyon&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bulaşıcı hastalıklar içinde en ciddi olanıdır. Sinsi  bir gelişme gösterdiğinden, geç farkedilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erken teşhis edildiği  takdirde teda­visi zor değildir. Özellikle sık hastalanan, vücut dirençleri  düşük kimselerde, alkol ve uyuşturucu kullananlarda, gece eğlenceleri­ne  düşkünlükten uykusuz kalanlarda, yeterli beslenemeyenlerde, güneşten ve temiz  havadan mahrum yerlerde çalışanlarda vere­me yakalanma riski oldukça  yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keza, zayıf bünyeli ve  asabi gençlerde -bilhassa kızlarda- bu hastahğa sık rastlanmaktadır. Tabiatta  birçok tüberküloz basili bulunmakla beraber, bunlardan yalnız iki tanesi insanda  hastalık yapabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüberküloz hastalığı, belirtilerine göre, üç  devrede incelenir.&lt;br /&gt;Birinci Devre&lt;br /&gt;Tüberküloz basilleri girdikleri yerde  küçük ve grimsi düğüm­cükler şeklinde iltihap oluştururlar. Bu iltihap  düğümlerine "tü­berkül" adı verilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelişen iltihap düğümleri  birleşerek daha geniş bir yer kap­larlar.&lt;br /&gt;İ&lt;br /&gt;lk yerleştikleri alanda  iltihap düğümleri meydana getirdik­ten sonra, basiller odak noktalarından  çıkarak lenf damarları yo­luyla lenf boğumlarına yerleşirler. Lenf boğumlarında  da iltihap düğümleri meydana geldikten sonra birinci devre sona ermiş  olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri&lt;br /&gt;İltihap düğümleri teşekkül ederken hastada genel bir  yor­gunluk, iştahsızlık, vücut ateşinde 38 dereceye kadar yükselme, sırt  ağrıları ve öksürük görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİKKAT: Bu belirtiler "soğuk algınlığı"  zannedilerek ciddiye alınmadığı takdirde; daha tehlikeli olan "ikinci devre" baş  göste­rir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne Yapmalı?&lt;br /&gt;Hassas ve zayıf bünyeliler bu tür belirtilerle  karşılaştıkları zaman mutlaka bir doktora görünerek röntgen filmi  çektirmelidir­ler. Zira, iltihap düğümleri (tüberküller) sadece röntgen filminde  belli olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci Devre&lt;br /&gt;Birinci devrede hastahk ciddiye ahnmadığı  ve gerekli tedavi üygulanmadığı takdirde, vücut direncinin iyice düştüğü bir  za­manda tüberküloz basilleri yerleştikleri bölgeyi ve lenf boğumla­rını  terkederek bütün vücuda yayılırlar. Kan damarları ve lenf ka­nalları yoluyla  deri, kemik, eklemler, böbrekler, bağırsaklar, göz­ler, beyin zarı gibi hassas  bölgelere yerleşirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri birinci devredekine benzer şekilde  kendisini gösterir.&lt;br /&gt;Vücut direncinin gücüne bağlı olarak iltihap düğümleri ya  iyi­leşip kireçlenerek mevzi kalırlar ya da vücudu sarmaya devam ederek en  tehlikeli olan üçüncü devreyi başlatırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü Devre&lt;br /&gt;• Grip ya da  bronşiti andıran belirtilerle başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yorgunluk, akşamları yükselen  hafif ateş ve balgamlı öksü­rükle devam eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Halsizlik, iştahsızhk,  kilo kaybı, gece terlemeleri üçüncü dev­renin başladığını belli eden kesin  işaretlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Balgamlı öksürük, tüberküllerin akciğerlere geçtiğini  göste­rir. Bir ila otuz milim genişliğinde akciğerlerin köprücük kemiği altında  kalan bölgesine yerleşen iltihaph basil düğümleri, bilaha­re birleşerek daha  geniş alanlara yayılırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Tüberküloz basilleri genellikle tek  akciğerde yerleşirler. An­cak üçüncü devrenin ilerlemesi halinde diğer akciğere  de geçiş ya­parak burayı da işgal ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİKKAT: Hastanın balgamlı  öksürükleri başladzğı zaman tü­berküloz bulaşıcılık özelliği kazanır.  Tüberküloza yakalandığı an­laşılan hasta mutlaka hastahane tedavisi görmeli, eşi  ve çocukla­rı ile aynı odada yatmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne Yapmalı?&lt;br /&gt;• Çocuklarınıza  daha birinci yaşında iken, hatta doktor uygun gördüğü takdirde ilk aylarda,  verem (BCG) aşısı yaptırınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ilk belirtileri görülür görülmez  hastahaneye gidip röntgen fil­mi çektiriniz ve "tüberkül deneyi" yaptırınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Deneyde sonuç ne­gatif çıktığı ve filimde tüberkül varlığı tesbit  edildiği takdirde; ,doktor sizi yatıracak 4 ila 9 ay müddetle tedavi  edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hastahane tedavisinden sonra sadece tehlikeli dönem  atla­tılmiş olacağından; tüberküloz basillerinin vücuttan tamamen atı­labilmesi  için tedavinin evde devam etmesi gerekecektir. İki yıl müddetle ilâç ve sağlıklı  bir beslenme uygulandığı takdirde vücu­da yerleşmiş olan basiller tamamen  etkisiz hale getirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hastalık tekrarlamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ev tedavisi  devam ederken, hasta sık sık temiz havaya çık­malı; ruh sağlığı ve mörali  yerinde olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-8276407967705295071?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8276407967705295071'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8276407967705295071'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/verem.html' title='verem'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-4506049553297302395</id><published>2008-03-18T14:13:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T14:13:26.163-07:00</updated><title type='text'>tekrarlayan karın ağrısı</title><content type='html'>&lt;h1 title="tekrarlayan karın ağrısı sendromu çocuk cerrahisi pediatrik cerrahi ameliyatı çocuklarda bebeklerde tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;tekrarlayan  karın ağrısı sendromu&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Tekrarlayan Karın Ağrısı Sendromu (TKAS) olarak  adlandırılan grup 5 yaş altı ve 15 yaşın üzerinde çok nadir olarak görülür. 3 ay  boyunca ve ayda 1 kez görülen ancak çocuğun aktivitesini kısıtlayan bir  durumdur.  En sık 10-12 yaşlar arasında ve kızlarda  fazla  görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olguların yalnızca % 10 unda organik bir neden bulunabilir. Bu  çocuklar stresli bir dönem sonrasında görülen karın ağrısı ile  başvurabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Hastalar çoğunlukla  sosyoekonomik durumu düşük ve psikopatik özellikli ailelerin  çocuklarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klinik olarak 1 ila 3 saatten az süren periumblikal   viseral ağrı ile birlikte bulantı, kusma, solukluk, terleme hissi, kızarma ve  çarpıntı hissi veya baş ağrısı ile başvururlar. Bu atak sırasında cerrahi  konsültasyon mutlaka yapılmalıdır.  Tekrarlayan karın ağrısı sendromunun organik  nedenlerinin 3 de biri gastrointestinal  ve genitoürinerdir. Bu sistemlere uygun  olarak tanı yöntemleri olarak tam kan sayımı, sedimantasyon, karaciğer ve böbrek  fonksiyon testleri ayırıcı tanı için yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ultrasonografinin tanı  koyduruculuğu tekrarlayan karın ağrısı sendromunda % 3-7 civarındadır. Diğer  invaziv yöntemlerin tanı koyduculuğu çok daha az olduğu için gereksizdir. % 10 u  organik nedene bağlı olan TKAS lu hastalar üzerinde yapılan çalışmalarda 5 yılda  1/3 ü gerilemekte ise de, yetişkin döneminde %25- 50 oranında benzer  semptomların da eklendiği gösterilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailelere ve cocuğa bunun nedeni  anlatılmalı ve organik nedenler sistematik olarak ekarte edilmeli, hastalığın  önemli bir şey olmadığı konusunda ikna edilmelidir. Ailelere hastalığın  bulguları hakkında bilgi verilmelidir. Kilo kaybı, anoreksia, barsak alışkanlığı  değişikliği, poliüri yada dizüri, kusma, menstrüel durumda değişiklik, ateşli  dönemler, uykudan uyandıran ağrı olduğunda haberdar etmeleri  önerilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan laboratuar çalışmalarında ise kan çalışmalarında  anormallik, anormal idrar tetkiki veya kültürü olursa başvurmaları  önerilmelidir. Bu hastalık gurubunun organik karın ağrıları nedenleri daha önce  ayrıntılı olarak anlatılan karın ağrıları nedenleri arasında olduğu için ayrı  bir sınıflandırma yapılmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-4506049553297302395?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/4506049553297302395'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/4506049553297302395'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/tekrarlayan-karn-ars.html' title='tekrarlayan karın ağrısı'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-689952957359072764</id><published>2008-03-18T14:12:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T14:12:34.051-07:00</updated><title type='text'>akdeniz anemisi</title><content type='html'>&lt;h1 title="talassemi akdeniz anemisi çocuk cerrahisi pediatrik cerrahi ameliyatı çocuklarda bebeklerde tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;talassemi  akdeniz anemisi&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Talassemi (Akdeniz anemisi) dominant geçiş özelliği  göstermektedir ve hemoglobin sentezindeki bir defektle karakterizedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İntrasellüler çökeltilerin gelişimi prematür eritrosit harabiyetine  yardım etmektedir. Amerika Birleşik Devletlerinde hastaların çoğunda beta tipi  bulunmaktadır. Periferik kan yayması soluk görünümlü, çok çekirdekli  eritrositler (hedef hücreler) ile karakterizedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Talassemi iki majör şiddet derecesinde oluşmaktadır: erken  ölümle sonuçlanabilen, şiddetli klinik belirtileri olan homozigot talassemi  majör ve bir kan yayması tekrarlanmadıkça çoğunlukla saptanmayan heterozigot  talassemi minör.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Talassemi majörlü hastalar genellikle düzenli  aralıklarla transfüzyon gerektirmektedir, fakat bu hastalar düşük hemoglobin  düzeylerine uyum sağlamış olduklarından dolayı transfüzyonlar hemoglobin düzeyi  10 g/dL seviyesinde olacak şekilde yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Splenektomi sınırlı  sayıdaki hastalara uygulanmaktadır ve spesifik olarak semptomatik splenomegali  ve dalak enfarktüsünün sebep olduğu tekrarlayan ağrı varlığında endikedir.  Dalağın çıkarılmasının transfüzyon gereksinimini azalttığı gösterilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hastalarda splenektomiye bağlı komplikasyon oranı oldukça yüksek ve  genellikle enfeksiyona bağlı olmasına rağmen, kar-zarar oranı spesifik  endikasyonlar için splenektomi lehinedir&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-689952957359072764?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/689952957359072764'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/689952957359072764'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/akdeniz-anemisi.html' title='akdeniz anemisi'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-1336907396845957512</id><published>2008-03-18T14:11:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T14:11:55.511-07:00</updated><title type='text'>bebek sünneti</title><content type='html'>&lt;h1 title="sünnet bebek sünneti çocuk cerrahisi pediatrik cerrahi ameliyatı çocuklarda bebeklerde tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;sünnet  bebek sünneti&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Yeni doğan erkek çocukların penisinin uç kısmını örten bir  deri parçası vardır. Sünnet bu derinin bir kısmının alınarak penis ucunun  (glans) ve idrar yollarının ağzının havayla temas etmesini sağlayan bir  operasyondur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işlem birçok ülkede ve birçok hastanede yaygın bir  şekilde ve doğumu izleyen birkaç gün içinde yapılmaktadır. Tecrübeli bir hekimin  yaptığı sünnet sadece birkaç dakika sürer ve bir problem olasılığı çok  düşüktür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hekimlerin küçük bir bölümü,  bebeğin rahatsızlığını en düşük düzeye indirgemek amacı ile lokal anestezi  uygulamaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek Sünnet Edilmeli midir ?&lt;br /&gt;Doğumun bitkinliği ve  heyecanı sürerken aklınızın bu konuda olmasına gerek yoktur. Diğer bir deyişle;  bebeğinizin kız olacağından emin değilseniz bu kararı doğumdan önce  verin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sünnet, binlerce yıldır dini bir uygulama olarak sürmektedir.  Erkek çocukların sünnet edilmesi hem dini hem de sosyal bir olgudur. Çocuk  sünnet edilir çünkü; artık erkek olacaktır veya annesi babası ve diğer büyükler  onun mürüvvetini görecektir. Az da olsa bazı erkek çocuklar tıbbi nedenlerden  ötürü sünnet olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sünnetin tıbbi açıdan önerilmesi gerekip gerekmediği  konusu tartışmalıdır: yapılan son araştırmalarda sünnet olmamış erkek bebeklerin  idrar yolu enfeksiyonlarına daha sık yakalandığı sonucuna varılmıştır, yani yeni  bilgiler sünnetin tıbbi açıdan bazı yararları olduğu yönündedir. Ancak, bu  bilgileri değerlendirirken dikkatli davranılmalıdır. İleride yapılacak  araştırmaların sonuçları ve bu tür idrar yolu enfeksiyonlarının sağlık açısından  öneminin belirlenmesi hekimlerin sünnet konusunda daha net bir tavır almalarını  sağlayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok seyrek rastlanan bir sorun olan penis kanserinin hemen  hemen sadece sünnetsiz erkeklerde oluştuğu uzun bir süredir bilinmektedir.  Ayrıca, son yıllarda yapılan araştırmalar serviks (rahim ağzı) kanserinin  sünnetsiz erkeklerin eşlerinde daha sık görüldüğü yönündedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sünnet ve  cinsel yolla bulaşan hastalıklar arasında benzer bir ilişki olduğunu gösteren  bulgular vardır. Ancak, şu ana kadar yapılan araştırmaların hiçbiri kesin bir  sonuca ulaşmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öne sürülen olumlu tarafları yanında sünnetin,  enfeksiyon ve kanama gibi belirli bazı riskleri vardır:&lt;br /&gt;Eğer bebek prematüre  (vaktinden önce) doğmuşsa, doğumda bir hastalığı, doğumsal bir kusuru veya kan  problemi varsa, kesinlikle hemen sünnet edilmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sünnet sadece  sağlıklı bebeklere uygulanmalıdır. Amerikan Pediatri Akademisi, sünnetin, dini  kurallar haricinde, her erkek çocukta rutin olarak yapılmasını önermemektedir.  Ancak, sünnet bizde olduğu gibi, er veya geç yapılacaksa, bu işlemin; çocuk  ayaklanmadan genel anestezi gereksinimi olmadan ve sünnet ile ilgili bazı  korkular gelişmeden erken dönemde yapılmasının daha az riskli ve daha sağlıklı  olduğu kanısındayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kararı, anne-baba ve &lt;b&gt;çocuk cerrahı&lt;/b&gt;  ortaklaşa alması gerekir. Hekiminiz, sünnetin risklerini ve yararlarını sizinle  tartışacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: rgb(255, 255, 0);" &gt;Sünnet konusu temel olarak &lt;b&gt;Çocuk Cerrahisi&lt;/b&gt; nin ve dolayısıyla  &lt;b&gt;Çocuk Cerrahlarının&lt;/b&gt; uzmanlık alanıdır&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-1336907396845957512?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/1336907396845957512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/1336907396845957512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/bebek-snneti.html' title='bebek sünneti'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-3220784608749991687</id><published>2008-03-18T14:10:00.000-07:00</published><updated>2008-03-18T14:11:01.596-07:00</updated><title type='text'>bebek canlandırma</title><content type='html'>&lt;h1 title="neonatal resusitasyon bebek canlandırma çocuk cerrahisi pediatrik cerrahi ameliyatı çocuklarda bebeklerde tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;neonatal  resusitasyon bebek canlandırma&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Resusitasyon ya da canlandırma  kardiarespiratuvar arrest olmuş ya da akut olarak solunum ve kardiak  yetersizliğiolan bebek ve diğer kişilere uygulanır ve onu tekrar hayata  döndürmek hedeflenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;Resüsitasyon  gerektiren bebekler 4 gruba ayrılır:&lt;br /&gt;- Hiç solunum eforu olmayan bebekler &lt;br /&gt;- Zayıf ve yetersiz solunumu olan siyanoze ve sıklıkla bradikardik bebekler &lt;br /&gt;- Güçlü solunum eforuna rağmen siyanotik grup(nadir)&lt;br /&gt;- Adale veya SSS  nin primer hastalıklarından dolayı neonatal apnesi olan küçük bir  grup&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yenidoğanı değerlendirmek, yapılacak işleme karar vermek  resusitasyonda en önemli savhalardır.&lt;br /&gt;Resüsitasyon için bebeğin  değerlendirilmesi esas olarak 3 önemli parametre üzerinden yapılır:&lt;br /&gt;-  Solunum&lt;br /&gt;- Kalp hızı&lt;br /&gt;- Deri rengi Yenidoğanın değerlendirilmesi için esas  olarak kullanılan APGAR skorlaması canlandırma işlemine karar vermade  kullanılmaz. Çoğu perinatal asfiksi vakasında canlandırma Apgar skoru tayininde  önce başlar.Özellikle ağır asfiktik vakalarda  doğumdan sonraki ilk dakika çok  önemlidir. Ayrıca term yenidoğanlara göre pretermlerde tonus ve refleks  cevabının yetersiz olmasına bağlı olarak düşük Apgar skorları bulunabilir.  Prematürelerin Apgar skorlamasında bu durumları göz önünde tutmak gerekir.  Resüsitasyonun belirlenmesinde Apgar skorlaması kullanılmamasına rağmen  canlandırma işleminin etkinliğinin belirlenmesinde önemlidir. Apgar skoru 3ün  altında  olan bebekler ciddi asfiktirler. Beşinci dakikada Apgar skoru neonatal  morbidite ile ilişkili olarak önemlidir. Beşinci dakikada Apgar skoru 7nin  altında ise her 5 dakikaya bir 20. dakikaya kadar değerlendirmeye devam  edilmelidir. Eğer imkanlar elveriyosa doğumda  umblikal venöz veya arteryel kan  gazı değerlendirmesinin yapılmasıda yenidoğanın değerlendirilmesinde  önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fetal kan gazlarının normal  değerleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                     &lt;u&gt;Umblikal  arter&lt;/u&gt;&lt;b&gt;                          &lt;/b&gt;&lt;u&gt;Umblikal  ven&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;PH&lt;/b&gt;                              &gt;7.20(7.05-7.38)                     &gt;7.25(7.17-7.48)&lt;br /&gt;&lt;b&gt;PCO2  (mmHg)&lt;/b&gt;            40-50                                       &lt;40&lt;br /&gt;&lt;b&gt;PO2  (mmHg)&lt;/b&gt;              16-20                                       28-32&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Baz Fazlası (  mEq/l)&lt;/b&gt;   0-10                                        0-5&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umblikal  arter kanı fetustan gelen kan olduğundan fetusun durumunu, umblikal venöz kan  ise plasentanın fonksiyonunu gösterir. (Asfiktik bebeklerde Apgar skorlaması ile  umblikal kan gazları her zaman korele olmayabilir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğumdan sonra  yenidoğanın düzenli solunumun geciktiği durumlar.&lt;br /&gt;• Perinatal asfiksi&lt;br /&gt;•  SSS depresyonu ( analjezik, sedativ, genel anestezikler gibi ilaçlarla)&lt;br /&gt;•  Maternal hipokapni: Plasental kan akımını azaltarak fetal hipoksi ve asidemiye  sebeb olur)&lt;br /&gt;• Travma-özellikle SSS&lt;br /&gt;• Prematurite&lt;br /&gt;• Sepsis; özellikle  grup B streptokoklar&lt;br /&gt;• Prematurite veya primer adale hastalığı nedeniyle  Adale zayıflığı&lt;br /&gt;• Anemi&lt;br /&gt;• Konjenital malformasyon (Özellikle solunumun  engellenmesine neden olan)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki nedenlerden herhangi biri veya  birkaçına bağlı olarak yetersiz kardiorespiratuvar  durumlarında  resusitasyon  uygulanmalıdır. Fetal veya postnatal dönemde başladığına bakılmaksızın asfiktik  bir yenidoğanda kalıcı SSS hasarından kaçınmak için mümkün olduğu kadar erken  müdahale yapılmalıdır. Asfiksi doğum öncesi başlayabilir ve bebek asfiksiye  cevabın safhalarını intrauterin dönemde geçirmiş olabilir. Doğumda asfiktik  olayın ne kadar süre ile bebeği etkilediği bilinmediğinden  herhangi bir deprese  bebekte hipoksi, hiperkapni ve asidozun neden alacağı hasarlar reversibl  olabileceğinden canlandırmaya gecikmeksizin başlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resusitasyon  için hazırlık:&lt;br /&gt;Başarılı bir resusitasyon için ana unsur, sorunun  belirlenmesi, uygun ekipman ve tecrübeli personelin varlığıdır. Canlandırma için  en az bir kişi her doğumda hazır bulunmalı ve diğer bir kişide hemen  çağırılabilmelidir.Tam bir resusitasyonu en azından iki kişi başarabilir.Multibl  doğumlarda her bir bebek için ayrı bir ekip hazır bulunmalıdır.Radyant ısıtıcı,  aspiratör ve oksijen bebek doğmadan önce çalışır halde hazır  bulunmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resusitasyonun basamakları:&lt;br /&gt;Genel olarak resusitasyon  ingilizce ABCD ile sembolize edilen yolu izler.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;A&lt;/b&gt;: Airway: Hava yolunu  açık tut demektir.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;B&lt;/b&gt;: Breathing: Solunumu başlat demektir&lt;br /&gt;&lt;b&gt;C&lt;/b&gt;:  Circulation: Kan dolaşımını devam ettir demektir.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;D&lt;/b&gt;: Drugs: İlaç  kullanımı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;A&lt;/b&gt;: Çocuğa pozisyon verilerek  ağzı, burnu, bazen  trakeası aspire edilir. Gerekirse solunum yolu açıklığının sağlanması için  endotrakeal tüp konulabilir.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;B&lt;/b&gt;: Solunumu başlatabilmek için cilde  uyarı (Taktil uyarı) verilebilir.  Gerkirse pozitif basınçlı ventilasyon   uygulanır.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;C&lt;/b&gt;: Kalp masajı ile veya gerekirse ilaç kullanımı ile kan  dolaşımı devam ettirilir.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;D&lt;/b&gt;: Yeterli ventilasyon, % 100 oksijen veya  göğüs kompresyonuna cevap vermeyen, kalp atımları olmayan veya dakikada &lt;80  olan bebeklere ilaca gereksinimduyulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;Resusitasyonda ilk  grişimler&lt;/u&gt;:&lt;br /&gt;• Ortam ısısı : Bebeğin hipotermiden korunması morbidite ve  mortalite açısından önemlidir. Bu nedenle doğum odası ısısının 25oC  kadar  ısıtılmış olmasına dikkat edilmelidir. Alttan ve yukarıdan ısınma sağlayan açık  yataklar doğum yapılan yerlerin büyük bir çoğunluğunda yoktur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kurulama  : Bebek doğar doğmaz önceden ısıtılmış havlularla kurulamalı ve ıslak havlu bir  daha bebeğe değmemesi için hemen atılmalıdır. Bebeğin kurulanması aynı zamanda  solunumun başlaması için taktil uyaran verilmesi açısından önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Yatırma: Pozisyon : Kurulama işleminden sonra bebek sırt üstü yatırılmalı, baş  nötral pozisyonda veya hafif ekstansiyonda tutulmalıdır. Bunun için omuzların  altına 2-2.5 cm yükseklik yapan katlanmış havlu (rulo) konabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Aspirasyon : Sağlıklı gözüken ve hemen ağlayan bebeklerin çoğunda ağız ve burun  etrafındaki sekresyonların silinmesi yeterlidir, üst solunum yollarının  aspirasyonla temizlenmeye çalışılması gerekmez. Böyle bir girişim laringospazma,  vagal bradikardiye ve spontan solunumda gecikmeye neden olabilir.&lt;br /&gt;Üst  solunum yollarının aspirasyonla temizlenmesi gerekirse bir kataterle (8-10F)  önce ağız, sonra burun aspire edilmelidir. Başın hafifçe bir tarafa çevrilmesi,  ağızdaki sekresyonların daha kolay temizlenmesini sağlar. Sekresyonlarda   mekonyum veya kan yoksa  aspirasyon süresi mümkün olduğu kadar kısa olmalıdır.  Mukozal hasara neden olmamak için aspiratörün negatif basıncı 100 mmHgdan (135  cm H20)az olmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekonyumla boyalı amnion sıvısı :&lt;br /&gt;Doğumların %  10-15inde amnion sıvısı mekonyumla boyalıdır. Önemli olan bu sıvının solunum  yollarına aspire edilmesidir. Mekonyum ister ince, ister kalın partiküllü olsun,  eylemin başlangıcında amnion sıvısında mekonyum ile boyalı olduğu görüldüğünde,  bebeğin başı doğar doğmaz  doğum doktoru tarafından ağız, farinks ve burun  aspire edilmelidir. Yani intrapartum dönemde aspirasyon yapılmalıdır. Bu amaçla  biraz daha kalın  (12-14F) katater kullanılmalıdır. Bebek tam olarak doğduktan  sonra mekonyumlu amnion sıvısı olan bütün bebeklerde laringoskop ile derin  trakeal aspirasyon yapılması gerekmez. Genel durumları iyi ve kuvvetli ağlayan  bebeklerde bu uygulama prognoz üzerinde  etkili olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek doğdukta  sonra solunumu deprese ise ya da solunumu yoksa veya kalp hızı 100ün altında  veya hipotonik ise direkt laringoskopi ile hipofarinks ve trakea  temizlenmelidir. Bu bebeklerde kurulama ve taktil uyarım geciktirilebilir.  Endotrakeal ( ET) Tüple entübasyon yapılması ve tüpün arkasının aspiratöre  bağlanması ve entübe edilen tüp çıkarılırken aapirasyona devam edilmesi uygun  olur. Çok deprese bebeklerde aspirasyonla fazla zaman harcanmamalı, bir miktar  mekonyumlu sıvı kalsa da ET   entübasyonla pozitif basınçlı ventilasyona (PPV)  geçilmesinde gecikilmemelidir. Böyle durumlarda ETün içinden geçirilen bir  kataterle aspirasyon devam edilebilir. Kusma sonucu aspirasyona neden olmaması  için mide muhtevası mide lavajı ile temizlenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Solunum sıkıntısı  olmayan bebekler yakından izlenmelidir. Bu bebeklere akciğer grafisi çekmeye ve  antibiyotik başlamaya gerek yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Taktil uyarım : Aspirasyondan sonra  veya doğumdan hemen sonra bebeğin sırtının birkaç kez ovuşturulması veya ayak  tabanına fiske vurulması ile solunum uyarımı yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Oksijen   verilmesi : Son zamanlarda yapılan çalışmalarda neonatal resusitasyonda oda  havasının yeterli olduğunu gösteren çalışmalar olsa da bgün için kabul edilen  görüş % 100lük oksijen kullanılmasıdır. Oksijen kaynağı 5 lpm O2 sağlamalıdır.  O2 yoksa oda havası ile ventilasyon uygulanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hava Kesesi - Bag -  ambu ve maske ile ventilasyon : Bebeğin spontan solunumu yeterli değil ve kalp  hızı 100ün altında olduğu ya da % 100 oksijen uygulanmasına rağmen santral  siyanozu düzelmeyen bebeklere  hava kesesi-ambu ve maske ile PPV uygulanması  gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeğin kalp atımları steteskop ile göğüsten veya göbek  kordonunun kökündeki nabızdan değerlendirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ambunun 240 ml hacimli ve  kendiliğinden şişebilen özellikte olmalıdır. Ayrıca arkasına O2  takılabilmelidir. Oksijen kesesi olan ambular daha iyidir. Ambu ile uygulanacak  basınç, bebeğin göğsünde gözle görülebilir şişme yapacak kadar olmalıdır. Bu  şekilde uygulanacak solunum hızı dakikada  40-60 kadardır. Ancak göğüs basısı  uygulanan bebeklerde solunumhızı 30/dak. olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ambu veya maske ile  30 sn ventilasyon uygulanarak bebekte spontan solunum başlar ve kalp hızı  dakikada 100ün üzerine çıkarsa  PPV uygulaması sonlandırılır. Bunlar  sağlanamamış ise ambu ve maske ile solunuma devam edilmelidir. Kalp hızı 60/dk  altına inerse bebek entübe edilerek göğüs basısı  uygulanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Endotrakeal entübasyon (ET)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;u&gt;Yenidoğan  bebekte ET endikasyonunun endikasyonları&lt;/u&gt;&lt;b&gt;:&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;·        Trakeal  aspirasyon gerekmesi (mekonyumlu amniotik sıvı)&lt;br /&gt;·        Ambu ve maske ile  uygulanan PPVnin yetrsiz olması&lt;br /&gt;·        Göğüs basısı uygulaması  gereğiş&lt;br /&gt;·        Endotrakeal ilaç verilmesi gereği&lt;br /&gt;·        Difragma  hernisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük prematüre bebekler de bazen doğum sonunda ET entübasyona  ihtiyaç gösterebilirler. Bu bebeklere serviste erken CPAP ve surfaktan tedavisi  grekli olabilir. ET entübasyonda kullanılacak laringoskop düz bladeli olmalıdır.  Blade prematürelerde 0, matürlerde 1 nolu olmalıdır. Doğum ağırlığı ve gebelik  yaşına göre ET entübasyonda tüpün boyutu dudaktan içeriye doğru uzunluğu  (insersiyon uzunluğu=Ağırlık(kg) +6(cm) ) değişiklikler  göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;ET tüp boyutları&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;Doğum  ağırlığı&lt;/u&gt;       &lt;u&gt;Gebelik yaşı&lt;/u&gt; &lt;b&gt;              &lt;/b&gt;&lt;u&gt;Tüp  boyutu&lt;/u&gt;&lt;b&gt;            &lt;/b&gt;&lt;u&gt;İnsersiyon uzunluğu&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     (gr)                        (hafta)                   (mm)                          (cm)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     &lt;1000                   &lt;28                          2.5                           6.5-7&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    1000-2000             28-34                       3.0                            7-8&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     2000-3000            34-38                       3.5                              8-9&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    &gt;3000                     &gt;38                    3.5-4.0                            &gt;9&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğüs basısı&lt;b&gt; :&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;Bebeğin kalp atımı yoksa veya  %100 oksijen ile 30 saniye yeterli PPV yapılmasına rağmen kaşp hızı dakikada  60ın altında ise göğüs basısı uygulanır. Göğüs basısı sternumun üçte bir alt  kısmına uygulanır. Teknik olarak yan yana iki baş parmak tekniği daha iyidir.  Göğüs basısı sırasında parmaklar yerinden ayrılmamalıdır. Göğüste içeri doğru  uygulancak basıda nisbi çökmenin esas alınması daha uygun olur. Bu nedenle göğüs  ön arka çapının üçte biri kadar çökme sağlanması gereklidir. Nabız alınması  göğüs basısının yeterli olduğunu gösterir. PPV ile göğüs basısı eşgüdümlü  yapılmalıdır. Üç göğüs basısı, bir PPV şeklinde uygulama yeterli olur  (bir,iki,üç-bas şeklinde dakiakda 90 göğüs basısı ve 30  solunum).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlaçlar&lt;b&gt; :&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;%100 oksijenle 30 sn PPV ve göğüs basısı  uygulanmasına rağmen  kalp hızı 60/dk altında ise adrenalin uygulanır.   Adrenalin 1 mllik ampülünde 0.25 mg adrenalin bulunur. ! ml adrenalin üzerine  1.5 ml steril su eklenirse ( toplam 2.5 ml)  1710.000lik adrenalin solusyonu  nelde edilmiş olur. Resusitasyonda bu solüsyondan 0.1-0.3 ml/kg dozunda  verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha yüksek dozlarda verilmesi, özellikle küçük prematüre  bebeklerde hipotansiyondan sonra ani hipertansiyona, s da intrakranial  kanamalara yol açabilir. Adrenalin ilk tercih olarak ET yoldan verilebilir.  Ancak umblikal venden de verilebilir. Gerekirse 3-5 dakika aralıklarla  tekrarlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sodyum bikarbonat, adrenalina cevapsız vakalarda, hastada  yeterli ventilasyon ve dolaşım sağlandıktan sonra verilebilir. Na-bikarbonat   ampüllerindeki konsantrasyon 1 mEq/L dir. Bu solsyon 1:1 oranında steril su ile  sulandırılarak, 1-2 mEq/kg dozunda yavaş infüzyonla (en az 2 dak) İV yoldan  verilir. Sulandırlmadan ve hızlı verildiğinde küçük prematürelerde  hiperozmolariteye bağlı intrakranial kanamalara yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naloksan,  glukoz, ca ve nikethamit gibi analeptikler resüsitasyond  kullanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hacim genişleticiler :&lt;br /&gt;Özellikle prematürelerde ve  asfiktik bebeklerde mortaliteyi artırabileceği gösterildiğinden kullanılmasına  çok dikkat edilmelidir. Asfiktik bebekler yeterli oksijenasyona ve normal kalp  hızına rağmen hipotansif ise volüm replasmanı yapılabilir. Bunun için albumin ve  plasma  kullanılabilir. Eğer kan kaybı varsa  kan transfüzyonu ilk tercihtir.  Anemi yoksa dopmin ve dobutamin ile inotropik tedavi tercih edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Resüsitasyona cevap vermeyen bebeklerde&lt;b&gt; &lt;br /&gt;&lt;/b&gt;            *Teknik  hatalar&lt;br /&gt;            *Pnomotoraks, trakeal atrezi, diafragma  hernisi,&lt;br /&gt;            *Ağır asidoz ve hipoksi,&lt;br /&gt;            *Ağır santral  sinir sistemi zedelenmesi düşünülmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resüsitasyon süresi  :&lt;br /&gt;Kardiorespiratuar arrest olan bir bebekte 15 dakika süresince yeterli  resüsitasyon uygulanmasına rağmen spontan kalp atımı yoksa resüsitasyona son  verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;Resüsite edilmesi gereken bebekler &lt;/u&gt;:&lt;br /&gt;        Doğumda  kalp atımları  ve solunumu olmayan, resüsitasyona cevap vermeyen, gebelik  haftası 22-24 hafta veya daha büyük ve doğum ağırlığı 500 gr veya üzerinde, boyu  25 cm veya daha büyük olan  bebekler ölü doğum; bu ölçümlerin altındakiler  abartus kabül edilir.&lt;br /&gt;·        Canlı doğan bütün bebekler gebelik haftasına   ve doğum ağırlığına bakılmaksızın gerektiğinde resüsite edilmelidir. ABD VE UKda  gebelik yaşı 23 haftanın ve ağırlığı 400 grın altında doğan bebeklerin resüsite  edilmesi zorunlu değildir.&lt;br /&gt;·        Masre doğan veya intrauterin ölü olduğu  tesbit edilen bebekler resüsite edilmez.&lt;br /&gt;·        Canlı doğan bebekler  gebelik sonlandırılması amaçlı doğurtulmuş veya ağır malformasyonlu (  anansefali) olsalarda resüsite edilmeli, gerektiğinden fazla doğumhanede  izlenmemeli, servise alınmalıdır.Trizomik( 13,18) vakaları resüsite  edilmeyebilir.  Doğumdan 10 dk öncesine kadar fetal aklp sesleri alınan veya  kardiak aktivite saptanan bebekler, doğduklarında kalp atımları ve solunumları  olmasa bile resüsite edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DOĞUMDA NEONATAL  RESÜSİTASYO(özet)&lt;br /&gt;İlk 30 sn          Kurulama + Aspirasyon + taktil  uyarı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                        Spontan solunum         Kalp  hızı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonraki 30 sn             Yok                     &gt;100               PPV  uygula&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                     Yok                     &lt;100               PPV  uygula&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                     Var                      &lt;100               PPV  uygula&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                      Var                      &gt;100               Periferik siyanozda O2  ver&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                      Var                      &gt;100               Siyanoz yoksa hiçbi şey  yapma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonraki 30 sn             Var                      &gt;100               PPVyi kes, O2  ver&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                      Yok                     &gt;100               PPVyi  devam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                60-100            PPVye  devam&lt;br /&gt;                                                                 &lt;60                Göğüs basısı uygula, PPVye  devam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_________________________________________________________________________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30  sn göğüs basısı uyguladıktan  sonra&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;                                                          &gt;100             PPVyi  kes&lt;br /&gt;                                                       60-100             Göğüs Basısını kes, PPVye  devam&lt;br /&gt;                                                       &lt;60&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-3220784608749991687?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/3220784608749991687'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/3220784608749991687'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/bebek-canlandrma.html' title='bebek canlandırma'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-3000218631684754560</id><published>2008-03-18T14:08:00.002-07:00</published><updated>2008-03-18T14:09:08.092-07:00</updated><title type='text'>pankreas yaralanması</title><content type='html'>&lt;h1 title="karaciğer pankreas yaralanması çocuk cerrahisi pediatrik cerrahi ameliyatı çocuklarda bebeklerde tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;karaciğer  pankreas yaralanması&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Karaciğer Yaralanması:&lt;br /&gt;Dalaktan sonra travmadan 2.  Sıklıkta etkilenen solid organdır. Boyutunun büyük olması ve kostalara yakın  komşuluğu nedeniyle özellikle sağ lob posterior segmenti dahasık yaralanır. Düz  röntgenogram bulgusu, peripehatik hematoma bağlı sağ-üst kadranda yoğunluk  artışı ve hematomun kitle etkisi nedeniyle hepatik fleksurada aşağı itilme  izlenmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;USun doğruluk oranı ve sensitivitesi yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Hematom ve fraktür, boyanan normal karaciğer dokusu  ile sarılı hipodens alanlar şeklinde izlenir. En sık bulgu %61 oranında gözlenen  periportal kan sızıntısıdır. Hemoperitoneum bir hafta içinde rezorbe olmalıdır.  Aksi durum kanamının sürdüğünü gösterir. Subkapsüler hematom 6-8 hafta içinde  iyileşir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pankreas Yaralanması:&lt;br /&gt;Pankreas, travmadan en az etkilenen  solid organdır. Penetran travmalardan daha sık etkilenir. Künt travmadaki en  bilinen yaralanma şekli, trafik kazasında vertebra korpusu ile direktsiyon  arasında kalan boyun kısmının yaralanmasıdır. Hiperamilazemi ilk 24-72 saatte  bulunmayabilir. Peristans gösteren veya giderek artan amilaz değerleri pankreas  yaralanması için daha değerlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düz röntgenogramlarda nonspesifik  olarak epigastrik bölgede bazen izlenebilen ve lokalize ileusu temsil eden  sentinel loops sing ve pankratik hematoma bağlı duodenal genişleme, mide ve ince  barsaklarda çevreyeitilme izlenebilir. USnin diğer abdominal bölgelerde  bahsedilen dezavantajları pankreas için de geçerlidir; fakat psödokist,  peripankreatik ve retroperitoneal hematom ve pankreatik fraktürün direkt  görüntülenmesinde yararlı sonuçlar verebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BTnin  pankreas  travmasındaki yeri tartışmalıdır. BT bulguları, belirgin olmayabilir ve  özellikle aramak gerekebilir. Bulgular,pankreasta fokal veya diffüz büyüme,  peripankreatik sıvı birikimi ve hematom, fraktürü temsil eden azalmışdansite   veren alanların varlığı ve parenkimal bozulmadır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-3000218631684754560?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/3000218631684754560'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/3000218631684754560'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/pankreas-yaralanmas.html' title='pankreas yaralanması'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-2813299172606850001</id><published>2008-03-18T14:08:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T14:08:30.316-07:00</updated><title type='text'>ishal kusma</title><content type='html'>&lt;h1 title="ishal kusma gastroenteritler çocuk cerrahisi pediatrik cerrahi ameliyatı çocuklarda bebeklerde tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;ishal  kusma gastroenteritler&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Gastroenteritler:&lt;br /&gt;• Karın ağrılarının en yaygın  nedeni bu dönemde gastroenteritlerdir.&lt;br /&gt;• Akut gastroenteritlerin nedenlerinin  % 70-80’ i viruslardır.&lt;br /&gt;• En yaygın viral ajanlar rotaviruslardır.&lt;br /&gt;•  E.coli, Salmonella, Şigella bakterilerinin çoğunlukla etken oldukları  gastroenteritler %10-20 civarındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;•  Parazitlerden Entamoeba histolytica, Giardia lamblia, Cryptosporidum ve  Strongyloides stercoralis de gastroenterit nedeni olabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Çocukların kusma ve ishalle birlikte kramp tarzında karın ağrıları olur.&lt;br /&gt;•  Ateş de birlikte seyreder.&lt;br /&gt;• Bu semptomlar, hafif dehidratasyon bulguları  olan, taşikardi, mukozalarda kuruma, gözlerde çökme ile, ağır dehidratasyonda ve  şok bulguları olan, ağır taşikardi, hipotansiyon ve kapiller dolaşımda bozulma  arasında fizik inceleme bulgularına neden olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Akut  gastroenteritin tanısı öykü ve fizik inceleme bulguları ile konur.&lt;br /&gt;• Pozitif  gaita kültürü tanıyı kesinleştirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Tedavide eğer dehidratasyon hafif  ve orta ise ve hasta oral alabiliyorsa oral sıvı ve elektrolit solusyonları,  aşırı kusma ve ya şok bulguları varsa intravenöz sıvı ve  elektrolit tedavisidir.&lt;br /&gt;• Pozitif gaita kültürü varsa uygun antibiyotik  tedavisi de eklenir&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-2813299172606850001?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2813299172606850001'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2813299172606850001'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/ishal-kusma.html' title='ishal kusma'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-6505934275595299538</id><published>2008-03-18T14:05:00.002-07:00</published><updated>2008-03-18T14:06:59.942-07:00</updated><title type='text'>bağırsak düğümlenmesi</title><content type='html'>&lt;h1 title="invajinasyon bağırsak düğümlenmesi çocuk cerrahisi pediatrik cerrahi ameliyatı çocuklarda bebeklerde tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;invajinasyon  bağırsak düğümlenmesi&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İNVAJİNASYON :&lt;br /&gt;Proksimaldeki barsak segmentinin  distaldeki barsak içine girmesidir. Her yıl 1000 canlı doğuma karşılık 1.5-4  invajinasyon görülmektedir. Sıklıkla 4-10 aylık bebeklerde görülür. 2 yaşın  altındaki çocukların en sık intestinal obstruksiyon nedenidir. Karın ağrısı  nedeniyle ameliyat edilen 1 yaş altındaki çocukların en önemli ameliyat nedeni  bu hastalıktır. 5-12 ay arasındaki erkek çocuklarda daha sık görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ancak yenidoğanlarda ve daha büyük çocuklarda da  görülebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etiyoloji :&lt;br /&gt;Hastaların %92-98’inde invajinasyona  neden olabilecek odak nokta (leading point) bulunamaz. Bu olgular idiopatik  olarak tanımlanırlar. Respiratuvar enfeksiyonlar sonucunda gelişmiş peyer  plakları hipertrofilerinin idiyopatik invajinasyonda rolü olduğu  düşünülmektedir. Ayrıca beslenme, diare ve konstipasyonunda rolü olabileceği  düşünülmektedir. İnvajinasyonlu hastaların %2-8’inde olayı başlatan bir odak  noktası vardır. Polip, Meckel divertikülü, ektopik dokular, duplikasyon,  hemanjiom veya tümörler odak noktası olabilmektedirler. Özel bir odak noktasına  bağlı invajinasyon üç yaşından büyük hastalarda daha sıktır. Ancak  Henoch-Schonlein purpurası ve kistik fibroziste odak noktası olmadan  invajinasyon olabilmektedir.  Hemofiliklerde, lösemililerde, künt karın travması  sonrasında ve cerrahi girişim sonrasında da invajinasyon  görülebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Patogenez :&lt;br /&gt;Vakaların %95’inde invajinasyon  terminal ileumdan başlayarak kolona ilerlemektedir. İntussussuptumun mezosu  sıkıştığından önce venöz dönüşte zorluk, staz ve ödem meydana gelmektedir.  Dokularda ödem gelişince venöz obstrüksiyon daha da artmakta, barsak damarları  genişleyerek mukoza hücreler mukus ile dolmakta, lümene mukus salınmaktadır.  Arteriyel dolaşım devam ederse dokularda dolgunluk artar ve doku basıncı arteyel  basıncı geçtiğinde gangren oluşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirti ve bulgular  :&lt;br /&gt;Hastalığın seyri genellikle tipiktir. Önceden sağlıklı olan bebek ağrı ile  uyanır. Ayaklarını karnına çeker ağlar. Önceleri refleks olarak kusar, birkaç  dakika süren ağrı atağından sonra rahatlar. Bir süre sonra ağrı atağı tekrarlar.  Hasta terler soluklaşır. Kusma safralı hale gelir. Çilek jölesi şeklinde  tanımlanan kanlı mukuslu dışkılama ile klasik tablo tamamlanır. Karın  muayenesinde distansiyon görülebilir. Karın yumuşak invajinasyon kitlesi  hassastır.  Vakaların %85-95’inde kitle palpe edilir. Mezenterin çekmesi  nedeniyle kitle sucuk şeklinde kıvrılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanı :&lt;br /&gt;Öykü tipik  olduğunda kitlenin palpasyonu tanı koydurucudur. Bazen intussuseptum anüsten  dışarı çıkarak rektal prolapsus görünümü verebilir. İntussuseptum kenarından  parmak girmesi ile rektal prolapsustan ayrılabilir. Rektal tuşede kanlı mukuslu  gaita ile bazen de tuşe mesafesine kadar ilerlemiş intussuseptum saptanabilir.  Tanıda yardımcı olan, uygulaması en kolay yöntem ultrasonografidir.  Ultrasonografik incelemede içiçe girmiş barsaklar yalancı böbrek görünümü  verebilmektedirler. Tanıda şüpheli olunduğunda, uygulanacak sonraki yöntem kolon  grafisidir. Kolon grafisinde intussuseptumun geldiği bölgede konkavitesi  proksimale bakan bir dolma defekti ile somya yayı, soğan zarı veya dizilmiş  madeni para görünümü olarak tarif edilen bulgu saptanabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi  :&lt;br /&gt;İnvajinasyon tedavisinde hava veya baryumla redüksiyon veya cerrahi tedavi  uygulanmaktadır. Uygulanacak tedavi hastaların özelliklerine göre seçilmelidir.  Erken başvuran, fizik muayenesinde periton iritasyonu bulguları olmayan, ayakta  karın grafisinde belirgin hava sıvı seviyeleri görülmeyen, intussuseptumun sol  kolona kadar ilerlememiş olduğu vakalarda öncelikle redüksiyon denenmelidir.  Redüksiyon denemesi öncesinde hastanın sıvı-elektrolit dengesi düzeltilmiş  olmalı, hastada redüksiyon sırasında komplikasyon gelişirse hemen ameliyata  alabilme şartları önceden sağlanmalıdır. Redüksiyonda perforasyon olduğunda daha  sınırlı bir perforasyona neden olması ve ayrıca peritoneal boşluğa kaçtığında  daha az tehlikeli olamsı nedenleriyle hava kullanımı tercih edilmelidir. Hava  özel bir sistem ile rektumdan 100-120 mmHg basıncı geçmeyecek şekilde  uygulanarak skopi altında intussuseptumun geri gidişi ve ileuma hava geçişi  gözlenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Redüksiyon eğer baryum kullanılarak yapılacaksa, baryum  en fazla bir metre yükseklikten akıtılmalı, bu sırada hastada karın içi basıncın  yükselmesine neden olabilecek palpasyon gibi işlemler yapılmamalıdır. Baryum  verilirken intussuseptumun redüksiyonu gözlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İntussuseptum aynı  noktada üç dakikadan fazla sebat ederse işleme bir müddet ara verilmeli ve  perforasyondan kaçınmak için işlem üç kezden fazla tekrarlanmamalıdır.  İntussuseptum redükte oluyorsa işleme devam edilir. Başarılı bir redüksiyon  olduğunu söylemek için terminal ileuma hava veya baryum geçişini görmek  gereklidir. Baryumla redüksiyondan sonra hasta 24 saat altında tutulmalı, gaz ve  gaita çıkardığından emin olunmalıdır. Hasta geç başvurduysa, peritoneal  iritasyon bulguları varsa, ayakta direkt karın grafisinde hava-sıvı seviyeleri  varsa, daha önce redüksiyon denemeleri başarısız olduysa cerrahi tedavi seçilir.  Bu hastalarda sıvı-elektrolit dengesi sağlandıktan sonra sağ üst transvers kesi  ile ameliyat yapılmaktadır. Ameliyatta önce elle redüksiyon denenmektedir. Elle  redüksiyon mümkün olmadığında veya gangrene barsak varlığında rezeksiyon  yapılmaktadır. Rezeksiyondan sonra hastalardaki periton bulgularına göre uç uca  ileokolik anastomoz veya miculicz tipi enterostomi  uygulanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnvajinasyon tedavi edilmediğinde hızla fatal  seyredebilen bir hastalıktır. Hastalık erken tanındığında uygun tedavi ile  mortalitesi çok düşüktür. Bu nedenle en küçük bir invajinasyon şüphesi  varlığında çocuk cerrahisi bölümü ile konsültasyondan kaçınılmamalıdır. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-6505934275595299538?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/6505934275595299538'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/6505934275595299538'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/barsak-dmlenmesi.html' title='bağırsak düğümlenmesi'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-7735397451641400644</id><published>2008-03-18T14:05:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T14:05:53.343-07:00</updated><title type='text'>apandisit ameliyatı</title><content type='html'>&lt;h1 title="çocuklarda apandisit ameliyatı hastalığı çocuk cerrahisi pediatrik cerrahi ameliyatı çocuklarda bebeklerde tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;çocuklarda  apandisit ameliyatı hastalığı&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;APANDİSİT :&lt;br /&gt;Çocukluk çağındaki en yaygın  cerrahi işlem,  travmalar dışında akut apandisittir.  9-12 yaşlar arasında daha  çok görülür. Erkek çocuklarda daha sık görülür. İki yaşından büyük çocuklarda  akut karının en sık nedeni apandisittir. 14 yaşından küçük her 1000 çocukta  yılda 4 apandisit vakası görümekte, 15 kişiden birisi yaşamı süresinde apandisit  olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Apandisit, cerrahi ve anestezi ile  antibiyotik tedavisindeki gelişmelere karşın hala mortalite uzamış morbiditeye  yol açmaktadır. Mortalite ve uzamış morbidite hastaların çoğunluğunda tanı  konulup cerrahi tedaviye alındıkları sırada perforasyonun gelişmiş olmasına  bağlıdır. Çocukluk çağı apandisitlerindeki yüksek perforasyon oranında etkisi  olan faktörlerden birisi de tanı konulmasındaki gecikmedir. Hastayı ilk gören  hekimin sorumluluğu büyüktür. Hekim en küçük şüphesinde bu sorumluluğunu çocuk  cerrahisi ile paylaşmaktan kaçınmamalıdır. Çünkü tanıda gecikme hastalarda  yaygın peritonit, karın içi abseler, intestinal obstrüksiyon, ampiyem ve sepsise  neden olarak mortalite veya uzamış morbidite  ile sonuçlanmaktadır. Hastalığın  sıklığı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde beslenmede sellüloz oranının  azalması ile artış göstermektedir. En sık 6-10 yaş olmakla beraber, yenidoğan  dönemi dahi olarak tüm çocukluk yaş gruplarında  görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Patoloji :&lt;br /&gt;Hastalık apendiks lümeninin tıkanması ile  başlamaktadır. Lümen fekalitket, geçirilmiş viral bir enfeksiyon sonucunda  oluşan lenfoid doku ödem ve hiperplazisi, parazitveya yabancı cisimlerle  tıkanabilmektedir. Lümen tıkandığında distalde basınç yükselerek apendiks kan  dolaşımı bozulmaktadır. Mukozal ülserasyon oluşmaktadır. Bakteriyel invazyon ve  sonuçta perforasyon gelişmektedir. Lösemili hastalarda ve künt karın travması  sonucu gelişen apandisit olgularında, patogenezde ağırlıklı olarak travma etkisi  ve iskeminin olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle apandisit etiyolojisinde  obstrüksiyon dışı faktörlerin de önemli rol oynayabileceği akılda  tutulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk apendikslerinin anatomik özellikleri hastalığın  gidişini etkilemektedir. Yenidoğan döneminde tabanı çekumda olan bir huni  şeklindedir. Tabanı geniş olduğundan lümenin tıkanma olasılığı daha azdır.   Çocuklarda daha ince ve uzundur. Bu nedenle hastalık başlangıcından perforasyona  kadar geçen süre daha kısadır. 10 yaşından küçük çocuklarda omentum majus da  ince ve kısa olduğundan perforasyonu sınırlayamamakta ve perforasyon sonrası  yaygın peritonit gelişmesi daha kolay olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klinik :&lt;br /&gt;Apendiks  lümeni tıkanıp içindeki basınç yükseldiğinde ağrı göbek çevresinde hissedilir.  Çünkü apendiksten gerilme reseptörleri ile alınan uyarılar cilt dermatomu göbek  civarında olan T10 siniri ile taşınmaktadır. Hastalarda iştahsızlık gelişir. Üç  yaşın altında iştahsızlık tek semptom olabilir. Yine apendiksin gerilmesine  bağlı bulantı, kusma gelişebilir. Ateş hafif yükselebilir. Kusmanın olmaması  anlamlı değildir. Kusma önceleri safrasızdır. Apendiks çevresinde inflamatuar  sıvı oluşup bunun parietal peritona ulaşması ile ağrı hasta tarafından lokalize  edilir. Bu ağrı göbek çevresinde hissedilen ağrıdan daha şiddetli olduğu için  onu baskılar. Ağrının karakteri de değişerek devamlı ağrı şeklini alır.  Retroçekal apandisitlerde parietal periton iritasyonu gelişmediğinden ağrı  lokalize edilemeyip, perforasyon geliştiği zaman dahi göbek çevresinde  hissedilebilir. Malrotasyon ve diafragma hernileri gibi patolojilerin varlığı  dışında apendiks sağ alt kadranda yerleştiğinden ağrı da sağ alt kadranda  lokalize olmaktadır. Perforasyon gelişmeden önce ateş genellikle 380C ‘nin  altındadır. Perforasyon ve karın içi enfeksiyonlar geliştikten sonra 380C ‘nin  üzerine yükselebilir. Çocuk apandisitlerinde barsak hareketleri genellikle  değişmez. Süt çocuklarında ishal olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanı :&lt;br /&gt;Tanıda karın ağrısı  nedenlerine yönelik ayrıntılı öykü alınması önemlidir. Karın ağrısına neden  olabilecek diğer hastalıkları tanımada fiziki muayene ile ipuçları bulunabilir.  Apandisit tanısında en önemli yöntem karın muayenesidir. Karın ağrısını  değerlendiren bir doktor, apandisit tanısını koymada sadece kendi tecrübe ve  bilgisine bağımlıdır. Karın değerlendirmesi de ancak uzun tecrübelerle kazanılan  bir sanattır. Hasta ile iletişim kurulup sakinleştirmeden karın muayenesine  başlanılmamalıdır. Muayene sırasında hastanın dikkati başka yönlere  çekilmelidir. Eller sıcak olmalı, muayeneye ağrısız bölgeden başlayarak, parmak  uçları ile yumuşak ve yavaş hareketlerle muayene edilmelidir. Kaba ve ani  hareketler yanlış değerlendirmeye neden olabileceğinden kaçınılmalıdır. Muayene  sırasında hastanın yüzü incelenmelidir. Önce yüzeyel sonra derin palpasyonla  hassasiyet değerlendirilmelidir. Çocuklarda rebound testi korkutucu ve gereksiz  ağrı uyandırıcıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalık ilerlediğinde fizik muayene bulguları da  değişir. Karında yaygın duyarlılık, karın duvarında sertlik, sağ alt kadranda  dolgunluk veya kitle ele gelebilir. Hastalarda rektal muayene de ihmal  edilmemelidir.&lt;br /&gt;Apandisit tanısında laboratuvar desteği azdır. Hastalarda  beyaz küre sayısı değişkendir. Normal sınırlarda olması apandisiti ekarte  ettirmez Ancak mm3’de 13000 üzerinde ise perforasyon gelişmiş olması lehinedir.  İdrar incelemelerinde 10-15 beyaz küre saptanması, üreter veya mesane ile  komşuluğu olan  apandisitlerde görülebilir. Bu nedenle lökosidüri apandisti  ekarte ettirmez. Ancak bakteriürinin varlığı üriner enfeksiyon yönünde kabul  edilebilir. Radyolojik incelemede hastaların %12’sinde saptanabilen fekalit  görünümü tanıda önemli bir destektir. Direkt karın grafilerinde ek olarak  çekumda genişleme ve hava-sıvı seviyeleri, skolyoz, preperitoneai yağ ile psoas  gölgelerinin seçilememesi apandisiti destekleyebilir. Ayırıcı tanıda şüpheli  kalındığında IVP, ultrasonografi ve kolon grafilerinin yararları  olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarda tanı güçlükleri :&lt;br /&gt;Apandisit tanısı özellikle iki  yaşından küçük çocuklarda güçtür. Bu yaş grubunda hastalık genel belirtilerle  seyretmektedir. En sık görülen belirtiler huzursuzluk, ağrı, iştahsızlık, karın  şişliği, safralı kusma ve ateştir. Sağ alt kadran duvarında sellülit, skrotumda  şişme dikkat çekebilir. Hastadan yeterli öykü alınmasında ve fiziki incelemede  güçlükler olduğundan tanı genellikle komplikasyonlar geliştikten sonra  konulmaktadır. İki yaşın altındaki hastalarda tanı konulduğunda % 93 oranında  perforasyon gelişmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalarda atipik öykü ve apendiks farklı  yerleşimde olduğunda da apandisit tanısında güçlükler olabilir. Ayrıca hastada  birlikte başka bir hastalık olduğunda hastanın analjezik, antibiyotik ve  kortikosteroid alması hallerinde bulgular gizlenebilmektedir. Tam bir  değerlendirme mümkün olmadığında hasta kliniğe yatırılarak zaman aralıkları ile  aynı doktor tarafından tekrar tekrar fizik muayene ile  izlenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi :&lt;br /&gt;Apandisit tanısı konulduğunda hastanın  sıvı-elektrolit dengesi sağlanmalı, hemoglobin değeri düşükse kan transfüzyonu  ile 10 gr/dl’nin üzerine çıkarılmalıdır. Hastada perfore apandisit düşünülüyorsa  ameliyat öncesinde Gr (+) ve Gr (-) aerop ve anaerop mikroorganizmaları etki  alanına alacak kombine antibiyotik tedavisi başlanmalıdır. Hasta ameliyata hazır  hale geldiğinde cerrahi tedavisi yapılır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-7735397451641400644?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7735397451641400644'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7735397451641400644'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/apandisit-ameliyat.html' title='apandisit ameliyatı'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-4762726974298192981</id><published>2008-03-18T14:04:00.002-07:00</published><updated>2008-03-18T14:05:19.698-07:00</updated><title type='text'>mesane yaralanması</title><content type='html'>&lt;h1 title="böbrek üreter mesane yaralanması çocuk cerrahisi pediatrik cerrahi ameliyatı çocuklarda bebeklerde tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;böbrek  üreter mesane yaralanması&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Böbrek Yaralanması:&lt;br /&gt;Böbrek yaralanmaları, künt  travmalarda %10 oranında görülür. %10-20 olguda diğer sistem yaralanmaları ile  birliktedir. Acil laparatomi gerekiyor ve zaman kısıtlı ise böbreklerin durumu   en iyi ekskretuar ürografi (EU) ile gösterilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böbrek yaralanmasının EU bulguları; kontrast madde atılımının  azlığı veya yokluğu opasifiye alanların opasifiye olmamış alanlarla ayrılması,  toplayıcı sistemden süzülen kontrast maddenin ekstravazasyonudur. Her ne kadar  EUnın böbrek travmasındaki rolü iyi bilinirse de BT böbrek dışında eşlikedebilen  diğer organ yaralanmalarını da gösterebileceği için günümüzde daha çok tercih  edilmektedir. BT ile yaralanma tipi saptanabildiği  için yöntem tedavi şeklinin  seçiminde de rol oynar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İntrarenal hematom kontrastlı BTde boyanan  parankim içinde boyanmayan alanlar olarak izlenir. Kontüzyonda yaralanmamın  derecesi daha azdır. Laserasyonda , böbrek parenkiminde lineer defekt mevcuttur  ve sıklıkla böbrek çevresinde kan veya idrar varlığı tabloya eşlik  eder&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanama genellikle orta hattı geçmez. Orta hattı geçen kanama, aort  yaralanmasını gösterir. Diğer bir renal tarvma nedeni biyopsi gibi girişimlere  sekonder gelişen iyatrojenik travmadır. Sanıldığı kadar az olmadığı ve  biyopsiden 24-72 saat sonra yapılan BT kontrollerinde olguların %57-70sinde  hematom saptandığı bilidirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üreter Yaralanması:&lt;br /&gt;Klinik  sessizdir. Kontrast madde ekstravazyonu görülmesi diyagnostiktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesane  Yaralanması:&lt;br /&gt;Mesane yaralanmasına %10-15 oranında pelvik fraktürlerde eşlik  eder. Tanı için mesanenin %4lük 400 ml kontrast madde ile doldurulmasıyla  yapılan sistogram yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BT - sistogram da eşdeğer bulgular  verebilir. Kontrast madde ekstravazasyonu diyagnostiktir. Üç tip ekstravazyon  vardır. İlk tipinde mesane tavanında gelişen intraperitoneal perforasyonda  kontarst madde barsakansları arısna dağılır. İkinci tip perforasyon, mesanenin  diğer bölgelerinden görülür ve kontrast madde ekstraperitoneal alanda  perivezikal yağ dokusuna sızar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Skrotum, karın ön duvarı, penis, kasık ve  obturator foramene dağılabilir. Olguların %80ini oluşturan bir tip, genellikle  pelvik fraktürle birliktedir. Üçüncü tip perforasyon, intramural ekstravazasyon  ve lokal duvar kalınlaşması şeklindedir. a&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-4762726974298192981?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/4762726974298192981'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/4762726974298192981'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/mesane-yaralanmas.html' title='mesane yaralanması'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-7893876113033231703</id><published>2008-03-18T14:04:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T14:04:52.824-07:00</updated><title type='text'>yemek borusu tıkanması</title><content type='html'>&lt;h1 title="bebeklerde yemek borusu tıkanması çocuk cerrahisi pediatrik cerrahi ameliyatı çocuklarda bebeklerde tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;bebeklerde  yemek borusu tıkanması&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Yemek borusu (gırtlaktan mideye uzanan boru)  tıkanması ile dünyaya gelen bir bebek tam olarak gelişmemiş bir yemek borusuna  sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Tahminen 3000 ila 4500 de bir bebek bu bozuklukla dünyaya  gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Yemek borusu tıkanıklığı ile dünyaya gelen bebeklerin üçte  biri prematüre olarak doğmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Bu bozukluğun yanı sıra, genellikle  soluk borusu bozukluklar gibi başka anormallikler de meydana gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Dahası, yemek borusu tıkanması ile dünyaya  gelen bebeklerin en az % 30 unda yasamı tehdit eden kalp, üreme sistemleri ve  merkezi sinir sistemi problemleri gibi bozukluklar da meydana gelmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Bu doğum kusurunun belirtileri çoğunlukla daha doğum odasında ortaya  çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Böyle bir bebeğin ağzından anormal derecede fazla salgı gelir ya  da annesi bebeği beslemek istediğinde bebek yutkunamaz, öksürür ya da  morarır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Eğer doktor bebeğe ağzından midesine bir sonda sokamaz ise,  bebeğin yemek borusu tıkanması teşhisi konur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Eğer bebeğinizde yemek  borusu tıkanması varsa, derhal ameliyat edilmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Eğer tıkanık  bölge derin değil ise iyileşme de çabucak gerçekleşir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o Fakat tıkanıklık  uzun bir bölgeyi kaplıyor ise, cerrah yemek borusunu onarmak yerine uzatmayı  tercih edebilir; bu durumda, bebeğin beslenmesini sağlamak için yemek borusundan  midesine ek boru takılır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-7893876113033231703?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7893876113033231703'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7893876113033231703'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/yemek-borusu-tkanmas.html' title='yemek borusu tıkanması'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-7281844278670525513</id><published>2008-03-18T14:03:00.002-07:00</published><updated>2008-03-18T14:04:20.232-07:00</updated><title type='text'>skrotal şişlik</title><content type='html'>&lt;h1 title="çocuklarda varikosel ağrısız skrotal şişlik çocuk cerrahisi pediatrik cerrahi ameliyatı çocuklarda bebeklerde tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;çocuklarda  varikosel ağrısız skrotal şişlik&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;• Çocuklarda varikosel spermatik kord  venlerinin anormal genişlemesine bağlı olarak ağrısız skrotal şişlik ile kendini  gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Çocuklarda varikosel sıklıkla 10-15 yaş arası  görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Çocuklarda varikosel genellikle asemptomatiktir ve rutin fizik  muayene sırasında saptanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sol testiste daha çok görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Varikoselin nedeni tam olarak bilinmemekle  birlikte ençok kabul gören teori spermatik venlerdeki yetmezlik sonucu  oladuğudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Bu da sol spermatik venin renal vene dik açılı olarak drene  olmasından kaynaklanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sağ spermatik ven ise daha az bir açı ile  vena kavaya dökülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Varikoselli çocuklarda skrotal deri değişiklikleri  yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Fizik muayenede testis ve epididimis normaldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Variköz venler palpe edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hasta hem ayakta hemde supin  pozisyonunda muayene edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ayakta yapılan muayenede varikosel  boyutunda arttış saptanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Eğer testis torsiyonundan şüphe ediliyorsa  doppler ultrasonografi yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Ultrasonografide normal testis kan  akımı ile birlikte dilate kıvrımlı venler saptanır&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-7281844278670525513?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7281844278670525513'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7281844278670525513'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/skrotal-ilik.html' title='skrotal şişlik'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-5274214264962679027</id><published>2008-03-18T14:03:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T14:03:32.124-07:00</updated><title type='text'>kasık fıtığı</title><content type='html'>&lt;h1 title="inguinal herni kasık fıtığı çocuk cerrahisi pediatrik cerrahi ameliyatı çocuklarda bebeklerde tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;inguinal  herni kasık fıtığı&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;inguinal herni kasık fıtığı : P.vaginalis'in distal  kısmının kapanıp inguinal kanal içindeki proksimal bölümünün açık kalması ile  ortaya çıkar. Erkek çocuklarda daha çok, ince barsakların, kız çocuklarda ise  overlerin açık kalan bu fıtık kesesi içerisine girmesi, klinikte inguinal  bölgede bir şişlik ile kendisini gösterir. P.vaginalis tümüyle açık kaldığı  zaman söz konusu organlar daha da aşağıya inerek skrotal hernileri  oluştururlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Çocuk yaş gurubunda fıtıklar  erişkinlerden farklı olarak hemen daima endirek tiptedir. Fıtıkların % 60'ı sağ,  % 30'u solda görülür, %10'u bilateraldir. Normal çocuk popülasyonunda % 1-2  oranında görülmesine karşın prematürelerde %30'a kadar yükselebilir. Erkek  çocuklarda kızlara oranla 8-9 kez daha sık rastlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TANI : inguinal  herni (kasık fıtığı) klinik tanısı genellikle kolaydır. Yalnızca anamnezle bile  kasık fıtığı tanısının konulması mümkündür. İnguinal veya skrotal bir şişliğin  zaman zaman ortaya çıkması ve üzerine bastırmakla ya da sırt üstü yatmakla  kaybolması fıtık tanısı için yeterlidir. Muayenede fıtık görülemediği zaman  fıtığın endirek bulgularından yararlanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kordon kalınlaşması  bulgusu: Erkek çocuklarda inguinal kanal içinde kremaster kası ile sarılı olarak  bulunan a. spermatica interna (a. testicularis), plexus pampiniformis ve ductus  deferentis, spermatik kordu oluştururlar. Normalde gevşek gözeli bir doku olarak  palpe edilen bu yapıya, açık kalmış ve içine barsakların girip çıkmasıyla  kalınlaşmış p.vaginalis eklendiği zaman kordonun kalınlaşmış olduğu palpasyonla  ortaya konabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İpek eldiven bulgusu: Periton çıkıntısından oluşan  p.vaginalisin iç yüzeyi parlak ve kaygandır. Muayene sırasında 2. parmak  bastırılarak inguinal kanala dik yönde sağa sola hareket ettirildiğinde bir kese  şeklindeki p.vaginalisin ön ve arka yaprakları bir biri üzerinde kayarak, iki  ipek kumaşın bir biri üzerinde kaymasına benzer bir his verdiğinden bu isim  verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnguinal herni (kasık fıtığı) tedavisi : Çocuklarda kasık  fıtığı tedavisi, morbidite ve mortalitesi çok düşük ve teknik olarak çabuk ve  kolay bir işlemdir. Ancak tedavinin çeşitli nedenlerle geciktirilmesi fıtığın en  önemli ve tehlikeli komplikasyonu olan fıtık boğulması na yol açabileceğinden;  çocuğun ameliyat olmasına engel bir durumu (en sık üst solunum yolu enfeksiyonu)  yoksa, İNGUİNAL HERNİ TEDAVİSİ TANI KONULDUĞUNDA, ELEKTİF KOŞULLARDA HEMEN  YAPILMALIDIR. Ameliyatta inguinal bir ensizyonla girilerek fıtık kesesinin  peritonla birleştiği yerden bağlanması ve distalinin kesilmesi yeterlidir fıtık  kesesinin çıkarılmasına gerek yoktur. Bu tekniğe yüksek bağlama (high ligation)  denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boğulmuş fıtık :&lt;br /&gt;Çocuk kasık fıtıkların en korkulan  komplikasyonudur. Çocuğun yaşı ve fıtığın boyutları ne kadar küçükse boğulma  riskinin o ölçüde fazla olacağı akıldan çıkarılmamalıdır. Normalde kese içine  girip çıkan barsak ya da over herhangi bir nedenle kese içinde sıkışır ve karına  geri dönemezse boğulmuş fıtıktan söz edilir. Olay bir kere başladığında süratle  ilerler ,organın kese içinde sıkışması ödeme yol açar bu da sıkışmayı dahada  arttırır.Organın önce venöz daha sonra arteriel dolaşımı bozulur. iskemi,  gangren, nekroz ve perforasyon saatler içinde ortaya çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TANI:  Çocukta fıtık varlığı önceden biliniyorsa tanı kolaydır. Zaman zaman şişip  kaybolan fıtığın, bir kaç saattir (nadiren 24 saat) şiş durumda olduğu ve çocuk  ya da aile tarafından alışılmış olduğu gibi bastırmakla içeri girmediğinin  öğrenilmesi ile tanı konur. Fıtık daha önce aile tarafından farkedilmemişse ya  da gerçekten ilk defa dışarı çıktığında boğulmuşsa tanı biraz daha zorlaşır.  Kasıktaki kitleye ek olarak; ağrı, kusma, abdominal distansiyon gibi entestinal  obstrüksiyon bulgularının varlığı tanıda yardımcı olur. Skrotumu da içine alacak  şekilde çektirilen ayakta direk karın grafisinde inguinal ya da skrotal kitlenin  içinde hava-sıvı seviyesinin görülmesi bunun barsağa ait olduğunun anlaşılmasını  sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEDAVİ: Boğulmuş fıtığın tedavisi öncelikle konservatif  olmalıdır. Barsağın beslenmesinin bozulduğunu gösteren, sistemik (ateş ve  lökositoz) ve lokal (kitlenin üzerinde kızarıklık ve ödem) bulgular yoksa  boğulmanın üzerinden geçen süreye bakılmaksızın konservatif tedavi  uygulanabilir. Sedasyon (0.3 mg diazepam/kg), kitlenin üzerine buz uygulanması  ve Trendelenburg pozisyonunda yatırma ile 1/2 saat içinde spontan redüksiyon  sağlanamazsa elle redüksiyon denenir. Bu şekilde boğulmuş fıtıkla başvuran  hastaların % 85-90'ında redüksiyon mümkün olur. Redüksiyondan 48-72 saat sonra  elektif koşullarda fıtık cerrahi olarak tedavi edilir. Redüksiyonun mümkün  olmadığı %10-15 hastada ve başvurduğunda barsağın beslenme bozukluğunu gösteren  sistemik ve lokal bulguları olan hastalarda acil şartlarda ameliyat zorunludur.  Fıtığın acil koşullarda ameliyat edilmesi mortalite ve morbiditeyi elektif  koşullara göre 20 kat arttırır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-5274214264962679027?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/5274214264962679027'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/5274214264962679027'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/kask-ft.html' title='kasık fıtığı'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-4521153155283393438</id><published>2008-03-18T13:59:00.002-07:00</published><updated>2008-03-18T14:00:04.166-07:00</updated><title type='text'>üreteropelvik darlık</title><content type='html'>&lt;h1 title="üreteropelvik darlık hidronefroz çocuk cerrahisi pediatrik cerrahi ameliyatı çocuklarda bebeklerde tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;üreteropelvik  darlık hidronefroz&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;üreteropelvik darlık (UPD): Yenidoğanda rastlanan  hidronefrozun en sık sebebidir. Etiyolojide; müsküler dokusu azalmış, kollajen  hipertrofisi gösteren, bu nedenle pelvis kontraksiyonlarını distale iletemeyen  aperistaltik bir proksimal üreter segmenti sorumlu tutulmaktadır. Üreterin  pelvise yukarıdan açılmasının ya da bileşke üzerine bası yapan anormal bir  damarın da benzer şekilde boşalma güçlüğü yapabildiği ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Tam obstrüksiyon durumunda bebek hiç parankimi  olmayan mültikistik bir böbrekle doğar. Diğerlerinde hidronefrozun derecesini  darlığın ciddiyeti belirler. Çocukların üçte birinde patoloji  bilateraldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TANI : Eskiden, çocuklar daha çok, üriner enfeksiyon  bulguları ya da kitlenin palpe edilmesiyle ileri yaşlarda hekime götürülürken  son yıllarda gebelik izlemelerinde kullanılan USG sayesinde, hidronefroz anne  karnında saptanabilmektedir. Fizik muayenede tek bulgu karında palpe edilen  kistik kitledir. Kitlenin büyüklüğü hidronefrozun derecesi ile  orantılıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IVU 'de dört bulgu üreteropelvik darlık için  patognomoniktir.&lt;br /&gt;-fonksiyonun geç başlaması,&lt;br /&gt;-genişlemiş pelvikalisiyel  sistem,&lt;br /&gt;-üreterin görülememesi,&lt;br /&gt;-boşalmanın gecikmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bu  bulguların saptanabilmesi için 24 saate kadar izleme gerekebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEDAVİ:  üreteropelvik darlığın tedavisi cerrahidir. Çok genişlemiş ve parankimi çok  incelmiş böbreklerde bile cerrahi tedavi ile kalan fonksiyonu korumak mümkündür.  Bu nedenle, nefrektomi, ancak hiç parankimi olmayan, fonksiyon görmediği  sintigrafi ile saptanmış ve sürekli enfeksiyon kaynağı oluşturan böbreklere  uygulanır. Cerrahi tedavide iki yöntem vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincisinde tanı  konulduğunda, genişlemiş pelvisin bir bölümü ile darlığı içine alacak şekilde  proksimal üreterden birkaç cm rezeke edilir. Pelvis ve üreter anastomozu ile  pasaj sağlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci yöntemde önce nefrostomi yapılarak birkaç ay  süreyle genişlemiş sistemin küçülmesi beklenir, daha sonra yukarıda anlatılan  girişim yapılır. Geniş serilerin incelemesi, üreteropelvik darlıklı böbreklerin  ancak %5'inin, sonuçta fonksiyonlarını tam olarak yitirerek nefrektomiye  gittiğini göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAKÇA&lt;br /&gt;1-Mollard P: Précis d'Urologie de  l'Enfant, Paris, Masson.1984.&lt;br /&gt;2-Cendron J, Schulman C: Urologie Pédiatrique,  Paris, Flammarion Médecine -Sciences. 1989, 2. baskı&lt;br /&gt;3-Welch KJ, Randolph JG,  Ravitch MM, O'Neill, JR, JA, Rowe MI: Pediatric Surgery, Chicago, Year Book  Medical Publishers Inc. 1986, 4. baskı.&lt;br /&gt;4-Kelalis PP, King LR, Belman AB:  Clinical Pediatric Urology, Philadelphia, WB Saunders Co., 1992, 3.  baskı.&lt;br /&gt;5-Ashcraft KW: Pediatric Urology, Philadelphia, WB Saunders Co., 1990,  2. baskı&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-4521153155283393438?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/4521153155283393438'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/4521153155283393438'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/reteropelvik-darlk.html' title='üreteropelvik darlık'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-3104228678832144137</id><published>2008-03-18T13:59:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T13:59:35.593-07:00</updated><title type='text'>göbek fıtığı</title><content type='html'>&lt;h1 title="umbilikal herni göbek fıtığı çocuk cerrahisi pediatrik cerrahi ameliyatı çocuklarda bebeklerde tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;umbilikal  herni göbek fıtığı&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;umbilikal herni (göbek fıtığı):&lt;br /&gt;Doğumda umbilikal  halka oldukça daralmış durumdadır. Ayrıca, umbilikal ven kalıntısı olan round  ligamanı, urakus kalıntısı olan median umbilikal ligaman, umbilikal arterlerin  kalıntıları olan lateral umbilikal ligamanlar ve fasia transversalisin göbek  altına uzanan kısmı olan Richet'in umbilikal fasiası gibi yapılar ile göbek  sağlamlaşmış durumdadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göbeğin bu  yapılarla birlikte gelişmesi tam olmaz veya zayıf olursa göbek düştükten sonra  herni ortaya çıkar. Yaşamın ilk aylarındaki bebeklerde %25 oranında umbilikal  herni görülür. Umblikal herniler, tiroid disgenezisi, trizomiler,  Beckwith-Wiedemann sendromu ve Hurler sendromu ile birlikte  görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;Umbilikal hernilerin çoğunluğu 3 yaşına kadar spontan  olarak kapanır&lt;/u&gt;. 4-5 yaşından sonra da devam eden hernilerin çoğu puberteye  kadar kapanır. Umbilikal hernilerde, inkarserasyon (sıkışma) ve strongulasyon  (sıkışmaya bağlı dolaşım bozukluğu), perforasyon veya eviserasyon gibi  komplikasyonlar görülebilir ancak çok çok nadirdir. &lt;u&gt;Fıtık bağı, para  yapıştırma ve flasterle yapıştırma gibi yöntemler yararsız olduğu gibi ciltte  maserasyona yol açabilirler ve en tehlikelisi, basınç ile nefes alıp vermeyi  engelleyerek asfiksi ve ölüme yol açabilir&lt;/u&gt;. Bu nedenle  uygulanmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi :&lt;br /&gt;Zamanla karın duvarının gelişmesi ile  umbilikal hernilerin çoğunluğu spontan olarak kapanır. Komplikasyon yoksa 3  yaşına veya okul çağına kadar beklenir. Aslında bunlarda puberte veya adölesan  yaşa kadar spontan iyileşirler ancak aile rahatsız olduğundan, çocukta da  psikolojik sorunlara yol açabileceğinden okul çağına kadar geçmemişse cerrahi  onarım yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cerrahi yöntem, genel anestezi ile transvers invizyon  yapılarak, karına girilmeden miller yöntemi ile fasia defektinin kapatılmasından  ibarettir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-3104228678832144137?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/3104228678832144137'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/3104228678832144137'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/gbek-ft.html' title='göbek fıtığı'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-7241593070821721026</id><published>2008-03-18T13:58:00.002-07:00</published><updated>2008-03-18T13:59:09.925-07:00</updated><title type='text'>torsiyonu,tunika</title><content type='html'>&lt;h1 title="testis torsiyonu vajinal tunika çocuk cerrahisi pediatrik cerrahi ameliyatı çocuklarda bebeklerde tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;testis  torsiyonu vajinal tunika&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Testis torsiyonu, testisin tunica vaginalis içinde  dönmesiyle (intravajinal torsiyon) ya da daha yukarıda, spermatik kordun, içinde  ki bütün elemanlarıyla birlikte kendi etrafında dönmesiyle oluşur (ekstravajinal  torsiyon).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Birinci tip çok daha sıktır ve prepübertal çocuklarda  görülür. Vajinal tunikanın konjenital bir anomali olarak testisi tam sarmaması  sonucu gelişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ İkincisi yeni  doğanlarda ve inmemiş testisli çocuklarda ortaya çıkar. Her ikisinde de temel  patoloji a. spermatica interna'nın kan akımının bozulmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Testis  torsiyonu en sık orşiepididimitle karışır, ayırıcı tanı için zaman kaybedilmesi  testisin kaybedilmesine neden olacağından çok hızlı davranılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√  Doppler ultrasonografik akım ölçümü ve testiküler sintigrafi (99mTc) &lt;u&gt;testis  torsiyonunda azalmış, orşit ve epididimitte artmış kan akımını&lt;/u&gt; gösteren,  ayırıcı tanıda çok yararlı yöntemlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Ancak bu yöntemlerin  uygulanması bir saatten fazla zaman alacaksa, çocuğun doğrudan ameliyata  alınması daha uygundur. Testisi kaybetmektense, gereksiz bir skrotal ensizyon  yapılmış olması tercih edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Çocuğun cerrahi uygulanabilecek bir  merkeze ulaşması bir kaç saatten fazla zaman alacaksa, elle detorsiyon  denenebilir. &lt;u&gt;Bu manipülasyonda, çocuğa karşıdan bakıldığında torsiyonun hemen  daima, dışa doğru dönmeyle olduğu hatırlanarak , testise içe doğru bir tam tur  attırrılmalıdır (360 0)&lt;/u&gt;. Şiddetli ağrının hemen kesilmesi detorsiyon  olduğunu gösterir. Ağrı devam ediyorsa ikinci bir 360 derece daha  çevrilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Cerrahi girişimle ya da dışarıdan manipülasyonla  detorsiyon sağlandıktan uzun süre sonra torsiyon süre ve şiddeti ile doğru  orantılı testis atrofisi ortaya çıkar&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-7241593070821721026?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7241593070821721026'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7241593070821721026'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/torsiyonutunika.html' title='torsiyonu,tunika'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-9074798962190491805</id><published>2008-03-18T13:58:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T13:58:28.672-07:00</updated><title type='text'>testis torsiyonu</title><content type='html'>&lt;h1 title="testis torsiyonu ekstravajinal intravajinal çocuk cerrahisi pediatrik cerrahi ameliyatı çocuklarda bebeklerde tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;testis  torsiyonu ekstravajinal intravajinal&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;TESTİS TORSİYONU : İki tip testis  torsiyonu tanımlanmıştır.&lt;br /&gt;1) İntravajinal Torsiyon : Puberte öncesi çağda  meydana gelir. Bu tip torsiyonda altta yatan sebep bell clapper yani çan zili  deformitesidir. Bu hastalarda testisin tunika vajinalis ile olan ilişkisinde bir  defekt söz konusudur ve sonuçta testis tunika vajinalis içerisinde serbestçe  hareket eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Torsiyon meydana geldiğinde  spermatik kord tunika vajinalis içerisinde döner buna intravajinal torsiyon  denir. Bu anatomik defekt bilateral testis torsiyonu için predispozan bir  sebeptir. Testis torsiyonu olan hastada ağrı ve hassasiyet sıklıkla bulantı ve  kusma da eşlik eder. Hasta geçmişte de benzer şikayetlerini anlatabilir. Eğer  hastanın hikayesinde spontan iyileşen akut başlangıçlı testiküler ağrı varsa ve  testis transvers pozisyonda ise o zaman intermittan testis torsiyonu  düşünülmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Testis torsiyonunda erken dönemde fizik muayenede skrotal  ödem, eritem ve yüksek seviyede tansvers pozisyonda testis saptanır. Palpasyonla  hassasiyet saptanır ve bazen testisin üzerinde spermatik kordun ve kan  damarlarının bükülmesine bağlı olarak düğüm palpe edilebilir. Kremaster refleksi  genellikle yoktur. Kremaster refleksinin varlığı torsiyonun olmadığını  düşündürür ancak ekarte ettirmez. Tam idrar tetkikinde bir özellik saptanmaz.  Rnkli doppler ultrasonografi ve sintigrafi ile normal testis ile torsiyone  testis arasındaki arteriyel kan akımı farkı gösterilebilir. Testis torsiyonunda  kan akımı azalmış veya kaybolmuştur. Testis torsiyonu acil cerrahi müdahele  gerektirir. Çünkü 12 saati geçen torsiyonda testisin kurtarılma ihtimali  gittikçe azalır. Hayvan deneylerinde gösterilmiştir ki arteriyel oklüzyon iki  saat içinde venöz oklüzyon 6-8 saat içerisinde testis nekrozu ile sonuçlanır. 12  saatten daha az süreli ağrısı olan bir hastada fizik muayene ve hikaye testis  torsiyonunu düşündürüyorsa görüntüleme yöntemlerinin yapılması zaman kaybını  arttıracağından acil opere edilmelidir. Testis torsiyonlu akut skrotumlu her üç  hastadan birinde mevcuttur. Eğer her hastaya skrotal eksplorasyon yapılırsa üç  hastadan ikisine gereksiz cerrahi müdahele yapılmış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ameliyata karar  verildiğinde;&lt;br /&gt;1-Etkilenen testisin detorsiyone edilmesi,&lt;br /&gt;2-Diğer testisin  gelecekte muhtemel torsiyonunu önlemek için skrotum derisine fikse edilmesi  gerekir.&lt;br /&gt;3-Eğer nekrotik bir testisle karşılaşılacak olursa orşiektomi  yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Ekstravajinal Torsiyon : Bu tip torsiyon testisin  skrotuma fiksasyonundan önce oluşur ve testisin tunika vajinalis ile olan  ilişkisi normaldir. Bell clapper deformitesi yoktur. Yenidoğan döneminde  doğumdan önce veya sonra oluşabilir. Bu tip torsiyonun yenidoğan döneminde  görülmesinin sebebi yaşamın ilk altı haftasında skrotal duvar ve tunika  vajinalis arasındaki bağlantının gevşek olmasıdır. Testis, spermarik kord ve  tunika vajinalis torsiyone olmuştur. Yenidoğan döneminde asemptomatik şişlik ile  kendini gösterir. Skrotal eritem veya mavimsi renk değişikliği sıklıkla vardır.  Genellikle hassas olmayan bir kitle palpe edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki temel tedavi  stratejisi vardır.&lt;br /&gt;1-Operatif&lt;br /&gt;2-Nonoperatif&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı cerrahlar testisin  kurtarılma ihtimali azsa nonoperatif yaklaşımı tercih ederler. Bu görüşe göre bu  hastalarda bell clapper deformitesi yoktur, kontralateral testis torsiyonu riski  düşüktür ve yeni doğan döneminde artmış anestezi riski olması nedeniyle rutin  cerrahi tedavi yapılmamalıdır. Diğer görüşe göre torsiyone testisin diğer  testise de zarar vereceği ve bilateral torsiyonun rapor edilmiş olması sebebiyle  cerrahi tedavi gereklidir. Bunlara ilaveten neonatal dönemde torsiyonun tümör ve  inkarsere herniden ayrımı mümkün olmayabilir. Bu nedenle cerrahi eksplorasyon  yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;APENDİKS TESTİS VE APENDİKS EPİDİDİMİS TORSİYONU  :&lt;br /&gt;Apendiks testis bir müllerian kanal artığıdır ve testisin superior kısmında  lokalizedir. Apendiks epi didimis ise epididimin baş  tarafında lokalizedir ve  wolf kanalı artığıdır. Her iki apendiks torsiyonunda meydana gelen klinik tablo  testis torsiyonuna benzerdir. Apendiks testis torsiyonu herhangibir yaş  gurubunda görülebilir ancak ensık 7-12 yaş arasında görülür. Ağrı testis  torsiyonundaki gibi şiddetli değildir. Ağrı ve şişlik birkaç günde yavaş yavaş  gelişir. Bulantı kusma ateş gibi semptomlar çok nadirdir. Fizik muayenede erken  dönemde nisbeten normal veya hafif eritemli hemiskrotum mevcuttur. Etkilenen  taraftaki testis boyutu normal testisten farklı değildi. Testisin üst polünde  hassas küçük bir nodül palpe edilebilir. Skrotum derisi üzerinde mavimsi renk  değişikliği görülebilir buna blue dot sign işareti denir. Skrotal şişlik ve  eritem giderek belirginleşir. Tam idrar tetkikinde bir özellik  saptanmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sintigrafi ve renkli doppler ultrasonografi ile etkilenen  taraftaki testis kan akımı normal olarak saptanır. Ultrasonografi ile apendiks  genellikle görüntülenemez. Preadolesan dönemde ateşi olmayan testis kan akımı  normal veya artmış olarak saptanan ve tam idrar tetkiki normal bulunan  hastalarda apendiks testis torsiyonu akla gelmelidir. Tedavide yatak istirahati,  skrotal elevasyon, antienflamatuar ve analjezik tedavi uygulanır. Tedavi ile  enflamasyon ve ödem yaklaşık bir haftada geriler ancak muayene bulguları tam  olarak birkaç haftada düzelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HENOCH SCHÖNLEİN PURPURASI :&lt;br /&gt;Sistemik  vaskülitle karakterize bir sendromdur. Deri, gastrointestinal sistem, eklem ve  böbrek sıklıkla etkilenir, fakat testis ve skrotum tutulumu vakaların %15-38inde  görülür. Akut skrotumun sebebi spermatik kord ve testisteki vaskülit tablosuna  bağlıdır. Sıklıkla testis torsiyonu ile karışır. Doppler ultrasonografi  torsiyondan ayırımda yardımcı olur. Hastalar genellikle 10 yaşından küçüktür. Bu  hastalığın sebebi bilinmemektedir ve spesifik tedavisi yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İNKARSERE  HERNİ :&lt;br /&gt;Hernilerin çoğu klinik olarak belirgindir. Hikayede daha önceden  intermittan olarak inguinal bölgede şişlik olması inguinal herniyi düşündürür.  Bulantı ve kusma genellikle eşlik eder. Öncelikle herninin redükte olup  olmadığına bakılmalıdır. Fizik muayenede şüpheli bulguları olan veya skrotal  genişleme etyolojisi bilinmeyen hastalarda ultrasonografi tanıda yardımcı olur.  Ultrasonografide barsak anslarının skrotum içinde görülmesiyle tanı  konur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HİDROSEL :&lt;br /&gt;Periton sıvısının patent procesus vajinalis  aracılığı ile testis etrafında tunika vajinalis içerisinde toplanmasıdır.  Hidrosel genellikle yaşamın ilk bir iki yılında spontan iyileşir. Genellikle  ağrısız skrotal şişlik mevcuttur. Bir yaşından sonra sebat eden hidroseller  opere edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FOURNİERS GANGRENİ :&lt;br /&gt;Spontan gangren olarak da bilinir.  Primer olarak yenidoğan döneminde görülen skrotumun nekrotizan enfeksiyonudur.  Penisin inferior yüzünde ve skrotumda eritem ve ödem ile birlikte prezente olur.  Etken ajanlar gaz oluşturan aerob ve anaerob ajanların her ikisini birden içerir  patolojik olarak internal pudental arterin dallarının obliteratif endarteriti ve  skrotal duvar ödemi vardır. Testisler ve spermetik kord testiküler arter  etkilenmediğinden korunur. Ultrasonografide skrotal deri ve yumuşak doku  kalınlaşması, hipoekoik ve hiperekoik bölgeler, ödem ve gaz baloncukları  görilür. Testis ve epididim normaldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PATENT PROCESSUS VAJİNALİS  :&lt;br /&gt;Nadir olarak ventriküloperitoneal şantlı hastalarda, periton diyalizi  yapılan hastalarda, künt abdominal travmaya veya varfarin tedavisine sekonder  intraabdominal kanamalı hastalarda ve akut apandisitli hastalarda patent  processus vajinalis varlığına bağlı olarak akut skrotum görülebilir.  Literatürlerde akut apandisitli 14 hasta akut skrotal semptomlarla başvurmuş  bunların 7 tanesinde perfore apandisite sekonder skrotum ve processus vajinalis  içinde pürülan sıvı saptanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-9074798962190491805?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/9074798962190491805'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/9074798962190491805'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/testis-torsiyonu.html' title='testis torsiyonu'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-7874665997025947342</id><published>2008-03-18T13:57:00.001-07:00</published><updated>2008-03-18T13:57:32.806-07:00</updated><title type='text'>üreterovezikal darlık</title><content type='html'>&lt;h1 title="üreterovezikal darlık nörojen mesane çocuk cerrahisi pediatrik cerrahi ameliyatı çocuklarda bebeklerde tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;üreterovezikal  darlık nörojen mesane&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Üreterovezikal Darlık (UVD): Üreterin mesaneye  girişinde konjenital bir darlık vardır. Bu darlık fibroz doku artışıyla  karakterize organik bir darlık olabildiği gibi, tamamen normal görünümlü bir  distal üreterde fonksiyonel obstrüksiyon şeklinde de olabilir. IVU ' de  pelvikalisiyel sistem ve üreter genişlemiş olarak görülür. Uygun grafilerde  üreter distalinde ki dar bölge gösterilebilir. Tedavi cerrahidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Transvezikal girişimle distal üreter rezeke edilerek  üreteroneosistostomi (reemplantasyon) uygulanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nörojen mesane: Alt  üriner sistem iki önemli fonksiyonu yerine getirir&lt;br /&gt;-İdrarın  depolanması,&lt;br /&gt;-İstemli olarak bu idrarın tamamının dışarı  atılması,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Depolama sürecinde detrusor gevşek, eksternal sfinkter  kasılıdır. Boşaltma sırasında ise detrusor kasılırken eksternal sfinkter gevşer.  Çok karışık fizyolojik yollarla sağlanan bu uyumun bozulması, idrarın hiç  tutulamaması ya da çok daha sık görülen şeklinde olduğu gibi boşaltımda güçlükle  sonlanır. En sık konjenital sebep spina bifida ve yelomeningosel ile sakral  agenezilerdir. Akiz olarak; tümörler, myelitler ve travmalar da nörojen mesaneye  yol açabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanı ürodinamik çalışmalar ile konur. IVU'de mesanenin  genişlemiş ve trabeküllü olduğu görülür. Yüksek basınç nedeniyle, üreterlerin  antireflü mekanizmaları bozulduğundan sekonder vezikoüreteral reflü ortaya  çıkar. Bu nedenle üreterler ve pelvikalisiyel yapılar da ileri derecede  genişler. Tedavi zor ve uzun sürelidir ve çoğunlukla yüz güldürücü değildir.  Ürodinamik çalışmalarla nörojen mesanenin tipi belirlenerek uygulanan  kemoterapinin yanı sıra 4 saatte bir yapılan intermitan kateterizasyonlarla  mesane boşaltılarak üst sistemler korunmaya çalışılır. Vezikoüreteral reflü bu  şekilde ortadan kalkmazsa buna yönelik cerrahi girişim  uygulanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAKÇA&lt;br /&gt;1-Mollard P: Précis d'Urologie de l'Enfant, Paris,  Masson.1984.&lt;br /&gt;2-Cendron J, Schulman C: Urologie Pédiatrique, Paris, Flammarion  Médecine -Sciences. 1989, 2. baskı&lt;br /&gt;3-Welch KJ, Randolph JG, Ravitch MM,  O'Neill, JR, JA, Rowe MI: Pediatric Surgery, Chicago, Year Book Medical  Publishers Inc. 1986, 4. baskı.&lt;br /&gt;4-Kelalis PP, King LR, Belman AB: Clinical  Pediatric Urology, Philadelphia, WB Saunders Co., 1992, 3. baskı.&lt;br /&gt;5-Ashcraft  KW: Pediatric Urology, Philadelphia, WB Saunders Co., 1990, 2. baskı&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-7874665997025947342?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7874665997025947342'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7874665997025947342'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/reterovezikal-darlk.html' title='üreterovezikal darlık'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-2064069045190804333</id><published>2008-03-18T13:56:00.000-07:00</published><updated>2008-03-18T13:57:03.738-07:00</updated><title type='text'>vezikoüreteral</title><content type='html'>&lt;h1 title="vezikoüreteral reflü VUR çocuk cerrahisi pediatrik cerrahi ameliyatı çocuklarda bebeklerde tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;vezikoüreteral  reflü VUR&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Vezikoüreteral reflü (VUR)&lt;br /&gt;A) Primer VUR: Normal koşullarda  üreterler yoluyla mesaneye gelen idrar anti reflü mekanizma sayesinde tekrar üst  sisteme kaçmaz. Bu anti reflü mekanizmanın en önemli parçasını, mesane duvarını  geçtikten sonra, mesane mukozası altında bir süre seyreden, üreterin submukozal  parçası oluşturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mesane idrarla dolarken ve  işeme sırasında mesane içi basıncı en yüksek seviyesine çıktığında (dinlenme  halinde 12 mm Hg olan mesane basıncı işeme sırasında 40 mm Hg seviyesine çıkar)  basınç altında kalan bu distal üreter kısmı kapanarak idrarın yukarı kaçmasını  engeller. Submukozal üreter boyunun, üreter çapının 4-5 misli olması halinde  reflü olmayacağı iddia edilmektedir. VUR çocuk yaş gurubunda en sık rastlanan  üriner enfeksiyon sebebidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normal bireylerde üriner sisteme asandan  yolla sürekli mikroorganizmalar ulaşır. Üriner sistemin bu enfeksiyon  etkenlerine karşı en etkili savunma silahı, bir seferde içindeki tüm idrarı  boşaltmasıdır. VUR' da her işemede artan mesane içi basınç nedeniyle idrarın bir  kısmı üreterler yoluyla üst sisteme kaçar. Dışarı atılamayan bu idrar içindeki  mikroorganizmalar çoğalarak, üriner enfeksiyona yol açar. Basınçla yukarı çıkan  idrar; bir yandan pelvikalisiyel sistemi genişletip, böbrek parankimini  incelterek fonksiyonunu bozarken, daha da önemlisi, bu enfekte idrarın, basınçla  böbrekte ki toplayıcı kanalların içine geçmesi (intrarenal reflü) parankimde  skarlara yol açar. Bu yolla VUR' un en istenmeyen ama beklenen sonucu olan  kronik pyelonefrit ortaya çıkar. Çocuk yaş gurubundaki kronik pyelonefritlerin  en sık sebebi VUR'dur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TANI: Anamnezde sürekli tekrarlayan üriner  enfeksiyon öyküsü vardır. Fizik muayenede özellik saptanamaz. VUR'un kesin  tanısı ve derecelendirilmesi VCUG ile yapılır. Derecelendirme, tedavinin  planlanması ve izleme açısından önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I.derece: Sadece üreter alt  ucuna reflü vardır.&lt;br /&gt;II.derece: Kalislere kadar tüm sisteme reflü var ancak  dilatasyon yoktur.&lt;br /&gt;III. derece: Tüm sisteme reflü ile birlikte dilatasyon  vardır. Papillalar görülür (kalislerin kadeh yapısı bozulmamıştır).&lt;br /&gt;IV.  derece: Dilatasyon daha da artmıştır. III' ten en önemli farkı papillalara ait  görüntüler kaybolmuştur (kalisler küntleşmiştir).&lt;br /&gt;V. derece: Pelvikalisiyel  dilatasyon ve ileri derecede kalisiyel küntleşme ile birlikte üreter de  genişlemiş ve kıvrımlı bir hal almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanı konduktan sonra, özellikle  bilateral reflülü olgularda, böbreklerin yapı ve fonksiyonlarının  değerlendirilmesi gerekir. Glomerüler filtrasyon hızının saptanması o andaki  fonksiyonun bilinmesi ve izleme açısından önemlidir. DMSA böbrek sintigrafisi  parankim skarlalarını en iyi gösteren yöntemdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEDAVİ :  Komplikasyonların önüne geçebilmek amacıyla VUR'da tedavi süratle  planlanmalıdır. I. ve II. derece reflüde öncelikle idrar kültür ve  antibiyogramına göre kemoterapi uygulanmalı, antibiyotik kesildikten sonra,  trimetoprin+sulfametaksazol ile kemoprofilaksiye uzun süre devam edilmelidir.  Enfeksiyonun ortadan kalkması ile birkaç ay içinde reflü de kendiliğinden  kaybolabilir. Ancak bu tedaviye rağmen kaybolmayan I. ve II. derece reflüler ile  daha ileri derecedekilerde cerrahi girişim gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde cerrahi  iki farklı yöntemle uygulanmaktadır:&lt;br /&gt;1) Subüreteral teflon enjeksiyonu  (STING):&lt;br /&gt;Sistoskop ile mesaneye girilerek özel bir iğne aracılığıyla üreter  orifisinin altına birkaç diziyem sıvı teflon enjekte edilir. Bu yöntemle bir  yandan üreter arka duvarı desteklenerek valv mekanizmasının daha iyi çalışması  sağlanırken, diğer yandan, işeme sırasında detrusor kasılırken boyu kısaldığı  iddia edilen submukozal üreter parçasının, hareket etmesi önlenerek kısalmaması  sağlanır. Bu yöntemle %75 - 80 başarı sağlandığı  bildirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2)Üreteroneosistostomi (üreterovezikal bileşkenin yeniden  düzenlenmesi): Ortak amacı üreterin submukozal parçasını uzatmak olan birçok  cerrahi girişim vardır. Bunlar içinde en çok kullanılanı Cohen' in transtrigonal  üreter reemplantasyon ameliyatıdır. Bilateral VUR' da uygulanan bu yöntemde,  prepare edilen üreterler mukoza altında oluşturulan yeni tünellerden  geçirilirerek karşı tarafta mesaneye ağızlaştırılır. Yöntemin başarı şansı %80 -  85 civarındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B) Sekonder VUR:&lt;br /&gt;Bazı durumlarda üreterovezikal  bileşke normal olmasına rağmen VUR ortaya çıkabilir. Sekonder VUR'un en sık  sebebini infravezikal obstrüksiyonlar oluşturur (nöroje mesane, posterior  üretral valv, travmatik üretra striktürleri). VUR'un sonucu olan üriner  enfeksiyon, bazen kendisi VUR sebebi olabilir. Herhangi bir yolla mesaneye  ulaşan enfeksiyonun, mesane mukozası ve submukozal üreterde oluşturduğu  enflamasyon, bunların kalınlaşıp sertleşmesine yol açarak antireflü mekanizmayı  bozabilir. Bu nedenle VCUG çekilmeden önce üriner enfeksiyon varlığı  araştırılmalı, eğer varsa tedavisi yapılıp üriner enfeksiyonun ortadan kalktığı  saptandıktan en az bir hafta sonra çekilmelidir. Obstrüksiyona bağlı reflülerde  öncelikle primer patoloji giderilmeli buna rağmen reflü devam ederse cerrahi  girişim uygulanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAKÇA&lt;br /&gt;1-Mollard P: Précis d'Urologie de  l'Enfant, Paris, Masson.1984.&lt;br /&gt;2-Cendron J, Schulman C: Urologie Pédiatrique,  Paris, Flammarion Médecine -Sciences. 1989, 2. baskı&lt;br /&gt;3-Welch KJ, Randolph JG,  Ravitch MM, O'Neill, JR, JA, Rowe MI: Pediatric Surgery, Chicago, Year Book  Medical Publishers Inc. 1986, 4. baskı.&lt;br /&gt;4-Kelalis PP, King LR, Belman AB:  Clinical Pediatric Urology, Philadelphia, WB Saunders Co., 1992, 3.  baskı.&lt;br /&gt;5-Ashcraft KW: Pediatric Urology, Philadelphia, WB Saunders Co., 1990,  2. bas&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-2064069045190804333?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2064069045190804333'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2064069045190804333'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/vezikoreteral.html' title='vezikoüreteral'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-8080529352679469810</id><published>2008-03-18T13:52:00.000-07:00</published><updated>2008-03-18T13:56:24.291-07:00</updated><title type='text'>yabancı cisim</title><content type='html'>&lt;h1 title="yabancı cisim aspirasyonu çocuk cerrahisi pediatrik cerrahi ameliyatı çocuklarda bebeklerde tedavisi"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;yabancı  cisim aspirasyonu&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;√ Solunum yollarına (burun veya nefes borusuna) yahut  boğaza kaçan şeyler genellikle yiyecek maddeleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Bundan başka -  bil­hassa çocuklarda - toplu iğne, madeni paralar, boncuklar, düğme­ler ve  benzeri şeylerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Eğer yabancı cisim buruna kaçmış ise; kazazedeyi  hızlı bir şekilde - burun deliklerini açık tutarak - sümkürtünüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Yabancı ci­sim, kaygan sümük maddesi ile  birlikte dışarı çıkacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Yabancı cisim nefes borusuna kaçmış ve  kazazede buna rağ­men nefes alabiliyor ise burun deliklerini kapatarak hızlıca  öksür­mesini söyleyiniz. Eğer cisim öksürük ile birlikte çıkmaz ise başka &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Yabancı cismin nefes borusuna kaçması ile birlikte kazaze­de soluk  alamıyor ve morarmış ise;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuk ise karın üzeri dizinize veya kolunuza  yatırınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yetişkin ise yere yatırıp başını yana çeviriniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√  Kürek kemikleri arasına elinizin ayası ile birkaç defa darbe­ler halinde  vurunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Yabancı cisim çıkmaz ve kazazede hâlâ soluk alamaz ise; ya­pay  solunum uygulayınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Derhal doktor çağırınız.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-8080529352679469810?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8080529352679469810'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8080529352679469810'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/yabanc-cisim.html' title='yabancı cisim'/><author><name>acil yardım teknikleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14163204099878066937</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-124475256743317014</id><published>2008-03-15T17:20:00.002-07:00</published><updated>2008-03-15T17:22:37.121-07:00</updated><title type='text'>difteri boğmaca tetanoz</title><content type='html'>&lt;h1 title="difteri boğmaca tetanoz aşısı DBT bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;difteri  boğmaca tetanoz aşısı DBT&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Karma Aşı (Difteri - Boğmaca - Tetanoz) (DBT -  DPT):&lt;br /&gt;Difteri, boğmaca (pertusis) ve tetanoz aşılarından oluşan bir karma  aşıdır. Rutin aşı takvimindeki sırasına uygun olarak yapılır. Bu bölümde her  biri ayrı ayrı ele alınacaktır.&lt;br /&gt;Difteri, bir kaç günlük kukuçka devresi  sonrasında belirti veren, ani seyirli, Korinebakteriyum adlı mikrop tarafından  meydana getirilen bulaşıcı bir hastalıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Milattan iki yüzyıl kadar önceki kayıtlarda difteriye ait bilgiler yer  almaktadır. Tipik olarak boğazda solunum yollarını tıkayabilecek boyutlarda gri  beyaz renkli, plakalar halinde bir zar tabakasının oluşumu söz konusudur.  Öksürük, nefes darlığı ve ateş eşlik eden belirtilerdir. Difteri aşısı 1923  yılında Ramon tarafından geliştirilmiştir. Çocukları aşılama programları 1926  yılından beri uygulanmakta olduğu halde difteri, 1950'li yılların başına kadar  ölüm nedeni olarak önemini korumuştur. II. Dünya savaşından sonra yoğun aşı  uygulamaları sayesinde bu hastalık artık geçmişte olduğu gibi sık  görülmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süt çocuklarına karma aşı içinde bir iki ay arayla üç  kez uygulanır. Son enjeksiyondan 1 yıl ve 5 yıl sonra tekrar dozları yapılır.  Altı yaşından sonra karma aşıdaki difteri miktarı azaltılarak erişkin dozu (dT)  uygulanır. 10 yılda bir tekrarlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boğmaca, halen çok bulaşıcı, üç dört  yılda bir salgınlar yapan, ölümcül olabilen bir çocukluk çağı hastalığıdır.  Solunum yoluyla bulaşır ve süt çocuklarında ağır seyreder. Anneden bebeğine  doğumdan önce koruyucu antikorların geçmemesi bu hastalık için özel bir sorun  oluşturur. Bu durumda erken aşılama boğmaca için büyük önem  arzeder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalık, "Bordatella pertusis" adı verilen mikrop tarafından  meydana getirilir. Kuluçka devresi 10-14 gün kadardır. Başlangıcı belli belirsiz  kırıklık ve hafif öksürük şeklindedir. Bir iki hafta içinde gelişen, kriz  halindeki öksürük nöbetleri çok tipiktir. Gün içinde 30 kez ve herbirinde 10-15  öksürük gözlenebilir. Antibiyotik tedavilerine rağmen şikayetler haftalarca  sürebilir. Küçük çocuklarda ölüme yol açabileceği için özellikle dikkatli  olunması gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boğmaca aşısı, karma aşı içinde takvime uygun  zamanlarda uygulanır. Dört yaşından sonra aşıya bağlı yan etkiler daha fazla  görüldüğü için karma aşıdan çıkarılır. Aşının asellüler formu uygulandığında  sinir sistemiyle ilgili istenmeyen etkiler daha az görülmektedir. Asellüler  boğmaca aşısına ve hangi durumlarda boğmaca aşısının takvim dışında bırakılması  gerektiğine güncel aşılar başlığı altında ayrıntılı olarak  değinilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tetanoz, tüm dünyada görülebilmekle birlikte, sıklığı  başarılı aşı uygulamalarının gerçekleştirilebilmesi ölçüsünde faklılık gösterir.  Az gelişmiş ülkelerde en sık ölüme yol açan 10 hastalıktan birisidir. Her yıl  dünyada 1 milyon kişinin tetanozdan öldüğü tahmin edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kirli  yaralardan vücuda giren Klostiridyum tetani adlı mikrobun neden olduğu  hastalığın kuluçka devresi 3 ile 30 gün arasında değişebilmektedir. Yüz  adalelerinde kasılmalar ilk belirtidir. Zamanla tüm vücutta kasılmalar meydana  gelmektedir. Evde doğum, yenidoğan tetanozu için oldukça önemli bir risk  faktörüdür. Sağlıksız koşullarda doğum yapan anne ve bebeği tetanoza  yakalanabilir. Anneler bu hastalığa karşı aşılanmamışlarsa doğan her 100  bebekten birinin ölümü kaçınılmazdır. 1993 yılında ülkemizde, hamile kadınların  ancak %21'i tetanoza karşı aşılanabilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebeliğin ilk aylarından  itibaren birer ay arayla aşı olarak hem kendinizi, hem de bebeğinizi tetanoza  karşı koruyabilirsiniz. İlk gebeliğinde iki doz aşı yaptıran annenin ikinci  gebeliğinde bir doz aşı yaptırması yeterlidir. Bebek ise ilk yılında üç kez  karma aşı ile aşılanmalı , bir yıl ve beş yıl sonra aşı tekrarlanmalıdır&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-124475256743317014?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/124475256743317014'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/124475256743317014'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/difteri-bomaca-tetanoz.html' title='difteri boğmaca tetanoz'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-8660857200642823005</id><published>2008-03-15T17:20:00.001-07:00</published><updated>2008-03-15T17:20:28.118-07:00</updated><title type='text'>mavi bebek</title><content type='html'>&lt;h1 title="fallot tetralojisi mavi bebek bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;fallot  tetralojisi mavi bebek&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Fallot Tetralojisi, Bu en yaygın görülen karmaşık  kalp bozukluklarından biridir ve mavi bebek denilen belirtilere yol  açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 unsuru vardır.&lt;br /&gt;• Birincisi karıncıklar arasındaki duvarda  ortaya çıkan bir deliktir (ventriküler septal defekt).&lt;br /&gt;• İkincisi pulmoner  kapakçıkta daralmadır.&lt;br /&gt;• Üçüncü unsur sağ karıncığın büyümesidir.&lt;br /&gt;• Son  unsur ise aortun karıncıklar arasındaki deliğin üstünden geçmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bozuklukta karıncıklar arasındaki delik  genellikle büyüktür. Bu delik üzerinden kan sağ karıncıktan sol karıncığa akar.  Bunun nedeni pulmoner kapakçığın daralma nedeniyle kan akışına gösterdiği  dirençtir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan sol karıncığa girince, buradan aort damarına geçer ve  kirli kan vücuda pompalanır. Bu tür kalp bozukluğu olan bebekler, vücutlarına  kirli, yani oksijeni az kan pompalandığı için biraz mavi renkli gözükebilirler.  Bu bozukluğu gidermek için açık kalp ameliyatı gerekir&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-8660857200642823005?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8660857200642823005'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8660857200642823005'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/mavi-bebek.html' title='mavi bebek'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-2688868045046893540</id><published>2008-03-15T17:18:00.002-07:00</published><updated>2008-03-15T17:19:40.117-07:00</updated><title type='text'>gaz sancısı</title><content type='html'>&lt;h1 title="gaz sancısı bebek sancısı bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;gaz  sancısı bebek sancısı&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Gaz sancıları bilhassa bebekliğin ilk aylarında,  genellikle akşam üstleri, ağlamalar ve huzursuzluk nöbetleri şeklinde görülür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek kucağa alındığı halde ağlaması devam eder. Bacaklarını karnına  doğru çekerek acı ile bağırır. Sancı geçince birden bire ağlamayı keserek uykuya  dalar. İkinci bir gaz sancısına kadar her şey yolunda gider. İştahı ve neşesi  yerindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne Yapmalı&lt;br /&gt;• Ağlama  nöbeti sırasında bebeği yüzükoyun diz üzerine veya omuza yatırarak sırtını hafif  darbelerle sıvazlayınız. Bu hareketiniz, aşırı gazların boğaz yoluyla dışarı  çıkmasını sağlayacak; gazın çıkması ile beraber bebek eski neşesine  kavuşacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT: Süt çocukları dört aylık oluncaya kadar gaz  sancılarının önüne geçmek zordur. Çünkü bebeğin midesi ve barsakları yavaş yavaş  sindirime alışmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DIKKAT: Gaz çıkarma teşebbüsünüz netice vermez  de bebek acı ile ağlamaya devam ederse; bir sindirim yolu hastalığından şüphe  etmeli, onu derhal çocuk doktoruna götürmelisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Dört aydan sonra  görülen gaz sancıları, gelişigüzel yanlış beslenmenin işareti sayılmalı; çocuğun  hazmedemeyeceği yiyecekler ve gaz yapıcı şeyler verilmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-2688868045046893540?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2688868045046893540'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2688868045046893540'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/gaz-sancs.html' title='gaz sancısı'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-684578424829408459</id><published>2008-03-15T17:18:00.001-07:00</published><updated>2008-03-15T17:18:53.433-07:00</updated><title type='text'>gilbert sendromu</title><content type='html'>&lt;h1 title="gilbert sendromu bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;gilbert  sendromu&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Gilbert sendromu, karaciğerin, alyuvar hücrelerinin parçalanması  ile üretilen, bilirubin adındaki maddeyi gerektiği gibi işleme koymadığı, yaygın  görülen, hafif bir karaciğer bozukluğudur. Aynı zamanda yapısal hepatik  işlevsizlik, indirekt iyi huylu bilurubinemi ve ailevi hemolitik olmayan sarılık  olarak da bilinen Gilbert sendromu genellikle tedavi gerektirmez ve ciddi  komplikasyonlar oluşturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta,  Gilbert sendromu iyi huylu yapısı nedeniyle, genellikle hastalık olarak kabul  edilmez. Bu rahatsızlığın bulunduğu çoğu insan bunu, kan testinde bilirubin  düzeylerindeki artış görüldüğü zaman, tesadüfi olarak fark etmektedir. Gilbert  sendromu ABD nüfusunun yüzde 3ü ila yüzde 10unu etkilemektedir. Erkeklerde bu  rahatsızlık kadınlara göre daha sık görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Kalıtsal bir rahatsızlık  olan Gilbert sendromu doğuştan mevcuttur. Ender olarak semptomlara yol açsa da,  bilirubin düzeyini süt sarılığına neden olacak kadar yükseltebilir. Bilirubin  tehlikeli bir düzeye ulaşmasa da, meydana gelmesi halinde, huzuru kaçıran bir  görüntü arz edebilir. Genellikle, bilirubin fazlası, cildi etkilemeden önce  gözlerin aklarının sarıya dönmesine neden olur. Eğer bilirubin düzeyinin artışı  devam ederse, cildiniz sarımsı bir renk alabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Eğer sizde Gilbert  sendromu varsa, bir dizi etken bilirubin düzeyini artırabilir. Bunlar  aşağıdakileri içerebilir:&lt;br /&gt;• Soğuk algınlığı veya grip gibi enfeksiyonlar  dahil olmak üzere hastalık&lt;br /&gt;• Regl olma&lt;br /&gt;• Aç kalma veya öğün atlama&lt;br /&gt;•  Dehidrasyon ( Susuz kalma)&lt;br /&gt;• Aşırı yorulma&lt;br /&gt;• Gilbert hastası olan bazı  kişiler bayılma, halsizlik ve karın ağrısı nöbetleri yaşamaktadırlar. Öte  yandan, Gilbert'in gerçek anlamda bu gibi semptomlara neden olup olmadığı ya da  bunların stresle mi yoksa başka rahatsızlıklarla mı ilgili olduğu  bilinmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Karaciğeriniz sarımsı bir pigment olan bilirubini  doğal olarak üretir. Bu, eski alyuvar hücrelerinin parçalanmasıyla açığa çıkan  normal bir atıktır. Bilirubin, kan dolaşımınız aracılığı ile karaciğerinize  geçer. Normal beden işleyişinde, karaciğer hücrelerindeki bir enzim, bilirubinin  parçalanmasına ve kan dolaşımından atılmasına yardımcı olur. Bilirubin,  karaciğerden bağırsaklara safra aracılığı ile geçer. Daha sonra vücuttan dışkı  ile atılır. Kanda az miktarda bilirubin kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, Gilbert  sendromunun bulunduğu kişiler, bilirubinin parçalanmasına neden olan enzimi  kontrol eden anormal bir geni kalıtım yolu ile alırlar. Bu gen, anormalliği  enzim düzeyinin daha düşük olmasına sebebiyet verir. Bunun sonucunda,  bilirubinin, indirekt bilirubin adı verilen bir türü, kanda aşırı miktarda  birikebilir. Bazı uzmanlar, Gilbert sendromunun sadece bilirubin düzeyleri  aralığındaki normal bir değişkenlik olduğu kanısındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Risk  Faktörleri&lt;br /&gt;Anormal genlerin kalıtım yoluyla alınmasına ek olarak, Gilbert  sendromuna yakalanma olasılığını artırdığı bilinen hiçbir risk faktörü  bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Eğer cildinizde veya gözünüzün normal durumda beyaz  olan bölümlerinde sarımsı bir renk olduğunu fark ederseniz, bunu sağlık bakımı  sağlayıcınıza vakit geçirmeden bildirin. Gilbert sendromu dışında çeşitli  rahatsızlıklar sarılığa yol açabilir ve tıp testleri ile muayeneleri ciddi  rahatsızlıkları olasılık dışı bırakabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Eğer sizde sarılık varsa,  sağlık bakımı sağlayıcınız sizde Gilbert sendromu veya başka bir rahatsızlık  olduğundan şüphelenebilir. Öte yandan, Gilbert sendromu çoğu zaman sadece,  hastalık, cerrahi ameliyat veya yaşam sigortası poliçesi satın almak gibi,  sağlıkla ilgili başka nedenlere yönelik olarak kan testinden geçildiği zaman,  tesadüfen öğrenilir. Gilbert sendromu doğuştan mevcut olsa da, genellikle  bilirubin üretiminin arttığı ergenliğe veya sonraki dönemlere kadar teşhis  edilmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorunuz, fiziksel bir muayene ve ek kan testleri  gerçekleştirilmesini isteyebilir. Gilbert sendromu ile sarılık nöbeti  yaşamadığınız takdirde, hiçbir fiziksel belirti veya semptom göstermezsiniz.  Yaygın kan testleri aşağıdakileri içerir:&lt;br /&gt;• Eksiksiz kan sayımı CBC&lt;br /&gt;•  Karaciğer işlev testleri KCFT&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gilbert sendromu teşhisi genellikle kan  testlerine dayalı olarak konabilir. Gilbert sendromunda, hafifçe artan indirekt  bilirubin düzeyi haricinde, sonuçların tümü genellikle normal olacaktır. Sizde  Gilbert sendromu varsa, kanınızdaki bilirubin düzeyi dalgalanma gösterebilir.  Normal düzey aralığına göre her zaman daha yüksek olmaz. Eğer ilk kan testinizde  normal bilirubin düzeyi olduğu gösterilirse, doktorunuz testin birkaç kez tekrar  edilmesini önerebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorunuz ender olarak, aşağıdakiler de dahil  olmak üzere başka testleri isteyebilir:&lt;br /&gt;• Karaciğerin ultrasonun  çekilmesi&lt;br /&gt;• 24 saatlik bir dönem boyunca aç kalınarak bunun bilirubin  düzeylerini artırıp artırılmadığına bakılması&lt;br /&gt;• Yaygın olarak kullanımda  olmayan, Gilbert sendromuna neden olan anormal genin kontrol edilmesine yönelik  genetik testler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizde sarılık veya yüksek bilirubin düzeyi olduğu zaman,  sizde daha ciddi bir karaciğer rahatsızlığının olmadığından emin olunması önem  taşır. Doktorunuz bu gibi rahatsızlıkların olup olmadığını kontrol etmek için  başka testler de ister.&lt;br /&gt;• Karaciğer işlev testleri&lt;br /&gt;• Tam kan sayımı&lt;br /&gt;•  Ultrason&lt;br /&gt;√ Komplikasyonlar&lt;br /&gt;Gilbert sendromu sarılık devrelerine yol  açabilir. Öte yandan, sarılık genellikle hafiftir ve kendi kendine iyileşir.  Rahatsızlığın kendisinin bilinen başka hiçbir komplikasyonu yoktur ve karaciğere  hasar vermez.&lt;br /&gt;Bilirubini işleme koyan enzimin düzeyinin düşük olması, belirli  ilaçlarda yan etkilerin artmasına sebebiyet verebilir. Aynı enzim vücudun  belirli ilaçları ortadan kaldırmasına yardımcı olur. Özel olarak, kolon  kanserinin tedavi edilmesinde kullanılan bir ilaç olan irinotesan (Camptosar),  Gilbert sendromu bulunan kişilerde zehirleyici düzeylere ulaşarak, ağır ishale  sebebiyet verebilir. Belirli ilaçlarda bu olası etki söz konusu olduğundan,  sizde Gilbert sendromu varsa, herhangi bir yeni ilaç almadan önce doktorunuz ile  konuşun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Önleme&lt;br /&gt;Gilbert sendromu kalıtsal bir genetik bozukluktur.  Bu bozukluğun gelişimi yaşam tarzı ile ilgili alışkanlıklarla veya ortamla  bağlantılı değildir. Bu rahatsızlığı teorik olarak engellemenin tek yolu  ebeveynlerin buna neden olan anormal geni çocuklarına iletmelerinin  engellenmesidir. Ancak genel nüfustaki kişilerin yarısından fazlasının bu  anormal genin bir kopyasını taşıması bunu çok yaygın kılmaktadır. Eğer bu  anormal genin bulunduğu iki kişinin çocuğu olursa, Gilbert sendromuna neden olan  bu genetik kusuru çocuklarına geçirebilirler, ancak bu her zaman olmaz. Bu  anormal genin iki kopyasının bulunduğu herkes Gilbert sendromuna yakalanmaz. Bu  durum, ailenizin geçmişinde bu rahatsızlık olmasa da sizin buna  yakalanabileceğiniz anlamına gelmektedir. Buna karşıt olarak, Gilbert sendromu  olan herkeste bu anormal genin iki kopyası vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Yaşamınızdaki  belirli olaylar Gilbert sendromundaki, sarılığa neden olan daha yüksek bilirubin  düzeyi fasıllarını tetikleyebilir. Bu durumları yönetmek için elinizden geleni  yapmak, bilirubinin kontrol altına alınmasına, belki de sarılık nöbetlerinin  engellenmesine yardımcı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu adımlar aşağıdaki gibidir:&lt;br /&gt;•  Soğuk algınlıkları ve grip gibi bulaşıcı hastalıklardan korunmak&lt;br /&gt;• Duygusal  stresi yönetmek&lt;br /&gt;• Besleyici bir diyet uygulamak, aç kalmaktan ve öğünleri  atlamaktan uzak durmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Herhangi bir tıbbi rahatsızlık teşhisinin  konması başlangıçta korkutucu olabilir. Ancak Gilbert sendromu iyi huylu bir  rahatsızlıktır. Gilbert sendromu bulunan kişilerin normal bir yaşam süresi olur.  Eğer zaman zaman sarılığa yakalanırsanız, bunun zararlı olmadığını, muhtemelen  yaşamınızdaki stres etkenleri ile bağlantılı olduğunu ve sadece kendi kendine  geçebileceğini unutmayın&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-684578424829408459?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/684578424829408459'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/684578424829408459'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/gilbert-sendromu.html' title='gilbert sendromu'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-3364114360336950199</id><published>2008-03-15T17:17:00.000-07:00</published><updated>2008-03-15T17:18:10.177-07:00</updated><title type='text'>grip aşısı</title><content type='html'>&lt;h1 title="grip aşısı influenza aşısı aşılama bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;grip  aşısı influenza aşısı aşılama&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Grip Aşısı (İnfluenza)&lt;br /&gt;İnfluenza, kış  aylarında adale ağrıları, ateş, öksürük gibi belirtilerle seyreden bir  infeksiyon hastalığıdır. Basit virutik hastalıklardan farklı olarak ciddi  salgınlar yapabilmektedir. 1889 yılından günümüze kadar 5 defa tüm dünyayı saran  salgınlar olmuş, 1918 ve 1919 salgınlarında 25 milyondan fazla insanın ölümüne  yol açmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın tedavisi yoktur. Ancak aşıyla korunulması  mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Gripe neden olan İnfluenza virusu  sürekli yapısını değiştirmektedir. Bu nedenle influenza aşısı yapılırken o yıl  için hazırlanmış olan aşılar kullanılmalıdır. Aşının hangi yıla ait olduğu  kutusunda belirtilmektedir. Her yıl sonbaharda 9 yaşından küçüklere 1 ay arayla  iki doz, büyüklere tek doz yapılmalıdır. Aşı miktarları yaş gruplarına göre  ayarlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ İnfluenza Aşısı Kimlere Yapılmalıdır?:&lt;br /&gt;1)  İnfluenzaya yakalandığında yaşamı tehlikeye girebilen yüksek riskli  gruplar:&lt;br /&gt;* 65 yaş üzerinde olanlar,&lt;br /&gt;* Kronik akciğer-kalp ve damar  hastalığı olan çocuk ve erişkinler, Bronşial astım, Kronik tıkayıcı akciğer  hastalığı&lt;br /&gt;* AIDS'liler,&lt;br /&gt;* Bakımevinde bulunanlar, sürekli tıbbi bakıma  muhtaç olanlar,&lt;br /&gt;* Metabolizma hastalıkları (Şeker hastalığı)&lt;br /&gt;* Kronik  böbrek hastalığı,&lt;br /&gt;* Orak hücre anemisi ve diğer hemoglobin bozuklukları,&lt;br /&gt;*  Bağışıklık sistemi baskılanmış olanlar,&lt;br /&gt;* Uzun süreli aspirin tedavisi  almakta olan hastalar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Yüksek riskli kişilere infeksiyonu bulaştırma  ihtimali olanlar:&lt;br /&gt;* Doktor, hemşire ve diğer sağlık personeli,&lt;br /&gt;*  Bakımevinde çalışanlar&lt;br /&gt;* Yüksek riskli hastayla teması olan aile bireyleri ve  diğer kişiler.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-3364114360336950199?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/3364114360336950199'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/3364114360336950199'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/grip-as.html' title='grip aşısı'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-6915176368256753285</id><published>2008-03-15T17:16:00.000-07:00</published><updated>2008-03-15T17:17:20.512-07:00</updated><title type='text'>havale</title><content type='html'>&lt;h1 title="havale konvülsiyon bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;havale  konvülsiyon&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Çocuklarda görülen bir sinir sistemi bozukluğudur. Başlı başına  bir hastalık olmayıp, diğer bir hastalığın belirtisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinir  sistemleri tam gelişmediğinden, çocuklar büyükler gibi ateşli ve ağır seyreden  hastalıklara tahammül gösteremezler. Hastalığa karşı tepkilerini bazen havale  şeklinde belli ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri:&lt;br /&gt;•  Çocuk her şeye sinirlenerek  huzursuzluğunu açığa vurur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Yüzü  morarır, sık nefes alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Kollarda, bacaklarda ve yüzde titremeler  başlar ve sarsılmalar görülür. Bu belirtilere "ihtilaç halleri" denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•   Baş geriye düşer, göz bebekleri kayar ve göz akları görünür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Nihayet  çocuk şuurunu kaybeder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Sarsılmaların ve şuur kaybının süresi,  havaleye sebep olan hastalığın şiddetine bağlı değişmeler gösterir. Yarım saat  kadar uzayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Sarsılmalar son bulunca, çocuk şuurunu yavaş yavaş  toplayarak kendine gelir. Ağlayarak uykuya yatar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne Yapmalı&lt;br /&gt;•   Havalenin şokunu hafif atlatması için yatağına yatırıp, üzerini  örtünüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Ateşinde yükselme olursa, başına soğuk suya batırılmış bir  havlu veya buz torbası koyunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Havaleye sebep olan hastalığın teşhis  ve tedavisi için mutlaka bir çocuk doktoruna gösteriniz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-6915176368256753285?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/6915176368256753285'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/6915176368256753285'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/havale.html' title='havale'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-2542711781456621183</id><published>2008-03-15T17:15:00.000-07:00</published><updated>2008-03-15T17:16:39.006-07:00</updated><title type='text'>hazır mama</title><content type='html'>&lt;h1 title="hazır mama bebek maması mamalar bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;hazır  mama bebek maması mamalar&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;√ Anne sütüne ek olarak bebeklere hazır mama veya  hazır mama ile beslenme olanağı yok ise uygun hazırlanmış inek sütü veya yoğurt  verilir.&lt;br /&gt;√ İnek sütü veya yoğurt ilk dört haftada 1 ölçek süt, 1 ölçek su  şeklinde, 1-4 ay arası 2 ölçek süt, 1 ölçek su şeklinde sulandırarak  verilir.&lt;br /&gt;√ 100 gr süte 5 gr (1 tatlı kaşığı) şeker ve 1 çay kaşığı bitkisel  sıvı yağ eklenerek kalorisi arttırılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;√  Şeker yerine pekmez kullanmak daha yararlıdır.&lt;br /&gt;√ Karışık beslenmeye geçilen  bebeklerde 4 haftalıktan sonra meyva sularına başlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;♥ 100 ml içilmeye  hazır mamadaki değerler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table style="font-size: 10pt; font-family: Tahoma;" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" width="98%"&gt; &lt;tbody&gt; &lt;tr&gt; &lt;td&gt;içerik&lt;/td&gt; &lt;td&gt;anne sütü&lt;/td&gt; &lt;td&gt;prematil&lt;/td&gt; &lt;td&gt;nenatal&lt;/td&gt; &lt;td&gt;humana 0&lt;/td&gt; &lt;td&gt;premcare&lt;/td&gt; &lt;td&gt;preaptamil&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td&gt;protein(%g)&lt;/td&gt; &lt;td&gt;1,1&lt;/td&gt; &lt;td&gt;2,1&lt;/td&gt; &lt;td&gt;2,2&lt;/td&gt; &lt;td&gt;2&lt;/td&gt; &lt;td&gt;1,85&lt;/td&gt; &lt;td&gt;1,5&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td&gt;kazein/whey&lt;/td&gt; &lt;td&gt;40/60&lt;/td&gt; &lt;td&gt;40/60&lt;/td&gt; &lt;td&gt;40/60&lt;/td&gt; &lt;td&gt;50/50&lt;/td&gt; &lt;td&gt;40/60&lt;/td&gt; &lt;td&gt;40/60&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td&gt;yağ(%)&lt;/td&gt; &lt;td&gt;4,5&lt;/td&gt; &lt;td&gt;5&lt;/td&gt; &lt;td&gt;4,4&lt;/td&gt; &lt;td&gt;3,8&lt;/td&gt; &lt;td&gt;3,95&lt;/td&gt; &lt;td&gt;3,6&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td&gt;bitkisel(%)&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;45&lt;/td&gt; &lt;td&gt;90&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;50&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td&gt;süt yağı(%)&lt;/td&gt; &lt;td&gt;100&lt;/td&gt; &lt;td&gt;55&lt;/td&gt; &lt;td&gt;10&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;50&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td&gt;linoleik asit(g)&lt;/td&gt; &lt;td&gt;0,3&lt;/td&gt; &lt;td&gt;0,6&lt;/td&gt; &lt;td&gt;0,7&lt;/td&gt; &lt;td&gt;0,08&lt;/td&gt; &lt;td&gt;0,4&lt;/td&gt; &lt;td&gt;0,59&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td&gt;alfa linolenik asit&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;0,08&lt;/td&gt; &lt;td&gt;0,55&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td&gt;araşidonik asit&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;0,017&lt;/td&gt; &lt;td&gt;0,026&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td&gt;dokosaheksanoik asit&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;0,015&lt;/td&gt; &lt;td&gt;0,018&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td&gt;ekosapentanoik asit&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;0,003&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td&gt;gama linolenik asit&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;0,008&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td&gt;karbonhidratlar(g)&lt;/td&gt; &lt;td&gt;6,8&lt;/td&gt; &lt;td&gt;7,7&lt;/td&gt; &lt;td&gt;8&lt;/td&gt; &lt;td&gt;8,2&lt;/td&gt; &lt;td&gt;7,2&lt;/td&gt; &lt;td&gt;7,2&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td&gt;laktoz&lt;/td&gt; &lt;td&gt;6,8&lt;/td&gt; &lt;td&gt;4,9&lt;/td&gt; &lt;td&gt;4&lt;/td&gt; &lt;td&gt;5,9&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;7,2&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td&gt;maltodekstrin&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;4&lt;/td&gt; &lt;td&gt;2,3&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td&gt;sükroz&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td&gt;enerji(Kcal)&lt;/td&gt; &lt;td&gt;67&lt;/td&gt; &lt;td&gt;80&lt;/td&gt; &lt;td&gt;80&lt;/td&gt; &lt;td&gt;75&lt;/td&gt; &lt;td&gt;72&lt;/td&gt; &lt;td&gt;67&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td&gt;osmolarite(mosm/L)&lt;/td&gt; &lt;td&gt;270&lt;/td&gt; &lt;td&gt;255&lt;/td&gt; &lt;td&gt;245&lt;/td&gt; &lt;td&gt;280&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;260&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td&gt;mineraller&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td&gt;Na(mg)&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-2542711781456621183?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2542711781456621183'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2542711781456621183'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/hazr-mama.html' title='hazır mama'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-2977650353647578974</id><published>2008-03-15T17:14:00.000-07:00</published><updated>2008-03-15T17:15:21.426-07:00</updated><title type='text'>hepatit a</title><content type='html'>&lt;h1 title="hepatit a aşısı bebeklerde aşılama bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;hepatit  a aşısı bebeklerde aşılama&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;• Hepatit A Aşısı&lt;br /&gt;Gelişmiş ülkelerde  erişkinlerin ancak üçte birinde görülen A tipi hepatitin gelişmekte olan  ülkelerde 5 yaş üzerinde sıklığı %100'dür. Hastalık küçük çocuklarda genellikle  hafif seyreder. Dışkı - ağız yoluyla insandan insana bulaşır. Hamilelikte  geçirilen A hepatiti B hepatitinin aksine çocukta herhangi bir soruna yol  açmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Çocukların toplu olarak bulundukları  kreş, bakımevi gibi ortamlarda hastalık kolaylıkla yayılabilmektedir. Gıda ve su  kaynaklı salgınlar ortaya çıkabilmekte, kabuklu deniz ürünleriyle bulaşma  meydana gelebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın başlangıcı genellikle anidir; ateş,  huzursuzluk, bulantı, kusma ve karında rahatsızlık başlıca yakınmalardır. İshal  görülebilir. İdrar rengi koyulaşıp, cilt ve göz akları sararabilir. Belirtilerin  süresi genellikle 1 aydan kısadır. Genellikle tam bir iyileşme  olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepatit A ile infekte hastalar 1 hafta süreyle bulaştırıcıdırlar.  Daha fazla karantinaya gegek yoktur. Fakat hastaların dışkıları ve dışkıyla  bulaşık maddeleri ile ilgili önlemler alınmalı, eller iyice yıkanmalıdır.  Hepatit A'nın nadiren çok ağır ve hızlı bir seyir göstererek ölüme yol  açabileceği unutulmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalıkla temastan önce ya da temastan  sonra iki hafta içinde "gamma globulin" uygulanabilir. 2 haftadan sonra  yapılmasının hiç bir yararı yoktur. Okul, kreş, bakımevi gibi ortamlarda salgın  meydana geldiğinde tüm çocuklara ve çalışanlara gamma globulin  yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bezlenen bebeklerin anne ve babalarının da uygulanmaya  dahil edimeleri gerekir. Son yıllarda yapılan çeşitli çalışmalarda benzeri  durumlarda aşıyla korunmanın, gamma globulinle korunmaya eşdeğer ölçüde  güvenilir olduğu ortaya konmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepatit A aşısı 1 yaşından büyük  çocuklara 1 ay arayla iki kez ve ilk dozdan 6 ay sonra tekrar olacak şekilde  yapılmalıdır. Piyasada çocuk ve erişkinler için iki farklı formu mevcuttur.  Aşının kouyuculuğunun 20 yıl olabileceği tahmin edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-2977650353647578974?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2977650353647578974'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2977650353647578974'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/hepatit.html' title='hepatit a'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-6849373369804801649</id><published>2008-03-15T17:13:00.000-07:00</published><updated>2008-03-15T17:14:39.870-07:00</updated><title type='text'>hepatit b</title><content type='html'>&lt;h1 title="hepatit b aşısı çocuklarda hepatitler bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;hepatit  b aşısı çocuklarda hepatitler&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Hepatit B Aşısı&lt;br /&gt;Viral hepatitler, gelişmiş  ve gelişmekte olan ülkelerde önemli bir toplum sağlığı sorunudur. Son yıllarda  yapılan bilimsel çalışmalarla sarılık (hepatit) yaptığı bilinen beş virus  tanımlanmıştır. Bunlar Hepatit A, B, C, D ve E viruslarıdır. Halihazırda  yalnızca A ve B hepatiti için aşılar mevcuttur. Başka bir çok virusun daha  sarılığa yol açabileceği hatırda tutulmalıdır (Hepatit F,G, EBV, CMV,  vb).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepatit A ve E hafif seyirlidir,  genel olarak kronikleşmediği bilinir. B, C ve D ise müzminleşebilir, hayatı  tehdit edebilir. Hepatit A virus çocukluk çağındaki hepatitlerin (sarılık)  başlıca nedenidir. Hepatit B infeksiyonu çocuk olguların üçte birini  oluştururken, Hepatit C hemen hemen %20 oranında saptanır. Hepatit D çok nadir  olarak ve Hepatit B hepatitiyle birlikte görülür. Hepatit B virus, A  hepatitinden farklı olarak daha çok yakın temas, cinsel ilişki, kan yolu ve  anneden bebeğine anne karnındayken geçiş biçiminde bulaşır. Hastalığın  belirtileri hepatit A'ya benzer. Ancak müzminleşme görülebilir. Hastalığı  geçirenlerin tam olarak iyileşememesi durumunda ömür boyu taşıyıcılık, kronik  aktif hepatit adı verilen müzmin karaciğer iltihabı ve ilerde siroz ve kanser  ortaya çıkabilir. Genel olarak kronikleşme olasılığı %10 kadardır. Ancak  çocuklarda, özellikle anne karnındayken alınan infeksiyon durumlarında  müzminleşme ve hızlı gelişen karaciğer yetersizliği daha sık olarak karşımıza  çıkmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın başlıca kaynağı kendisinde hiçbir belirti olmayan  sessiz hepatit B taşıyıcılarıdır. Eşler birbirlerine ve istemeden çocuklarına bu  hastalığı bulaştırabilmektedirler. Hepatitin AIDS'ten çok daha kolay bulaştığı  hatırda tutulmalı, ülkemizde hemen hemen her 10 kişiden birinin bu hastalığın  taşıyıcısı olduğu bilinmeli, hastalık meydana geldiğinde tedavisinin mümkün  olmadığı göz önüne alınarak Hepatit B aşısının rutin aşı takvimine dahil  edilmesi olanaklar elverdiği ölçüde sağlanmalıdır. Ülkemizde ücretsiz olarak  ancak bir yaş altındaki çocuklara hepatit b aşısı  uygulanabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepatit B Aşısı, çocuk doğar doğmaz başlanmak  koşuluyla 0. 1. 6. aylarda uygulanır. Beş senede bir tekrarlanır. Ailesinde  hepatit taşıyıcısı olan bebekler 0. 1. 2. ve 12. Aylarda aşılanmalıdır. Eğer  anne taşıyıcıysa bebeğine, aşıya ilaveten 0. ve 3. aylarda hepatit B'ye özgü  gamma globulin (Hepatit B Hiperimmun Globulin) yapılması önerilmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Poliklinik koşullarında herhangi bir risk faktörü ve temas öyküsü  olmayan çocuklara rutin aşı öncesi kan testi yaptırmaya gerek yoktur. Testin  yarar/maliyet oranı düşüktür. Aşılar tamamlandıktan sonra yalnızca risk grubunda  olan çocuklarda yeterli bağışıklığın oluşup oluşmadığını saptamak üzere kan  testi yapılabilir. Bütün çocukların rutin olarak testten geçirilmesi  gerekmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepatit B ile temastan hemen ve bir ay sonra yapılan immun  globulin %75 oranında koruyuculuk sağlar. Cinsel temastan sonra ise iki hafta  içinde immun globulin yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepatit B ülkemiz için ciddi bir  sorundur. Bulaşma yollarının bilinmesi, aşı ile korunma ve temas sonrası immun  globulin yapılması gibi önlemlerle hastalığın kontrol altına alınması mümkündür.  Bedelinin sosyal güvenlik kurumlarınca karşılanıyor olması, hepatit B aşısının  kullanımını yaygınlaştırmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;u&gt;Hepatit B  aşısı&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;Günümüzde rekombinant aşılar kullanılmaktadır. Koruyuculuk  yetişkinlerde %90, çocuk ve bebeklerde %95tir. Profilaksi amacıyla aşılamada doz  aralıkları 0, 1 ve 6. aylar, temas sonrası aşılamada doz aralıkları 0, 1, 2 ve  12. aylardır. Her iki şema arasında koruyuculuk farkı yoktur. Genelde 3. dozdan  sonra yeterli korunma sağlanmaktadır. Eğer 2. doz herhangi bir nedenle  geciktirilirse, mümkün olan en kısa zamanda uygulanmalıdır. Bu gecikme primer  immünizasyon sonrası antikor titrelerinde önemli bir azalmaya neden  olmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı durum üçüncü aşı için de geçerlidir. Primer aşılama  7-9 yİl korunma sağlar ve bu dönem sonunda rapel aşı yapılmalıdır. Sağlıklı  infant ve erişkinlerde aşılama sonrası antikor izlemi yapmaya gerek yoktur.  Ancak hemodiyaliz hastalarında aşıya bağlı immünite tam değildir. Bu hastalarda  her yıl antikor titresi bakılarak düzey 10 mİÜ/ltnin altına düşünce rapel doz  yapılmalıdır. HBsAg (+) anneden doğan bebeklerde aşılama serisi tamamlandıktan  1-6 ay sonra antikor titresi bakılmalı ve serokonversiyon yoksa ek doz aşı  planlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taşıyıcı anneden doğan bütün bebeklere HBIG ve aşı  uygulanması, taşıyıcı olmayan anneden doğan bütün çocukların aşılanması,  adölesan çağda seçilmiş çocukların aşılanması ve yüksek risk grubuna giren  erişkinlerin aşılanması önerilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepatit B için preexposure  immünizasyon uygulanması gereken durumlar şunlardır:&lt;br /&gt;•  Hemofilik hastalar  ile kan ve ürünlerini almakta olan hastalar&lt;br /&gt;•  İV uyuşturucu bağımlıları&lt;br /&gt;•   Fahişeler ve heteroseksüel olup yakın zamanda cinsel yola bulaşan hastalık  geçirmiş olanlar ve/veya son altı ay içinde birden fazla kişiyle cinsel ilişkide  bulunanlar&lt;br /&gt;•  Cinsel olarak aktif homoseksüel erkekler&lt;br /&gt;•  Kronik HBV  taşıyıcısı ile temas eden ev halkı&lt;br /&gt;•  Kronik HBV taşıyıcısı ile cinsel  ilişkide bulunanlar&lt;br /&gt;•  HBV enfeksiyonunun endemik olduğu bir ülkede veya  bölgeden HBsAg (+) olan bir çocuğu evlat edinen aile fertleri&lt;br /&gt;•  HBV  enfeksiyonunun endemik olduğu bölgede oturan bütün çocuklar&lt;br /&gt;•  Mental retarde  hastalar ve bunlarla ilgilenenler&lt;br /&gt;•  Hemodiyaliz hastaları&lt;br /&gt;•  Halk sağlığı  ile ilgili işlerde çalışanlar&lt;br /&gt;•  Mesleki olarak kan ile temas riski  olanlar&lt;br /&gt;•  Endemik bölgeye seyahat edecek olanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yan  etkileri:&lt;br /&gt;Ağrı ve enflamasyon, hafif ateş, artralji, plazmadan elde edilen  aşılarla Guillian Barre sendromu. Son yıllarda yenidoğan döneminde yapılmaya  başlanan aşının bu infantlarda da yan etkilere neden olduğu rapor edilmiştir.  Bunlar arasında; ateş, BOS bozuklukları, diare, döküntü, DIC, NEC, konvülziyon,  apne, bradikardi, eritema multiforme sayılabilir.&lt;br /&gt;&lt;u&gt;Gebelik ve emzirme  hepatit B aşısı için kontrendike değildir&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-6849373369804801649?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/6849373369804801649'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/6849373369804801649'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/hepatit-b.html' title='hepatit b'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-5143289184839881385</id><published>2008-03-15T17:12:00.000-07:00</published><updated>2008-03-15T17:13:35.812-07:00</updated><title type='text'>hiperaktivite</title><content type='html'>&lt;h1 title="hiperaktivite hiperaktif çocuklar bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;hiperaktivite  hiperaktif çocuklar&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Okul çağı çocuklarının yüzde 5-7sinin hiperaktif olduğu  ifade edilerek, hiperaktivitenin erkek çocuklarda, kızlara oranla 4 kat daha  fazla görüldüğüne dikkat çekildi. Hiperaktif çocukların ortak özellikleri:  Çoğunlukla birinci çocuk olurlar. Aşırı konuşkan ve gürültücüdürler. Acıya  dayanıklı olup dikkat etmeden caddeye koşmak gibi, kendilerini kolaylıkla  tehlikeye atabilen şeyler yapabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ve  genellikle vicdanı zayıf, ruh hali değişken olup uyku süreleri kısa  olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Nöroloji Bilim Dalı  öğretim üyesi Prof. Dr. Kıvılcım Gücüyener, Çukurova Üniversitesi (Ç.Ü) Tıp  Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Nörolojisi Bilim  Dalı ile Çocuk Nörolojisi Derneğinin işbirliğiyle düzenlenen 5. Ulusal Çocuk  Nörolojisi Kongresi nin son gününde, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda  (DEHB) Yaklaşım ve Tedavi konulu sunum yaptı. Okul çağı çocuklarının yüzde  5-7sinde hiperaktivite olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Gücüyener, ABDdeki  araştırma sonuçlarına göre, bozukluğun okul çağındaki sıklığı genel olarak yüzde  2-20 arasında, ergenlik öncesi çocuklarda yüzde 3-5 olarak bildirilmiştir.  İngilteredeki araştırmalara göre ise bozukluğun sıklığı yüzde 1den azdır  dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Gücüyener, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesince 1988  yılında yapılan bir araştırmada da polikliniğe başvuru nedenleri arasında  hiperkinetik sendromun 15. sırada yer aldığını, çocukların yüzde 2.28inde  hiperaktivite saptandığını anlattı. Sorunun nedeninin henüz tam olarak  bilinmediğini, ancak biyolojik, genetik, psikososyal ve ailesel etkenlerin  birlikte rol oynadığının düşünüldüğünü vurgulayan Prof. Dr. Gücüyener, tedavide  önemli mesafeler alındığını kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ERKEK ÇOCUKLARDA DAHA FAZLA&lt;br /&gt;Doç.  Dr. Lale Vanlı ise 5 yaşından önce başlayan DEHBnin erkek çocuklarda, kızlara  oranla 4 kat daha fazla görüldüğüne dikkati çekti. Doç. Dr. Vanlı, çocuklarında  dikkat, hareketlilik ve davranış sorunu olan anne-babaların, bir uzmana  başvurduklarında en temel sorularının çocuğumda gerçekten hiperaktivite olduğunu  nasıl anlayacağım? olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu: DEHB, yaşam boyu süren  bir sendromdur. Dikkatin kısa olması, yönerge alamama, kendini kontrol edememe,  problem çözümüne gidememe, davranışını değerlendirememe, düşünmeden hareket etme  şeklinde belirtileri vardır. Bu çocukların bazılarında, aşırı hareketlilik  yerine durgunluk da söz konusudur. Özellikle kız çocuklarında hiperaktivite  olmaksızın dikkat eksikliği görülebilir. Bu çocukların zekası normaldir, ancak  dikkatleri yetersiz olduğundan okulda öğrenme sorunu yaşarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ORTAK  ÖZELLİKLERİ&lt;br /&gt;Doç. Dr. Vanlı, hiperaktivitenin aşırı hareketlilik anlamına  geldiğini, ancak her aşırı hareketli çocuğa ise hiperaktif denilemeyeceğini  kaydetti. Doç. Dr. Vanlı, yapılan araştırmalarda DEHB çocuklarda ortak  özellikler de bulunduğuna işaret ederek, şöyle devam etti: Bu çocuklar,  çoğunlukla birinci çocuk ve anne yaşı ortalamadan küçüktür. Aşırı konuşkan ve  gürültücüdürler. Bu çocukların anneleri de normalden fazla konuşkandır.  Sakinleştirici ilaçlara karşı olumsuz tepki verirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acıya dayanıklıdır.  Dikkat etmeden caddeye koşmak gibi, kendilerini kolaylıkla tehlikeye  atabilirler. Okul başarısızlığı normallerine göre 2-3 kat daha fazladır. El  yazısı bozuktur. Boyu ve kilosu, yaşına göre ortalamaların altında, kemik  gelişimi geridir. Vicdanı zayıf, ruh hali değişken, uyku süresi kısa. Yalan  söyleme, çalma daha sıklıkta görülür. Çabuk heyecanlanırlar ve duygularını  kontrolde zayıftırlar&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-5143289184839881385?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/5143289184839881385'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/5143289184839881385'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/hiperaktivite.html' title='hiperaktivite'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-5073462758727637766</id><published>2008-03-15T17:11:00.000-07:00</published><updated>2008-03-15T17:12:24.377-07:00</updated><title type='text'>influenza aşısı</title><content type='html'>&lt;h1 title="influenza aşısı aşılama bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;influenza  aşısı aşılama&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İnfluenza aşısı . İnfluenza aşısı her yıl DSÖnün belirlediği  üç suş ile hazırlanmaktadır. Altı aydan küçük çocuklara uygulanmaz. Her yıl  yinelenmelidir. 6 ay ve üzerindeki yaş grubunda, influenzanın komplikasyonları  açısından riskli hastalara aşı uygulanması önerilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İnfluenza ve boğmaca aşısı küçük çocuklarda febril  reaksiyona neden olduğundan DBT aşısının yapılmasından sonraki 3 gün içinde  influenza aşısının yapılmaması önerilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnfluenza aşısı için hedef  gruplar:&lt;br /&gt;1) İnfluenzaya bağlı komplikasyonlar yönünden riskli gruplar&lt;br /&gt;•   65 yaş ve üzerindeki sağlıklı insanlar&lt;br /&gt;•  Kronik pulmoner veya  kardiyovasküler hastalığı olan çocuk ve erişkinler&lt;br /&gt;•  Orak hücre hastalığı ve  diğer hemoglobinopatiler&lt;br /&gt;•  Kronik renal ya da metabolik hastalığı  olanlar&lt;br /&gt;•  Semptomatik HIV enfeksiyonu olanlar&lt;br /&gt;•  İmmünsuprese hastalar  veya immünsupressif kullananlar&lt;br /&gt;•  6 ay -18 yaş arasında olan ve uzun süreli  aspirin tedavisi alan çocuk ve adölesanlar&lt;br /&gt;•  Bakımevlerinde kalanlar ve  kronik tıbbi bakİma muhtaç olanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2)Yüksek riskli kişilere influenza  bulaştırma riski olanlar&lt;br /&gt;•  Doktor, hemşire ve diğer sağlık personeli&lt;br /&gt;•   Yüksek riskli hasta ile teması olabilecek kişiler&lt;br /&gt;•  Yüksek riskli hastanın  diğer aile bireyleri&lt;br /&gt;•  Bakımevlerinde çalışan personel&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-5073462758727637766?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/5073462758727637766'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/5073462758727637766'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/influenza-as.html' title='influenza aşısı'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-8996992528959666780</id><published>2008-03-15T17:10:00.000-07:00</published><updated>2008-03-15T17:11:13.515-07:00</updated><title type='text'>kanser aşıları</title><content type='html'>&lt;h1 title="kanser aşıları aşılama bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;kanser  aşıları aşılama&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kanser Aşıları Aşılama&lt;br /&gt;√ Virusların neden olduğu bir çok  kanser türü bulunmaktadır.&lt;br /&gt;√ Örneğin rahim ağzı kanseriyle "Human papilloma  virus" (HPV) arasında yakın bir ilişki olduğu bilinmektedir.&lt;br /&gt;√ Lenf dokusu  kanserlerinden Burkitt lenfoması ve genizden köken alan "nazofarinks kanseri"  "Ebstein Barr Virus" (EBV) ile ilişkili bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;√ Her iki virus türü için de aşı geliştirilmiş olup, klinik  çalışmalar devem etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ BCG (verem aşısı), tüberkülozdan korunma  haricinde, kanser tedavisinde de kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;√ Mesane kanserinde idrar  kesesi içine verilen BCG aşısı bağışıklık sistemini uyararak tümörün büyümesini  engellemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Araştırmalara yüklü ödenekler ayıran büyük aşı  firmaları, özellikle kanser ve AIDS aşılarının geliştirilmeleri için büyük  gayret sarfetmektedirler.&lt;br /&gt;√ Henüz erken olmakla birlikte ilk sonuçlar  ümitlenmek için cesaret vericidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Diğer Aşılar&lt;br /&gt;Son olarak,  geliştirilmekte olan diğer bazı aşıların adlarını vermekte yarar görüyoruz.  Bunların bir çoğunun kısa süre içinde piyasada yer almasının sürpriz  olmayacağını düşünüyorum :&lt;br /&gt;Bazı barsak bakterileri (E. coli..), Hepatit C,  Herpes, rotaviruslar, cüzzam, Brusella ve zührevi hastalıklara karşı aşı  oluşturma gayretleri halen sürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-8996992528959666780?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8996992528959666780'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8996992528959666780'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/kanser-alar.html' title='kanser aşıları'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-7313122195832013609</id><published>2008-03-15T17:08:00.002-07:00</published><updated>2008-03-15T17:10:33.194-07:00</updated><title type='text'>kızamık</title><content type='html'>&lt;h1 title="kızamık kızamıkçık kabakulak aşısı MMR bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;kızamık  kızamıkçık kabakulak aşısı MMR&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kızamık Kızamıkçık Kabakulak Aşısı  (MMR)&lt;br /&gt;Kızamıkçık infeksiyonu bütün dünyada yaygın olarak görülmektedir.  Çeşitli ülkelerde yapılan çalışmalarda doğurganlık çağındaki kadınların ortalama  %20'sinin kızamıkçık geçirmemiş olduğu gösterilmiştir. Kızamıkçık genellikle  solunum yoluyla bulaşır. Annenin gebeliğinin ilk üç ayında kızamıkçık geçirmesi  durumunda bebeğin etkilenme olasılığı çok yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızamıkçık hastalığı yüz yıllardır varolmasına rağmen, gebelikte  geçirildiğinde çocukta katarakt, doğumsal kalp anomalileri vb anomalilere  yolaçabileceğine ilk kez 1941 yılında Dr. Gregg tarafından dikkat çekilmiştir.  1960'lı yılların başlarında geliştirilen aşıyla hastalığa karşı korunmada ilk  başarılı adım atılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalık çoğunlukla deri döküntüleriyle başlar.  Bazan halsizlik, baş ağrısı ve hafif ateş gözlenebilir. Döküntüler üç gün içinde  kaybolur. Ensede, kulak ardında ve boyunda lenf bezelerinin şişmesi oldukça  tipik bir bulgudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamilelikte annenin geçirdiği kızamıkçık  infeksiyonunun bebeği belirgin biçimde etkilemesi nedeniyle hastalığın önlenmesi  çok önemlidir. Birçok gebe kadında, infeksiyon sonucu düşük meydana gelirken,  yaşayan önemli sayıda bebekte doğumsal anormallikler meydana gelir. Göz ve kalp  anomalileri, küçük kafa ve zeka geriliği ortaya çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızamıkçığa  karşı aşılamada asıl amaç, hamile kadınların anormal çocuk doğurmalarına yol  açan bu hastalığın önlenmesidir. Doğurganlık çağına gelmeden genç kızların  aşılanarak kızamıkçığa karşı bağışıklanmaları gerekmektedir. Tüm çocukların 15  aylık ve 5 yaşında iki kez MMR aşısıyla aşılanmasıyla bu sorun çözümlenmiştir.  Eğer bir kadın kızamıkçık geçirmemişse ve gebe kalmayı düşünüyorsa hamile  kalmadan en erken üç ay önce aşılanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabakulak, ilk kez milattan 5  yüzyıl önce modern tıbbın babası Hipokrat tarafından tanımlanmıştır. İkinci  dünya savaşında askerler arasında salgınlar yaparak dikkat çekmiştir. 1960'lı  yıllarda yaygın olarak uygulanmaya başlanan MMR aşısıyla sıklığı belirgin olarak  azalmıştır. Ancak ülkemizde hala her yıl çok sayıda vaka tespit edilmektedir.  Özel kurum ve kuruluşlar tarafından rutine konmuş olan MMR aşısı uygulaması  giderek yaygınlaşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalık 16-18 günlük kuluçka devresinden  sonra tükrük bezlerinin şişmesiyle kendini belli eder. Çocuklarda selim seyreden  bir hastalık olmakla birlikte %10 oranında menejite yol açar. Ancak menejit  tablosu nadiren hayatı tehdit eder. Yetişkin erkeklerde %20-30 olasılıkla  testislerde şişme ve iltihap meydana gelebilir. Heriki testis etkilendiğinde  kısırlığa yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9 aylıkken kızamık aşısı uygulanmış olan  bebeklere 15 aylık olduklarında kızamık-kızamıkçık-kabakulak (MMR) aşısı  yapılması tavsiye edilir. Eğer çocuğa kızamık aşsı yapılamamışsa 12 aylıktan  itibaren MMR uygulanabilir. Kızamık-kızamıkçık kabakulak aşısının 5 yaşında  tekrarlanması gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-7313122195832013609?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7313122195832013609'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7313122195832013609'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/kzamk.html' title='kızamık'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-6906590004368488675</id><published>2008-03-15T17:08:00.001-07:00</published><updated>2008-03-15T17:08:42.210-07:00</updated><title type='text'>kuduz aşısı</title><content type='html'>&lt;h1 title="kuduz aşısı bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;kuduz  aşısı&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;• Kuduz aşısı&lt;br /&gt;• Kuduz hemen hemen %100 oranında ölümle sonuçlanan  bir hastalık olup ortalama inkübasyon süresi 1-3 aydır.&lt;br /&gt;• 19 yıla kadar uzun  vakalar da bildirilmiştir.&lt;br /&gt;• Kaynak olarak %90 köpek, %2 kedi, %3 yarasalar  suçlanır.&lt;br /&gt;• Kuduz deri ve muköz membranlardaki açık kesik ve yaralardan  geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;• Kuduz bir hayvana dokunmak, kanı,  idrarı ya da gaytası ile temas etmek profilaksi endikasyonu değildir.&lt;br /&gt;• Kuduz  bir hayvan tarafından ısırılınca kuduz riski %5-80, tırmalanmadan sonra  %0.1-1,dir.&lt;br /&gt;• Aşılamaya başlamadan hayvandaki kuduz riski ve temasın şekli  araştırılmalıdır.&lt;br /&gt;• Isırılma ve açık yarayla temas kesin endikasyondur.&lt;br /&gt;•  Temas sonrası hayvan on gün izlenmelidir.&lt;br /&gt;• Çünkü hayvanlar viremiden 10 gün  sonraya kadar genellikle klinik bulgu verirler (hayvan provakasyon olmadan  ısırıyorsa kuduz yönünden anlamlı).&lt;br /&gt;• Temas sonrası yara su ve sabun ile  acilen yıkanmalıdır. Bu kuduzdan korunmada en etkin yöntemdir.&lt;br /&gt;• Temastan  sonra immÌnglobulin; (insan ya da hayvan kaynaklı) yarısı yara etrafına yarısı  gluteaya yapılmalıdır.&lt;br /&gt;• &lt;u&gt;Aşı ile aynı enjektöre çekilmemeli ve aynı Yere  yapılmamalıdır&lt;/u&gt;.&lt;br /&gt;• İmmünglobulin aşıdan önce yeterli antikor yanıtı  sağlamak için yapılır.&lt;br /&gt;• Yapılamadıysa aşı yapıldıktan 8 gün sonraya kadar  yapılabilir.&lt;br /&gt;• Aşı için WHO tarafından önerilen doz aralıkları şöyledir: 0,  3, 7, 14, 28 ve 90. günler.&lt;br /&gt;• CDC tarafından önerilen günler ise 0, 3, 7, 14  ve 28dir.&lt;br /&gt;• Aşılar çocuklarda bacağa, erişkinlerde ise deltoide  yapılmalıdır.&lt;br /&gt;• Antikor yanıtı düşük olduğu için gluteal bölgeye  uygulanmamalıdır.&lt;br /&gt;• &lt;u&gt;Gebelikte insan kaynaklı kuduz immünglobulini ve aşı  kontrendike değildir ve yapıldığında hem anneye hem de bebeğe koruma sağlar&lt;/u&gt;. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-6906590004368488675?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/6906590004368488675'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/6906590004368488675'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/kuduz-as.html' title='kuduz aşısı'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-2861087733891911960</id><published>2008-03-15T17:07:00.001-07:00</published><updated>2008-03-15T17:07:58.631-07:00</updated><title type='text'>sarılık</title><content type='html'>&lt;h1 title="mikrobik sarılık karaciğer iltihabı bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;mikrobik  sarılık karaciğer iltihabı&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Karaciğeri tutarak iltihaba sebep olan virüs  etkenlidir. Önceleri iki tip virüs (A ve B) ile meydana geldiği bilinmekte  idiyse son çalışmalar hepatit yapan virüs sayısının daha fazla olduğunu  göstermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalık etkeni vücuda girdikten bir süre (15-75 gün)  sonra karaciğeri tutarak iltihaba sebep olur ve karaciğerin fonksiyonları  bozulur. Böylelikle hastalık belirtileri ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri&lt;br /&gt;• Halsizlik, bitkinlik, yorgunluk.&lt;br /&gt;•  İştahsızlık&lt;br /&gt;• Karın ağrısı ve şişkinliği&lt;br /&gt;• Bazen bulantı, kusma&lt;br /&gt;•  Sarılık. Göz akları ve deri sarı renge boyanır, idrar koyu sarı çıkar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi&lt;br /&gt;Köklü tedavi yoktur. Ancak destekleyici tedbirler alınır. &lt;br /&gt;• İlk 1-2 haftada istirahat şarttır.&lt;br /&gt;• Ağızdan yiyemeyen hastalara serum  takılır.&lt;br /&gt;• Özel bir diyet yoksa da karaciğeri yorabilen aşırı yağlı ve  kızartmalı yiyeceklerden kaçınmalıdır.&lt;br /&gt;• Hastaya mümkün olduğu kadar ilaç  verilmez. Sadece B ve C vitaminlerini alabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korunma&lt;br /&gt;En iyisi  hepatite yakalanmamak için tedbir almaktır. Korunma iki türlü olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a)  Hijyenik şartlara uymalıdır. Hastalık etkeni (özellikle A virüsü) ağız yoluyla  girdiği için kirli yiyecekler yenmemeli, gıdalar iyice yıkanmalıdır. Hastalar  tecrid edilmeli ve idrar, dışkı, tükürük gibi çıkartılar, hiçbir tarafa temas  ettirilmeden imha edilmelidir. B virüsü % 90-95 oranında bu virüsü taşıyan kan  ile geçtiği için, enjektörler ikinci defa kullanılmamalı, kan naklinde B ve C  virüsü mutlaka meşgul olan hastane personeli gerekli şartlara uyarak  korunmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Çocuklara sağlıklı iken hepatit aşısı yapılmalıdır.  (aşı takvimine bakınız.) Çocukluk çağında B ve C tipi ile geçirilen hastalığın  müzminleşme ihtimali daha fazla olup tehlikeli hastalıklara dönüşme riski  mevcuttur. Bu sebeple B aşısının önemi büyüktür. C virüsü sadece kan nakli ile  geçtiği için virüs taşıyan veya şüpheli olan kanlar nakledilmemelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-2861087733891911960?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2861087733891911960'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2861087733891911960'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/sarlk.html' title='sarılık'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-3161992590531983158</id><published>2008-03-15T17:06:00.000-07:00</published><updated>2008-03-15T17:07:07.791-07:00</updated><title type='text'>myeloproliferatif bozukluklar</title><content type='html'>&lt;h1 title="myeloproliferatif bozukluklar bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;myeloproliferatif  bozukluklar&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu bozukluklar, eş zamanlı olarak karaciğer, dalak ve uzun  kemiklerde hematopoietik elemanların proliferasyonu ile birlikte olan, kemik  iliği içindeki artmış bağ-dokusu pro-liferasyonuyla ortaya çıkan panproliferatif  bir olgu spekturumunu oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Myeloid metaplazi; polistemia  vera, idiopatik trombositozis ve myelojenöz lösemi'ye yakmen bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Karşılaşılan en büyük dalaklar myelopro-liferatif  bozuklukları olan hastalarda olmaktadır ve splenomegali bazen obstrüktif hepatik  fibrozis veya belirgin olarak büyümüş olan dalak içindeki kan akımının  artmasından dolayı portal hipertansiyonla birlikte olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirgin  splenomegali sıklıkla dalak enfarktüsüne bağlı ağrı ile birliktedir ve dalak  büyüklüğünün derecesi yaygın abdominal rahatsızlık ve erken doyma ile kendini  göstermektedir. Diğer semptomlar şunlardır: spontan kanama, kemik ağrısı,  kaşıntı, hipermetabolizma ve hiperüremi'ye bağlı komplikasyonlar. Dalak kolayca  palpe edilir ve bu hastaların üçte-ikisinde hepatomegali  vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolaşımdaki eritrositler fragmantasyon ve immatür şekiller ile  göz-yaşı ve uzamış şekilde poikilositoz ile karakterizedir. Genellikle  normokromik bir anemi vardır. Beyaz küre sayısı belirgin olarak artmıştır ve  periferik yaymada immatür myeloid  hücreler mevcuttur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trombosit sayısı  değişkendir; hastaların yaklaşık üçte-birinde trom-bositopeni bulunurken  hastaların dörtte-birinde 100,000/mm3"ün üzerinde trombositoz vardır. Çoğu  durumda myeloproliferatif bozuklukları olan hastaların tedavisi periodik  transfüzyonlar, busulfan gibi alkalizan ajanlar ve kemik iliği yetmezliğine  bağlı anemisi bulunan hastalarda erkeklik hormonlarının verilmesi esasına  dayanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Semptomatik splenomegali ve transfüzyon ihtiyacında  belirgin artış veya kemoterapiyi engelleyen trombositopeni durumunda splenektomi  endike olabilir. Portal hipertansiyon ve özofagogastrik varisleri olan  hastalarda splenomegali sıklıkla genişlemiş venlerin çapında azalma veya  venlerin kaybolması ile sonuçlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Splenektomi belirgin bir  kompensatuar hemopoietik organın çıkarılmasıyla sonuçlanmamakta, ayrıca  operasyon yüksek bir komplikasyon oranı ile birlikte olmaktadır. Bu hastalarda  postoperatif trombositoz ve/veya süperior mezenterik ven ve portal ven içine  uzanan splenik ven trombozu daha sık olarak oluşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komplikasyon  sıklıkla operasyondan sonra l'inci haftaya kadar görülmeyen dirençli asit,  hepatik yetmezlik ve renal yetmezlikle karakterizedir. Bu komplikasyonun  insidansı preop-eratif olarak varolan bir trombositoz düzeltilerek ve hasta  aspirin veya dipridamol ve düşük-doz heparin veya kumarin gibi trombosit  anti-agregan ilaçların bir kombinasyonu ile hazırlanarak  azaltılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-3161992590531983158?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/3161992590531983158'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/3161992590531983158'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/myeloproliferatif-bozukluklar.html' title='myeloproliferatif bozukluklar'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-8279542627688268206</id><published>2008-03-15T17:05:00.002-07:00</published><updated>2008-03-15T17:06:25.236-07:00</updated><title type='text'>otistik çocuklar</title><content type='html'>&lt;h1 title="otizm otistik çocuklar bebek bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;otizm  otistik çocuklar bebek&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Amerikan bilim adamları, otistik çocukların  beyinlerinin daha erken büyüdüğünü tespit ettiler. Lifeline dergisinin internet  sitesinde yayınlanan habere göre, ABDnin Seattle kentindeki Washington  Üniversitesinde yapılan iki araştırmada, otistik çocukların beyinlerinin 12  yaşına kadar sağlıklı çocuklara göre daha hızlı büyüdüğü ortaya  çıkarıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Birinci araştırmayı yapan  bilim adamları, 3-4 yaşlarındaki otistik çocukların beyinlerinin sağlıklı  çocuklarla karşılaştırıldığında yüzde 10 oranında daha büyük olduğunu tespit  ettiler. Bilim adamları, anormal beyin gelişimi ile otizm hastalığı arasındaki  bağlantıyı incelemek için, aynı çocukları 6-7 yaşlarına geldiklerinde tekrar  inceleyeceklerini söylediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Aynı üniversitede görevli ikinci  araştırmayı yapan bilim adamları, 8 ila 46 yaşlarında 67 otistik hasta ile 83  sağlıklı kişinin baş çevresini ve beyin hacmini ölçtüler. 12 yaşından küçük  çocukların beyinlerinin ortalama yüzde 5 oranında daha büyük olduğunu kaydeden  bilim adamları, otistik çocukların beyin hacminin 12 yaşından itibaren sağlıklı  çocuklarla aynı olduğunu belirttiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Araştırma başkanı Elizabeth  Aylward, otistik hastaların baş çevrelerinin yüzde 1-2 oranında büyük olduğunu  söyledi. Aylward, otistik çocukların beyinlerinin aşırı büyümesinin, sinir  hücrelerinin sayısının normalden fazla olmasından kaynaklanabileceğini kaydetti. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-8279542627688268206?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8279542627688268206'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8279542627688268206'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/otistik-ocuklar.html' title='otistik çocuklar'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-5136106730498225514</id><published>2008-03-15T17:05:00.001-07:00</published><updated>2008-03-15T17:05:21.614-07:00</updated><title type='text'>pamukçuk</title><content type='html'>&lt;h1 title="pamukçuk ağız mantar enfeksiyonu bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;pamukçuk  ağız mantar enfeksiyonu&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Pamukçuk, ağızda meydana gelen hafif bir mantar  enfeksiyonudur; yanakların iç tarafına, dilin üzerine ve ağzın tavanına sürülmüş  beyazımsı lekelere benzer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer beyaz leke kazınırsa, altında deri yanmış  gibi görünür ve kanayabilir. Pamukçuk, sağlıklı yeni doğmuş bebeklerde meydana  gelir. &lt;u&gt;Belirtiler&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;Bebeğin ağzında, ağzının içinde ve çevresinde süte  benzer ince bir tabaka.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pamukçuk olan bebeğin ağzı yaradır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek emzirilirken rahatsızdır ve hatta  emzirilmeyi reddedebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer bebeğinizde pamukçuk olduğundan  kuşkulanıyorsanız, bebeğinizin doktoruna başvurunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teşhis koymak için  çoğunlukla sadece bakmak suretiyle muayene yeterli olmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;Tedavi&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;Sağlıklı bir yeni doğmuş bebek genellikle hastalığı  kendi başına yenebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat, özellikle pamukçuk geniş bir alana  yayılmışsa, nistatin adı verilen bir antimartar madde bu süreci  hızlandırmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-5136106730498225514?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/5136106730498225514'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/5136106730498225514'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/pamukuk.html' title='pamukçuk'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-4874909774623329151</id><published>2008-03-15T17:03:00.000-07:00</published><updated>2008-03-15T17:04:21.717-07:00</updated><title type='text'>parazit aşıları</title><content type='html'>&lt;h1 title="parazit aşıları aşılama bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;parazit  aşıları aşılama&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Parazit Aşıları&lt;br /&gt;Hayvanların parazitlere karşı  aşılanmalarıyla elde edilen başarılı sonuçlar, insanlarda da anti parazit  aşıların kullanımı konusunda cesaret uyandırmıştır. Araştırmalardan elde edilen  ilk sonuçlar oldukça sevindiricidir. Sistosoma, tatlı su sivrisinekleriyle  bulaştırılan, tedavisi için herhangi bir ilaç olmadığı için aşıyla korunmanın  önemli olduğu aşikar olan bir parazittir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Hayvan deneylerinde yüz güldürücü sonuçlar alınmıştır. Ancak insanlarda  kullanılabilecek bir aşı henüz geliştirilememiştir. Bu konuda çalışmalar devam  etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tripanosoma, uyku hastalığına neden olan parazittir. Amerika  ve Afrika kıtasında görülen hastalığın farklı iki tipi için ayrı aşı  geliştirilmesi çabaları halen sürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıtma, plazmodyum adı verilen  parazitin yolaçtığı ciddi bir hastalıktır. Ülkemizde özellikle Çukurova  Bölgesinde halen sıkça görülmektedir. Sivrisineklerle insandan insana  bulaştırılır, hastalığın kontrol altına alınması için tüm dünyada sürdürülen  gayretler henüz istenilen ölçüde başarılı değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yıl Afrika'da 1  milyon çocuk sıtma nedeniyle ölmektedir. Bu hastalığa karşı doğal bağışıklık  yavaş geliştiği için sıtma atakları yıllarca devam eder. Sağ kalanlarda 10 yıl  gibi bir süre içinde hastalık gerileyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moreno ve Patarroyo 1989  yılında, sıtmaya karşı geliştirdikleri sentetik aşılarını bilim dünyasına  duyurmuşlardır. Gönüllü insanlarda yapılan araştırmalar, aşının etkili olduğunu  göstermiştir. Ancak geniş çaplı saha uygulamaları yapmadan kesin bir güven  oluşması olası değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şark çıbanı olarak bildiğimiz "Leismaniasis"  hastalığına karşı aşı geliştirme çabaları olumlu sonuçlar vermiştir&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-4874909774623329151?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/4874909774623329151'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/4874909774623329151'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/parazit-alar.html' title='parazit aşıları'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-4610314305872543230</id><published>2008-03-15T17:02:00.002-07:00</published><updated>2008-03-15T17:03:06.788-07:00</updated><title type='text'>pnömokok aşısı</title><content type='html'>&lt;h1 title="pnömokok aşısı streptokok pnömoni bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;pnömokok  aşısı streptokok pnömoni&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Pnömokok aşısı&lt;br /&gt;√ Streptokok Pnömoni çocukları ve  yetişkinleri etkileyen ve tüm dünyada çok yaygın olarak görülen bir  enfeksiyondur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Üst solunum yollarına invaze olan mikroorganizma  bakteriyemi ve menenjit gibi dissemine enfeksiyonlara, pnömoni, sinüzit ve otit  gibi alt ve üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Aşı tüm risk  gruplarına önerilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;Bunlar;&lt;br /&gt;• 65  yaş üstü ve 2 yaş altı,&lt;br /&gt;• kronik akciğer,&lt;br /&gt;• kalp,&lt;br /&gt;• karaciğer  hastalığı,&lt;br /&gt;• diyabetes mellitus,&lt;br /&gt;• fonksiyonel veya anatomik aspleni,&lt;br /&gt;•  HIV enfeksiyonu,&lt;br /&gt;• lösemi,&lt;br /&gt;• lenfoma,&lt;br /&gt;• yaygın malignensi,&lt;br /&gt;•  sistemik steroid alımı,&lt;br /&gt;• nefrotik sendrom&lt;br /&gt;• ve transplantasyon.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√  Aşı 23 farklı serotipin polisakkarit antijenini içerir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Aşının  koruyuculuğu immünsüpresif hastalarda daha az olmakla beraber %65-81 arasında  değişmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Aşı subkutan olarak yapılır ve 10 yıl kadar  korur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Aşının yan etkileri; Hafif ateş ve lokal yan etkilerle  sınırlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Aşı 2 yaş altında rutin yapılması düşünülse de 2 yaş  altındaki çocuklarda aşıya antikor yanıtı gelişmemektedir&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-4610314305872543230?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/4610314305872543230'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/4610314305872543230'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/pnmokok-as.html' title='pnömokok aşısı'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-7462797791481833238</id><published>2008-03-15T17:02:00.001-07:00</published><updated>2008-03-15T17:02:25.665-07:00</updated><title type='text'>rh uyuşmazlığı</title><content type='html'>&lt;h1 title="rh uyuşmazlığı hemolitik hastalık bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;rh  uyuşmazlığı hemolitik hastalık&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Rh antijenleri yalnızca eritrosit membranında  yer alan antijenler olup Dd, Cc ve Ee olmak uzere 3 çift halinde bulunurlar. D  antijenin bulunması bireyin Rh pozitif olduğunu, yokluğu ise bireyin Rh negatif  olduğunu gösterir. Diğer antijen1erin antijenik özellikleri düşüktür. Rh negatif  bir kadında anti D gelişmesi ve bu antikorun Rh pozitif bir fetusa geçmesi,  hemolitik hastalığa neden olur. Bebekten anneye geçen 0.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1 ml kan bile annenin sensitizasyonuna yol açabilir.  Bu şekilde geçen kan sonucu ortaya çıkan Rh immün cevabı yavaş gelişir ve ortaya  çıkan antikorlar IgM cinsindendir. ilk immün cevaptan sonra ikinci bir kez Rh  pozitif hücrelerle karşılaşıldığı zaman gelişen immün cevap ise çok daha hızlı  ve güçlü olup ortaya çıkan antikorlar IgG cinsindendir. Rh (+) antijenle  karşılaşmalar arasındaki zaman uzadıkça antikorun titresi artacağı gibi,  antijene bağlanma sabiti de artar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klinik olarak bebeklerde sarılıktan  ağır hidropsa kadar uzanabilen değişik belirti ve bulgular ortaya çıkar. Anti-D  antikor etkisiyle eritrositlerin yıkılması fetal anemiye, bu da daha fazla  eritrosit yapımına yol açar. Kemik iliğindeki eritrosit yapımı, yıkımı  karşılayamaz hale geldiği zaman, başta karaciğer ve dalak olmak üzere  ekstramedüller hematopoez başlar. Ekstramedüller eritropoezde eritrosit  maturasyonu tam olmadığı için periferik dolaşıma çekirdekli eritroid seri  elemanları geçmeye başlar ve böylece hastalık eritroblastosis fetalis adını  alır. Hidrops fetalis gelişen bebeklerde anemi ile birlikte asit, yaygın ödem,  plevral ve&lt;br /&gt;perikardiyal efüzyonlar bulunabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fetal dönemde oluşan  bilirubin plasenta tarafindan temizlendiği için bu bebeklerin doğumdaki  bilirubin düzeyleri 5mg/dl altındadır, ancak ilk yarım saat içinde bilirubin  hızla yükselebilir. Coombs testi pozitiftir, retikülosit sayısı artmıştır. Ağır  eritroblastosis fetalisde, non-konjuge bilirubinle birlikte konjuge bilirubin de  artmış olarak bulunabilir. Bunun nedeni, hem konjestif kalp yetmezliğine bağlı  olarak gelişen karaciğer konjesyonu, hem de ekstramedüller hematopoezin  sinusoidlere yaptığı bası sonucu, karaciğerin atılım fonksiyonunun  azalmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anti-D immünglobulin (Rhogam) kullanımının yaygınlaşması ile  gelişmiş ülkelerde Rh hemolitik hastalığı çok az görulmektedir. Prenatal  dönemde, Rh sensitizasyonu, anne plazmasında anti-D bakılarak tanınabilir. Fetal  ultrasonografi ile hidropsun derecesi değerlendirilebilir. Amniosentez yapılarak  da amnios sıvısı içindeki bilirubin konsantrasyonu ölçülebilir. Fetal  hematokritin %30'un altına düştüğü durumlarda intrauterin (tercihen  intravaskuler) eritrosit transfüzyonlar yapılarak fetal aneminin gelişmesi  önlenir. Bu transfüzyonlar belirli aralıklarla tekrarlanarak fetusun sağlıklı  doğmasına çalışılır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-7462797791481833238?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7462797791481833238'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7462797791481833238'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/rh-uyumazl.html' title='rh uyuşmazlığı'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-2004170296155928820</id><published>2008-03-15T17:01:00.001-07:00</published><updated>2008-03-15T17:01:54.212-07:00</updated><title type='text'>solunum yolu enfeksiyonu</title><content type='html'>&lt;h1 title="solunum yolu enfeksiyonu bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;solunum  yolu enfeksiyonu&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bronşiolit, bronkopnomani gibi alt solunum yolu  enfeksiyonları yenidoğan döneminde ve süt çocukluğu çağında en çok ölüme sebep  olan hastalıklardandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enfeksiyon etkeni ağız-burun yoluyla vücuda  girerek akciğerlerde iltihaba sebep olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri&lt;br /&gt;• Ateş, öksürük&lt;br /&gt;• Nefes darlığı, hızlı nefes  alıp verme&lt;br /&gt;• Ağlama, huzursuzluk&lt;br /&gt;• Gıda almama&lt;br /&gt;• Ağır durumlarda  morarma&lt;br /&gt;• Bazen ishal, kusma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yapmalı&lt;br /&gt;• Bu belirtilerden bir  veya birkaçı görüldüğünde bebek doktora götürülmeli ve tavsiyelere uymalıdır.  Ağır vakalar hastaneye yatırılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korunma:&lt;br /&gt;• Hijyenik şartlara dikkat  edilmelidir.&lt;br /&gt;• Ateşli hastalık geçiren kulaktan uzak tutulmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-2004170296155928820?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2004170296155928820'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2004170296155928820'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/solunum-yolu-enfeksiyonu.html' title='solunum yolu enfeksiyonu'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-3313010972140696108</id><published>2008-03-15T17:00:00.002-07:00</published><updated>2008-03-15T17:01:06.874-07:00</updated><title type='text'>su çiçeği aşısı</title><content type='html'>&lt;h1 title="su çiçeği aşısı bebeklerde aşılama bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;su  çiçeği aşısı bebeklerde aşılama&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Su Çiçeği Aşısı&lt;br /&gt;Su çiçeği, en sık 5 - 10  yaşları arasında görülen, son derece bulaşıcı bir çocukluk çağı hastalığıdır.  Doğrudan temas ve hava yoluyla bulaşır. Kuluçka süresi genellikle 14 - 16  gündür. Döküntüler ortaya çıkmadan 2 gün öncesiyle tamamen kabuklandığı 7 gün  sonrası arasında bulaştırıcılık söz konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ateş, halsizlik, iştahsızlık yakınmalarını takiben ciltte önce kırmızı  döküntüler belirir, daha sonra içinde sıvı biriken lezyonlar patlayarak  kabuklanır. Kaşıntı her zaman vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamileyken su çiçeği geçiren  kadınların bebeklerinde düşük doğum ağırlığı, beyinde gelişim kusuru, havale,  zeka geriliği, katarakt, küçük kafa, kafa içinde kireç birikimleri ve ciltte  nedbeler ortaya çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su çiçeği geçirmekte olan çocuklarda  döküntülerin mikrop kapması sık rastlanan bir sorundur. Antimikrobiyal tedavi  gerekir. Nadiren zatürre, ciddi kanamalar, kalp ve zarlarında iltihaplanma,  testis iltihabı, hepatit, ülserli gastrit, nefrit ve artrit meydana gelebilir.  Beyin iltihabı, yürüme bozukluğu, titremeler şeklinde sinir sistemi bulguları  olabilir. Bağışıklık yetersizliği olanlarda hastalık iç organlara yayılabilir.  Su çiçeği özellikle kan kanseri olan çocuklarda önemli bir ölüm  nedenidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavide ateş düşürücü kullanımı, ılık - soğuk banyo ve  temizlik önde gelir. Karaciğeri etkileyebileceğinden su çiçeğinde aspirin  kullanılmaması tavsiye edilir. Hastalığa karşı korunmada canlı, zayıflatılmış,  etkili ve güvenilir bir aşı mevcuttur. Amerikan Pediatri Akademisi tarafından 15  aylık çocuklara kızamık kızamıkçık kabakulak aşısıyla aynı anda rutin olarak  uygulanması önerilmektedir. Su çiçeğiyle temas sonrasında korunma için özgün  gamma globulin olan "Zoster Immun Globulin" kullanılablir. Özellikle doğumdan 5  gün öncesiyle 2 gün sonrası arasında su çiçeği geçiren annelerin bebeklerine, su  çiçeği geçirmemiş annelerin prematüre bebeklerine uygulanması tavsiye  edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;Su çiçeği geçirmiş, tüm yaraları kabuklanmış çocukların  okula gönderilmelerinde herhangi bir sakınca yoktur&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-3313010972140696108?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/3313010972140696108'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/3313010972140696108'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/su-iei-as.html' title='su çiçeği aşısı'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-7611225835641676213</id><published>2008-03-15T17:00:00.001-07:00</published><updated>2008-03-15T17:00:36.938-07:00</updated><title type='text'>süt çocuğunu besleme</title><content type='html'>&lt;h1 title="süt çocuğunu besleme ek gıdalar bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;süt  çocuğunu besleme ek gıdalar&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Süt çocuğunun tabii gıdası anne sütüdür.İlk altı  ay hiçbir gıdaya ihtiyaç duymadan anne sütü ile mükemmelen beslenebilir.Yeterli  kilo alan sağlıklı gelişme gösteren bebek altıncı ayı doldurduktan sonra  alıştırmak için gıdalara başlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altı ay ile on ay arasında ek gıdalara  başlanmayan bebeklerde çiğnemeye ve farklı tatlara alışma meydana gelemez ve  anne memesine aşırı derecede düşkün olan bebek yemekleri reddeder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bebek anne sütü ile doymuyor ise ilk dört ay anne  sütü ve adapte formül mama dördüncü aydan sonra gıdalara başlanabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ek gıdalara başlamak için&lt;br /&gt;1-Bebek sağlıklı ve alışkın olduğu ortamda  bulunmalı&lt;br /&gt;2-Aşı uygulanmış veya yeni bir ilaç uygulanmış bebek ona alışana  kadar yeni gıda başlanmamalı.&lt;br /&gt;3-Kendisine birinci derecede bakım veren kişi  tarafından gıdalar denenerek verilmeli.&lt;br /&gt;4-Gıdalar üç beş günlük alıştırma  süresi içinde teker teker başlanmalı.Çok sevse ve istekli bile olsa alışana  kadar doyurucu miktarda verilmelidir.&lt;br /&gt;5-Gıdalar hepsi bir arada başlandığı  takdirde meydana gelecek tahammülsüzlükler alerjilerden hangisi sorumludur ayırt  edilemez ve aynı zamanda birden fazla miktarda yedirilen bebek anne sütünü  bırakabilir.&lt;br /&gt;6-Anne sütü 1.yaşta temel gıda 2.yaşta destekleyici gıda olarak  beslenmenin temel unsurudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altı ayını doldurmuş bebeğe hazmı kolay  hipoallerjenik olması nedeniyle ilk başlanacak gıda olması nedeniyle yoğurt  olabilir.1,2 tatlı kaşığından başlanarak miktar arttırılmak suretiyle bir hafta  içinde bir çay fincanı(100-150mlt) kadar verilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılışı:&lt;br /&gt;200  mlt süt süzüldükten sonra kaynatılır.Kaynadıktan sonra 2-3 dakika karıştırarak  kaynatmaya devam edilir.Pastörize sütler için kaynatma sırasında 200 mlt süte  1çorba kaşığı(15mlt) su ilave edilir.(pastörizasyon sırasında ve kaynatırken  buharlaşma sütün olması gerekenden daha konsantre hale gelmesini önlemek  için).Önceden yıkanmış kurutulmuş cam kavanoza alınan süt 40 dereceye kadar  soğutulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Isı kontrolü mutfak derecesi veya elin serçe parmağı ile  kontrol edilir.Parmağı yakmayan ama sıcaklığı hissedilen ısı aşağı yukarı 40  derece kabul edilir.200 mlt 40 dereceye kadar soğutulmuş süte bir tatlı  kaşığı(2-3 mlt) yoğurt eklenir, karıştırılıp kapağı kapatılır,etrafı sarılır.6-7  saat bekletilir.Mayalanma işlemi biten yoğurttan bir miktar alınıp pudra şekeri  ile tatlandırılarak 1-2 tatlı kaşığı kadar yedirilir,öğün anne sütü ile  tamamlanır.Hergün 1-2 tatlı kaşığı arttırılan yoğurt 1 fincana kadar çıkarılır.  Buzdolabında temizliğe özen gösterilerek saklanan yoğurt 2 gün  yedirilebilir.Bebeğin yemesi için önceden ılık suya oturtup ılıtmak  gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoğurda alıştırılmış olan bebek yeni bir gıdayı tatmak için  hazırdır.Madeni tuzlar,vitamin,posa ve karbonhidrat ihtiva eden meyveler ikinci  sırada bebeklere tattırılarak 150 mlt kadar verilebilir. Meyveler mevsime göre  kışın elma, armut ,muz, portakal, mandalina, havuç;yazın şeftali,üzüm,domates  gibi teker teker tercihen püre şeklinde verilir.Meyvelerin taze olgun ve  çürüksüz olanları seçilir,oğuşturularak bol suyla yıkanır,bir süzgece konup  üzerine kaynar su dökülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra soyulur,çekirdekleri çıkarılır,cam  rendede püre haline getirilir.1-2 tatlıkaşığından başlamak üzere miktar  arttırılarak öğün halinde verilebilir.Alıştıktan sonra 2.3.4.5. meyveye  geçilebilir.Daha sonra bebeğin iştahına yaşanılan çevrenin şartlarına göre meyve  püreleri veya suları karışık olarak verilebilir.Meyvelerin tatlı ve olgun  olanlarını tercih edip şeker ilavesinden kaçınmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muz kabızlığa  yol açması bakımından riskli olması sebebiyle olgun yumuşak olanı seçilip az  miktarda denenir,armut veya kayısı ya da üzümle birlikte verilebilir.İlk yaşta  çilek,yumurta akı,bal gibi allerjen gıdalardan kaçınmak gerekir.Yine inek sütü  ilk 1 yaş hatta 2.yaşa kadar verilmemesi gerekir,esasında anne sütü alan bebeğin  ihtiyacı da yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-7 ay arasında sebze pürelerine alıştırılarak sebze  yemekleri ve sofrada bulunan yemeklere geçilebilir.Sebzelerin taze mevsim  sebzelerinden olmasına dikkat edilmelidir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce az çeşit sebze ile  başlanıp giderek çeşit arttırılır. Sebzeler pişirilmeden bolsuyla  yıkanır,soyulup doğranır,kısa sürede pişirilir ve piştikten sonra hemen  yedirilir.Diğer gıdalarda olduğu gibi 2-3 kaşık ile başlanır. Mevsime göre  kabak, havuç, patates, ıspanak, pazı, fasulye, bezelye,kereviz,kereviz yaprağı,  maydanoz, domates eklenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk hazırlama için 1 küçük patates, 1küçük  havuç,50 gr yağsız dana eti 3 su bardağı su ile iyice pişirilir.1 tatlı kaşığı  irmik veya şehriye,1 tatlı kaşığı zeytinyağı,1 çimdik tuz eklenir.5-10 dakika  daha kaynatılıp et içinden çıkarılır, tel süzgeçten geçirilip 24 saat içinde  kullanılır.Bu süre zarfında buzdolabında saklamak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek sebze  püresine alıştırılırken her hazırlamada yukarıda sayılan sebzelerden biri  eklenerek çeşitlendirilir. 2.defadan sonra dana eti yerine çift çekilmiş 1 çorba  kaşığı dana kıyma kullanılır ve onun da süzgeçten geçmesi sağlanır.Süzgeç yerine  robot ya da blendır gibi aletler kullanmak asla uygun değildir.Bu yemekleri  vermemizin maksadı doyurmak değil,tatlarına alıştırmak ve çiğnemeyi öğreterek  katı gıdalara geçişi sağlamaktır.Bebeğin yemeği ağzına alıp ağzında çevirmesi  yutabildiğini yutup,yutamadığını kusmadan tükürmeyi öğrenmesi gerekir.Anneler  eldeki tabağı bitirme gayretine girmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebze püresi içine pirinç,  mercimek, bulgur eklenebilir.&lt;br /&gt;7. aydan itibaren sebze püresine az miktarda  tereyağı eklenebilir.Bebeğin iştahına göre sebzeler çeşitlendirilir. Az kilo  alan bebeklerin sebze püresine 2-3 ölçek formül mama eklenebilir.&lt;br /&gt;Sofra  yemeklerine 7-8 ay arasında teker teker taze pişmiş baharatı olmayan yağı ve  salçası az yemeklerden tadına baktırılarak geçilebilir.Sofra yemekleri süzgeçten  geçirilmeden çatal ve kaşık yardımıyla ezerek verilebilir.Pişirme esnasında  içine 1-2 patates koyulup bebeğe patatesli,etli ve sebzeli kısımlardan ekmek  eklenerek verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yumurta: 6-7.aylar arasında katı pişmiş olarak  sarısından az miktarda sebze püresine eklenerek başlanıp hergün bir miktar  arttırılarak 1 katı yumurta sarısına çıkılabilir,bir gün verilip bir gün  verilmeme şeklinde olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balık: 7. aydan itibaren ızgara veya suda  haşlanıp kılçığına dikkat etmek suretiyle tadına bakılarak öğle saatlerinde  verilebilir. Köfte: 6-7 ay arasında çift çekilmiş kıymadan hazırlanan baharatsız  köfte sahanda pişirilerek elle veya çatalla ezilip birkaç yudumda ilerleyen  günlerde 2 köfteye kadar yedirilebilir.&lt;br /&gt;Arada karaciğer et yerine sebze  pürelerine eklenebilir.Tuzlu suda kaynatılarak sertleştirilen ciğer rendelenip  sebze püresi içine eklenebilir.Haftada 2 kez verilmesi faydalı  olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyin: Evvelce bütün çocuk yemekleri tarifinde bulunan beyin  son yıllarda sünger beyin hastalığı riski nedeniyle bebeklere yedirilmesi  tavsiye edilmemektedir.Zira bulaşma en çok beyin ve iç organlar sebebiyle  olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peynir:6. aydan itibaren gerek sebze püreleri gerekse  kahvaltı içinde bebeğe verilebilecek gıdalar arasındadır.Pastörize veya pişmiş  sütten olmasına dikkat edilmelidir.&lt;br /&gt;Şayet bebek anne sütü ile doymuyorsa ve  formül mama eklenmişse 4. aydan itibaren yoğurt,meyve püresi,sebze püresi ve  peynir sırayla başlanabilir.6 aylık olana kadar sebze püresine dana eti konulup  haşlandıktan sonra çıkarılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahıllar 4-6 aydan itibaren  verilebilir.Kahvaltıda bisküvi ve ekmek muhallebiler içinde mısır ve buğday  nişastası,pirinç unu-yulaf ve buğday unu kullanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebze pürelerine  pirinç,mercimek,bulgur veya irmik eklemek suretiyle kıvam ve kalori artışı  sağlanır.&lt;br /&gt;Pasta ve tatlılar 2 yaşından sonra verilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9 aydan  itibaren bebek aile sofrasına oturtulur.Sofrada bulunan baharatsız,hazırlanma  şartlarına uygun her şeyden yiyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemekler önceleri parmakla  ezerek,çatal ve kaşıkla ezerek verilirken daha sonra katı parçalar halinde  verilebilir.1-1.5 yaştan itibaren kendi beslenmeye hevesli olan bebek  desteklenmeli, 2 yaşından itibaren tümüyle kendini beslemesi  sağlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖRNEK BESLENME&lt;br /&gt;4-6 ay arası anne sütü ile doymayan formül  mama veya ineksütü ile takviye edilen bebek için&lt;br /&gt;Sabah&lt;br /&gt;06:00-07:00 anne  sütü&lt;br /&gt;09:00-10:00 Kahvaltı meyve püresi+peynir+bisküvi 4-5 adet+pekmez 1 çay  kaşığı takiben anne sütü verilerek uyutulur.&lt;br /&gt;13:00-14:00 Sebze püresi+1-2  kaşık yoğurt,uyurken anne sütü 100-150 mlt&lt;br /&gt;17:00-18:00 Yoğurt 100-150  mlt,şeker veya bisküvi veya meyvelerle tatlandırılarak+ uyku saatinde anne sütü &lt;br /&gt;20:00-21:00 Kaşık maması:1 su bardağı su,2 tatlı kaşığı mısır nişastası,1  çay kaşığı şeker,1 çay kaşığı sıvı yağ karıştırılarak pişirilip,ılıyınca 4 ölçek  formül mama eklenip yedirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece uyandığında anne sütü verilir.&lt;br /&gt;6.  aydan sonra sebze püresi içine kıyma eklenir. Karaciğer, tavuk eti, balık eti  arada katı yumurta sarısı eklenebilir.&lt;br /&gt;7-8. ayda aile sofrası için pişirilen  çorbalar,sulu köfte,dolma içleri tattırılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeklerin bu uygulanan  programa uyma mecburiyeti yoktur.Anne sütünün durumuna,bebeğin alımına ve  ailenin o günkü şartlarına göre yumuşak ayarlamalar yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne  sütü bol olan bebeğe verilen gıdalar az miktarda olup, bazı günler yoğurt, meyve  püresi veya sebze püreleri atlanabilir. Yine formül mama ile beslenen bebek  hazırlanan gıdadan yeterince doymazsa mamayı anne sütü gibi kabul ederek takviye  edilir. Annenin içinde bulunduğu durum o gün için yemekleri hazırlamaya uygun  değilse formül mama ile beslenmesinde mahzur yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü bazı anneler  her gün aynı saatlerde şunu bunu yemeli diye aşırı bir gerginlik içine girip  hazırlayamadığında veya bebek reddettiğinde mutsuz olurlar. Bu durum doğrudan  bebeğe ve aileye yansır. Böyle bir gerginlik faydadan çok zarar verir.  Hazırlanan gıdalar 10-11 aya kadar yemeklere alıştırmak için geçiştir.Her  hazırlanan hazırlandığı miktarda yenecek diye bir kaide yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu anda  piyasada bulunan bebek mamaları da bebeklerin beslenmesine uygun meyve ve sebze  püreleri olarak kavanoz mamaları şeklinde hazırlanmıştır.4-6 ay arası herhangi  bir ilave olmadan verilebilir.6-7 aydan sonra haşlanmış etlerin ilavesiyle  verilebilir&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-7611225835641676213?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7611225835641676213'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/7611225835641676213'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/st-ocuunu-besleme.html' title='süt çocuğunu besleme'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-6791591565816850841</id><published>2008-03-15T16:58:00.004-07:00</published><updated>2008-03-15T17:00:00.023-07:00</updated><title type='text'>tetanoz aşısı</title><content type='html'>&lt;h1 title="tetanoz aşısı gebelikte aşı bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;tetanoz  aşısı gebelikte aşı&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;√ Tetanoz aşısı&lt;br /&gt;• Tetanoz doğal olarak immünite  sağlanamayan ancak uygun aşılama ile tam olarak önlenebilen bir  hastalıktır.&lt;br /&gt;• Toksoid aşıdır. Koruyuculuğu % 95tir.&lt;br /&gt;• Her on yılda bir  rapel yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Gebelerde tetanoz aşısı uygulaması:&lt;br /&gt;• gebelikte  aşı gereklidir.&lt;br /&gt;• Tetanoz toksoidi teratojenik değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;• Bu yüzden yenidoğan tetanozunu önlemek için  gebelere tetanoz aşısı yapılmalıdır.&lt;br /&gt;• Daha önce immünize olmamış gebelerde  ilk üç ay dahil ilk fırsatta ilk doz aşı yapılmalıdır.&lt;br /&gt;• İkinci aşı bundan en  az 4 hafta sonra yapılmalıdır.&lt;br /&gt;• Bu iki aşı ile aşıdan 15 gün sonra başlayan  3 yıllık koruma sağlanır.&lt;br /&gt;• Üçüncü aşı ikinciden 6 ay sonra yapılır ve 5 yıl  koruma sağlar.&lt;br /&gt;• Dördüncü aşı bundan bir yıl sonra yapılır ve 10 yıllık  koruma sağlar.&lt;br /&gt;• Daha sonra 10 yılda bir rapel yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Yan  etkiler:&lt;br /&gt;• Lokal yan etkileri arasında eritem, endurasyon ve duyarlılık  vardır.&lt;br /&gt;• Generalize ürtiker, anaflaksi ve periferik nöropati sistemik yan  etkiler arasında sayılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Daha önceki aşı sonrası ağır  hipersensitivite reaksiyonu olması ve ağır nörolojik bulguların varlığı aşı için  kontrendike olan durumlardır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-6791591565816850841?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/6791591565816850841'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/6791591565816850841'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/tetanoz-as.html' title='tetanoz aşısı'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-8160973769429186888</id><published>2008-03-15T16:58:00.003-07:00</published><updated>2008-03-15T16:58:56.968-07:00</updated><title type='text'>verem aşısı</title><content type='html'>&lt;h1 title="verem aşısı tüberküloz BCG bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;verem  aşısı tüberküloz BCG&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Verem Aşısı (BCG) :&lt;br /&gt;Verem (tüberküloz) insanlığın en  eski hastalıklarından birisidir. Tüberkülozla ilgili bilinen en eski tıbbi  kayıt, milattan bin yıl kadar öncesinde yaşamış Çinli bilim adamı Huang Ti  Nei-Ching'e aittir. Arkeolojik araştırmalada bulunan, binlerce yıl öncesine ait  insan iskeletlerinde, tüberküloza bağlı değişiklikler tespit edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu saptamanın ilk örneği 1908 yılında Smith ve Ruffer  tarafından Mısır'da ortaya çıkarılan 3000 yıllık mumyada tespit edilen omurga  tüberkülozudur. Verem hastalığına neden olan mikrobu ilk kez tanımlayan  araştırıcı Dr. Robert Koch'tur. Bin sekiz yüzlü senelerin ikinci yarısında  yaşamış olan ünlü bilim adamının balgamdan elde ettiği ve tüberkülin adını  verdiği süzüntü, günümüzde halen verem hastalığının teşhisinde "PPD" deri testi  olarak kullanılmaktadır. Aradan geçen yıllar içinde hastalığın tanı yöntemleri  ve tedavisi konusunda çok büyük ilerlemeler olmasına rağmen tüberküloz, bugün  gelmiş olduğumuz noktada hala bir halk sağlığı sorunu olarak önemini  korumaktadır. Hatta son yıllarda verem vakalarında belirgin bir artış meydana  gelmiştir. Tüberküloz, özellikle akciğeri tutan, ancak vücudun hemen her  organına yerleşebilen, sinsi seyirli bir infeksiyon hastalığıdır. Hastalığa  neden olan etken Mikobakterium adlı mikroptur. Sıklıkla solunum yoluyla bulaşır.  Çocuklarda %90 oranında akciğerlere yerleşir. Ayrıca ağız içi, bademcikler,  barsaklar ve deriye yerleşmesi de söz konusu olabilir. Hastalık bulaştıktan 6  hafta kadar sonra ilk belirtiler görülmeye başlar. 38º C civarında ateş,  halsizlik, iştahsızlık, hafif öksürük, bazan eklem ağrısı görülür. Kuşkusuz bu  belirtiler sadece verem hastalığında görülmez. Çekilen akciğer röntgeninde  şişmiş lenf bezelerinin tespiti öncelikle verem hastalığını  düşündürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi edilmeyen akciğer veremi ilerler; akciğer zarını, iç  organları, kemikleri ve nihayet beyin zarlarını tutarak menenjit sonucu ölüme  yolaçabilir. Tüberküloz hastalığının tanısı zor, tedavisi uzun süreli, pahalı ve  zahmetlidir. Tüberküloz menejitte geç tanı konulan çocuklarda tedaviye rağmen  ölüm ya da ağır sakatlıklar kaçınılmaz olabilmektedir. Yine her hastalıkta  olduğu gibi verem hastalığından korunma da hastalığın tedavisinden çok daha  kolaydır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Verem aşısı (BCG), tüberküloz mikroplarına karşı yüksek  derecede koruma gücüne sahip bir aşıdır. Bebek 1 veya 2 aylık olduğunda sol  omuzdan deri içine yapılır. Uygulandıktan sonra oluşan beyazlık yarım saat  içinde kaybolur. Birkaç hafta içinde yara oluşur, sekizinci haftada  kabuklanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğumdan sonraki 3 ay içinde herhangi bir araştırmaya gerek  olmaksızın BCG aşısı yapılabilir. Ancak üç aydan büyük çocuklara PPD testi  yapılıp negatif bulunduğu taktirde aşı uygulanır. Test pozitif bulunursa bebek,  ileri araştırma, kesin tanı ve tedavi için takibe alınır. Sağlıklı bireylere  uygulanan aşının koruma süresi yaklaşık 5 yıl olduğundan ilkokul 1. sınıfta  verem aşısı tekrarlanmalıdır&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-8160973769429186888?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8160973769429186888'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8160973769429186888'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/verem-as.html' title='verem aşısı'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-706043672397147839</id><published>2008-03-15T16:58:00.001-07:00</published><updated>2008-03-15T16:58:20.606-07:00</updated><title type='text'>wilms tümörü</title><content type='html'>&lt;h1 title="wilms tümörü nefroblastom bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;wilms  tümörü nefroblastom&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Nefroblastom olarak da bilinir. Wilms tümörü , kötü  huylu böbrek tümörlerinin yüzde 6-8 ini, bebeklik çağı kötü huylu tümörlerinin  yüzde 40 ını oluşturur. Çocukluk çağı kötü huylu tümörleri arasında sıklık  açısından sinir sistemi tümörlerinden hemen sonra gelen nefroblastom, bu  yaşlarda böbreklerde görülen hemen hemen tek kötü huylu tümördür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temel özellikleri:&lt;br /&gt;• Hemen her zaman  yaşamın ilk yıllarında ortaya çıkar (ergenlik sonrasında ya da erişkinlerde  bildirilen olgu sayısı 50 den azdır).&lt;br /&gt;• Tümörün doku yapısının nasıl  geliştiği kesin biçimde bilinmemekle birlikte, embriyonun gelişim evreleriyle  ilişkili olduğu düşünülmektedir.&lt;br /&gt;• Doku yapısı bakımından tümörün embriyonsu  ve gelişmiş dokulardan oluştuğu görülür.&lt;br /&gt;• Olguların yüzde 70-80 inde tümör,  yaşamın ilk 6 ayında ortaya çıkar.&lt;br /&gt;• Tümör cinsiyet ayırımı yapmaz.&lt;br /&gt;• Bu  tümörün kalıtım yoluyla geçtiği yönünde kesin kanıtlar vardır. Nefroblastomların  yüzde 30-40 oranında kalıtıma bağlı olduğu bildirilmiştir. Tümörün kalıtsal  kökenli olduğu durumlarda genellikle her iki böbrek de hastalanır ve tümöre ek  olarak öbür doğumsal bozukluklar görülür.&lt;br /&gt;• Bu nedenle öbür tümörler gibi  nefroblastomun da sorumlu bir genden kaynaklanması büyük olasılıktır. Gerçekten  de nefroblastomun tedavi ile yok edildiği hastalarda yeni bir tümörün oluşma  eğilimi görülmektedir&lt;br /&gt;• İki yanlı nefroblastomu olan hastaların çocuklarında  bu tümörün gelişme olasılığı yüzde 30 iken, bu oran tek yanlı nefroblastomu  tedavi edilmiş hastaların çocuklarında yüzde 9 dur. Çocukların sorumlu geni  taşımakla birlikte, sağlıklı olmaları da olasıdır.&lt;br /&gt;• Bu tümöre eşlik eden  doğumsal üreme ve boşaltım sistemi bozuklukları embriyon gelişiminde devreye  giren bozucu etkenleri düşündürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri&lt;br /&gt;İlk klinik  belirti karında ele gelen kitledir. Kitle daha çok bel bölgesinin yanlarında ya  da böğürde ele gelir. Karın ağrısı olsa bile tipik bir belirti değildir.  İştahsızlık, genel durum bozukluğu ve halsizlik gibi belirtiler ender görülür.  Nefroblastomu olan bebekler genellikle sağlıklı görünür ve çoğu kez hastalık  kuşkusu uyandıracak belirtiler ortaya çıkmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olguların yüzde 20-30 unda  kanlı idrar görülür. Bu durum, kitlenin ele gelmediği olgularda tümörün tek  klinik belirtisi olabilir. Kitlenin boyutları bazen kamın yarısını kaplayacak  kadar büyüktür. Bazı ayrıksı olgularda tümörün ilk belirtileri akciğer ya da  karaciğere sıçramasına bağlı olarak ortaya  çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İncelemeler&lt;br /&gt;Radyolojik inceleme yöntemlerinden ürografi  böbreğin biçim bozukluğunu açığa çıkararak kesin tam koymaya yardımcı olur.  Bazen böbreğin işlevsel olarak devre dışı kaldığı durumlarda, ultrasonografi  daha kesin bilgi sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca atardamar filmiyle tümörün sınırları ve  damarlanmasına ilişkin cerrahi nitelikte bilgi elde edilir. Bu yöntemle aynı  zamanda karaciğere olası sıçramalar da ortaya çıkarılır. Anjiyografi, yani  damarların kontrast madde verilerek görüntülenmesiyle elde edilen bilgiler,  bilgisayarlı tomografi (kesit görüntüleme) yöntemiyle de  sağlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastaya zarar vermeyen bir inceleme yöntemi olan  ultrasonografi böbreğin işlevsel olarak devre dışı kaldığı olgularda kesin  tanıya götürür. Ayrıca karaciğere sıçramalara ilişkin değerli bilgiler sağlar.  Nefroblastomlu bir bebeğe klinik yaklaşımda, tümörün her iki böbrekte de bulunma  olasılığı her zaman göz önünde tutulmalıdır. Bu nedenle yapılacak incelemelerde  ya da tümörlü böbreğin çıkarılması sırasında, görece sağlam görünen böbreği de  dikkatle kontrol etmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laboratuvar incelemelerine gelince,  hematokritin genellikle normal olduğu görülür. İdrarda bol kan bulunması  kansızlığa yol açabilir. Alyuvar yapımını hızlandıran bir hormon olan  eritropoietinin arttığı durumlarda kanda alyuvar sayısı yükselir (polisitemi).  Böbrek işlevlerine ilişkin göstergeler genellikle normaldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdrar  tahlilinde kan ve daha az sıklıkta protein görülür. Karaciğerin tümör  sıçramasına bağlı olarak aşırı ölçüde çalışamaz duruma geldiği olgular dışında,  karaciğer işlev testleri de genellikle normal sonuçlar verir. Bazı olgularda  görülen laktik dehidrogenaz düzeyindeki artış tümör dokusunun öldüğüne işaret  eder. Alyuvar sedimentasyon hızı yüksek bulunabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tümörün Gidişi ve  Komplikasyonlar&lt;br /&gt;Böbrekte oluşan nefroblastom saptandığı sırada, tümör  genellikle yalnızca bu organla sınırlıdır. Tümörün çevre dokulara sıçradığı  durumlarda yayılma, lenf yoluyla böbrek çukuru lenf düğümlerine ve aortun bel  bölgesi çevresinde bulunan lenf zincirine ulaşmıştır. Ender olarak göğse ve  özellikle solo köprücük kemiği üstü lenf bezlerine sıçrama  görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefroblastom başka organlara genellikle kan yoluyla yayılır.  Tümör geliştikçe gerçekleşen bu sıçramalardan en çok akciğerler etkilenir;  karaciğere sıçramalar da az değildir. Hastalarda böbrek çıkarıldıktan sonra da  tümörün yinelediği olgular bildirilmiştir. Bu nedenle nefroblastom olgularında  ameliyat sonrası düzenli tıbbi denetim büyük önem taşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akciğer  sıçramalarının erken tanısı için düzenli akciğer röntgeni çekilerek hasta  denetim altında tutulur. Daha seyrek olarak kemik ve beyne sıçramalar  görülebilir. Bu durumlarda hastada görülen açık belirtiler genellikle tam  koymaya yeter. Tedaviden sonra tümörün yeniden ortaya çıkma olasılığı göz ardı  edilmemesi gereken bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi&lt;br /&gt;Genel ilkeler&lt;br /&gt;Böbreğin  alınmasına yönelik cerrahi girişim tedavinin temelini oluşturur. Ameliyat  sonrası uygulanan ışın tedavisi ve kemoterapi son zamanlarda tümörün tedavisinde  olumlu sonuçlar vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincil tümörün genellikle akciğer gibi tek  bir odakta görüldüğü durumlarda bu odağın cerrahi girişimle çıkan!ması yoluna  gidilir. Bu yöntem özellikle ikinci! tümör uzun bir süre sonra gelişmişse  uygulanır. Söz konusu olgularda genellikle iyileşme sağlanır. Sıçramanın birden  çok odak oluşturması hastalığın gidişini kötüleştirmekle birlikte kemoterapi ve  ışın tedavisinin birlikte kullanılmasıyla hastanın daha uzun süre yaşatılması,  ender olarak da iyileştirilmesi olanaklıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yan etkiler&lt;br /&gt;Böbreğin  alınmasından sonra komplikasyon çok seyrek görülür. Bunlar karın cerrahisinin  yol açtığı komplikasyonlara benzer. Ameliyat sonrası dönemde idrar yollarının  iltihabına sık rastlanır. Bu nedenle ameliyattan sonraki birkaç ay boyunca  düzenli biçimde idrar kültürü yapılarak, enfeksiyon olup olmadığı  denetlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işın tedavisi, birkaç ay sonra bile mekanik bağırsak  tıkanıklığı sendromlarına yol açabilir. Bu olgularda yeni bir cerrahi girişim  gündeme gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tümörlü böbreğin çıkarılmasından sonra geride kalan böbrek  olağan böbrek işlevlerini kolayca üstlenebilir. Karnın sağ yarısına ışın  tedavisi uygulandığı durumlarda karaciğer büyük ölçüde etkilenir ve ışınlara  bağlı karaciğer iltihaplanması gelişebilir. Bunun sonucunda karaciğer ve dalağın  büyümesi, karaciğer işlevlerinin bozulması, trombosit sayısının azalması gibi  belirtiler ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işınların etkisinde kalan karaciğer bölgeleri,  karaciğer sintigrafisinde "soğuk alanlar" olarak görünür ve bu görüntü tümör  sıçramasıyla karıştırılabilir. Küçük bebeklerde karnın bütün bölgelerine ışın  verildiği durumlarda ağır ishal görülebilir. Bu durumda tedavinin kesilmesi  gerekir. Ayrıca süt ve tahıllarla alınan glüten, beslenmeden  çıkarılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işın tedavisinin geç ortaya çıkan başka bir komplikasyonu  olan skolyoz (omurganın yanlara doğru çarpıklığı), omurların da ışına  tutulmasıyla önlenebilir. Işın tedavisi karnın yan kısımlarında küçülme ve göğüs  kafesinde, biçim bozukluklarına da yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlam böbreğin ışın  aldığı olgularda seneler sonra da olsa ışına bağlı böbrek iltihabı (nefrit)  gelişebilir&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-706043672397147839?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/706043672397147839'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/706043672397147839'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/wilms-tmr.html' title='wilms tümörü'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-8856404960370728768</id><published>2008-03-15T16:56:00.000-07:00</published><updated>2008-03-15T16:57:34.931-07:00</updated><title type='text'>yarık damak</title><content type='html'>&lt;h1 title="yarık damak dudak tavşan dudağı bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;yarık  damak dudak tavşan dudağı&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Yarık damaktan söz etmeden önce, üst damak ve ona  bağlı organların nasıl teşekkül ettiğini kısaca anlatalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burun, üst  dudak ve damak üç ayrı dokunun birleşmesi sonucu teşekkül ederler. Alın  bölgesinden aşağıya doğru alın ve burun uzantısı (fronto-nasal) iki yandan üst  çene ile birleşir. Üst çene, sağ ve sol uzantılar (maksiller) olmak üzere iki  parçanın simetrik bir şekilde birleşmesi sonucu meydana gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu iki parça ayrıca yanakları, üst dudağı, yumuşak ve  sert damakların geri kalan kısımlarını oluşturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda anlattığımız  parçaların herhangi birinde şekil bozukluğu meydana geldiği taktirde bebek  doğuştan arızalı kabul edilir. Tedavi;&lt;br /&gt;• Tek tedavi yolu plastik cerrahidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hem dudak hem de damak aynı zamanda yarık ise bebek süt  ememeyeceğinden beslenme bozukluğu ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Doktor, bebeği  ameliyat olamayacak kadar zayıf bulursa bir yaşına kadar bekletebilir. Ancak,  her halükarda, ameliyat iki yaşından önce yapılmalıdır. Çünkü, gecikmesi halinde  çocuk konuşmayı zor öğrenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yarık sadece dudakta ise ve bebek normal  emebiliyor ise; doktor ameliyatı uygun bulduğu bir tarihe erteleyebilir&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-8856404960370728768?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8856404960370728768'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8856404960370728768'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/yark-damak.html' title='yarık damak'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-1146833081257624639</id><published>2008-03-15T16:51:00.000-07:00</published><updated>2008-03-15T16:52:16.636-07:00</updated><title type='text'>indirekt hiperbilirubinemi</title><content type='html'>&lt;h1 title="yenidoğanda indirekt hiperbilirubinemi bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;yenidoğanda  indirekt hiperbilirubinemi&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Yenidoğan ünitelerinde en sık karşılaşılan  sorunlardan birisi yenidoğan sarılıklarıdır. Ancak sarılıkların büyük bir kısmı  selim seyirli olup sekelsiz iyileşir. Zamanında tanı konmayan ve tedavi  edilmeyenlerde ise bazen çok ciddi sekeller kalabilir. Bu nedenle  hiperbilirubineminin patolojik olanını ve olmayanını ayırmak önem  kazanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilirubin  metabolizması&lt;br /&gt;Hemoglobinin oksijen taşıyan bölümü olan hem (demir  protoporfirin IX) in katabolizması sonucu ortaya çıkan bilirubinin %75 'i,  dolaşan eritrositlerin yıkımından, %25'i ise yetersiz eritropoez ile myoglobin,  sitokrom, katalaz, siklooksijenaz, guanilsiklaz, nitrik oksit sentaz ve  peroksidaz gibi diğer hemoproteinlerin yıkımından gelir. Retiküloendotelyal  sistemde toplanan ve parçalanan eritrositlerden önce globin zincirleri ayrılır.  Daha sonra hem halkasındaki x-karbon atomu ayrılır ve karbonmonoksit olarak  atılır. Demir tekrar kullanıma girerken, hem önce biliverdine daha sonra  bilirubine dönüşür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem oksijenaz, karaciğer, dalak ve makrofajlarda  bulunur ve hem yükü arttkça, enzimin aktivitesi de artar. Kalay ve çinko  protoporfirin gibi metalloporfirinler ise hem oksijenazı inhibe eder. Buradan  hareketle, hiperbilirubineminin tedavisinde metalloporfirinler  kullanılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 gram bilirubin içindeki intramoleküler hidrojen  bağları, polar grupları molekül içinde tutulduğundan dolayı suda çözünmez  haldedir. Bilirubin zayıf asidik olduğu ve suda çözünmediği için, safraya  atılmadan önce konjuge edilmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliverdin suda eriyen bir  molekül olmasına rağmen, enerji kullanılarak bilirubine çevrilmesi ve daha sonra  yine enerji kullanılarak suda eriyen bir forma dönüştürülmesini, vücudun genel  işleyiş tarzı ve metabolizma açısından açıklamak zordur. Ancak, plasentanın  yalnızca bilirubini uzaklaştırabildiği, buna karşılık biliverdini  uzaklaştıramadığı bilinmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliverdin birikmesinin fetusta toksik  hem metabolitlerinin artmasına yol açabileceği düşünülebilir. Bilirubinin  antioksidan bir madde olduğu ve membran lipidlerinin peroksidasyonunu  önleyebileceği, antioksidan sistemleri henüz yeteri kadar gelişmemiş olan  yenidoğanlarda bu etkinin çok daha fazla olabileceği öne sürülür. Bu durumda  bilirubinin yararlı etkilerinden söz edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilirubin, üç tek karbon  köprüsüyle birbirine bağ1anmış dört pirol halkasından oluşur. Bu molekülün üç  boyutlu yapısında, bütün polar gruplar molekül içinde bulunduğundan hidrofobik  ve lipofilik bir özellik kazanır. Membranlardan geçişi kolaylaştıran bu özellik,  intrauterin döneminde plasenta yoluyla temizlenmeyi sağlarken postnatal dönemde  kan-beyin bariyerini kolayca geçebilmesine ve zararlı etkilerin ortaya çıkmasına  neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilirubinin bu zararlı etkilerini azaltmanın bir yolu  albumine bağlanmasıdır. Bu şekilde karaciğere taşınan bilirubin orada glukuronik  asit ile konjuge hale gelince suda çözünürlüğü artar, membranlardan atılması  kolaylaşır. Fetal hayatta, karaciğerde konjugasyon olmaz hatta bağırsakta  bulunan alfa-glukronidaz enzimi, oluşabilecek konjuge bilirubinleri de parçalar.  Doğumdan sonra ise, karaciğerde konjugasyon aktif hale gelirken bağırsaktaki  alfa glukuronidaz aktivitesi ise azalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yenidoğanlarda doğumdan sonra  bilirubin düzeyi artmaya başlar. Bu artışın nedenleri olarak eritrosit ömrünün  kısa oluşu (70-90 gün), doğumdan sonra fonksiyonu azalan büyük hematopoetik  havuzdan ortaya çıkan hem yükü ve sitokrom çevriminin artması sıralanabilir.  Bağırsak mukozasından olan bilirubin emilimi de bu yüke katkıda  bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beslenemeyen yenidoğanda bağırsak motilitesinin az olması,  mekonyum içinde bol bilirubin bulunması ve bilirubini ürobilinojene çevirecek  bağırsak bakterilerinin henüz bulunmaması, enterohepatik dolaşımı artıran  faktörlerdir. Oral agar, kolestiramin ve aktif kömür verilmesi, bağırsaktaki  bilirubini  bağlayarak hiperbilirubineminin artmasını önler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolaşıma  geçen bilirubinin büyük bir bölümü hızlı bir şekilde albumine bağlanır. Her bir  albumin molekülüne 2 bilirubin molekülü bağlanabilir. Bilirubin serumda 4  değişik halde bulunabilir:&lt;br /&gt;1. Albumine bağlı konjuge olmamış  bilirubin&lt;br /&gt;2. Albumine bağlanmamış serbest bilirubin&lt;br /&gt;3. Konjuge bilirubin  (safra ve böbrek yoluyla atılabilir)&lt;br /&gt;4. Albumine kovalan bağlı konjuge  bilirubin (delta bilirubin)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilirubin analizi sırasında delta bilirubin  öçülemez. Konjuge bilirubin, direkt bilirubin olarak ölçülürken, albumine bağlı  ve serbest olan konjuge olmamış bilirubinin tamamı indirekt bilirubin olarak  ölçülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karaciğere gelen albumine bağlı bilirubin, karaciğer hücre  yüzeyinde albuminden ayrılır ve membran reseptörlerine bağlanır. Hepatosit içine  geçen bilirubin, ligandin veya Y proteini adı verilen intraselüler reseptöre  bağlanarak, düz endoplazmik retikuluma taşınır. Hepatosit içindeki bir diğer  reseptör olan Z proteininin bilirubin afinitesi  zayıftır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yenidoğanlardaki ligandin düzeyi, erişkinlere nazaran düşüktür  ancak bu düşüklüğün klinik önemi bilinmemektedir. Düz endoplasmik retikuluma  gelen bilirubin, uridildifosfat glukronil transferaz enzimi yardımıyla suda  eriyen iki glukronil grubunun eklenmesi ile mono ve diglukuronid şekline  dönüşür. Yenidoğanlarda monoglukuronid şekli daha fazla meydana  gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yenidoğanda UDPGT düzeyleri düşüktür, ancak doğumdan sonra ister  prematüre olsun ister term olsun bütün bebeklerde enzimin aktivitesi hızlı bir  şekilde artar ve 1-2 hafta içinde erişkin düzeye ulaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Glukoronidle  konjugasyon, bilirubin atılımının %90'ını oluşturur. Kalan bilirubin ise glukoz,  ksiloz, taurin gibi başka maddelerle konjuge olarak veya oksidasyon,  hidroksilasyon veya reduksiyon reaksiyonlarına girerek suda erir hale gelir ve  atılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konjuge edilen bilirubin kanaliküler membrandan bir taşıyıcı  yardımı ile safra içine atılır. Enerji gerektiren bu işlem sonunda safra  kanalındaki bilirubin konsantrasyonu, hepatosit içindekinin 100 katına kadar  ulaşır. Bağırsağa geçen konjuge bilirubin tekrar emilmez ancak konjuge olmamış  bilirubin, safra, safra tuzları, fosfolipidler, kolesterol, tiroksin ve diğer  bazı maddeler ile birlikte enterohepatik dolaşıma girer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilirubinin  monoglukuronid ve diglukuronid formları stabil moleküller olmadığı için  bağırsaktaki alkali ortamda non-enzimatik olarak, mukoza yüzeyindeki  glukuronidaz ile de enzimatik olarak hemen konjuge olmamış bilirubin haline  dönüşür. Bu bilirubin de karaciğere geri döner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağırsaktaki bilirubin en  çok duodenum ve kolondan emilir. Emilen miktar, diyetin cinsine ve miktarına  göre değişmekle beraber, bağırsağa geçen bilirubinin yaklaşık %25 'inin geri  emildiği düşünülmektedir. Yenidoğanda bağırsak florasının henüz gelişmemiş  olması, bilirubinin ürobilinojene dönüşmesini azalttığı için bağırsaktaki  bilirubin yükü artar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-1146833081257624639?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/1146833081257624639'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/1146833081257624639'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/indirekt-hiperbilirubinemi.html' title='indirekt hiperbilirubinemi'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-6161999060472220633</id><published>2008-03-15T16:50:00.000-07:00</published><updated>2008-03-15T16:51:16.600-07:00</updated><title type='text'>akraba evliliği</title><content type='html'>&lt;h1 title="zeka geriliği akraba evliliği bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;zeka  geriliği akraba evliliği&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Zeka, ferdin idrak, yönelim, hafıza, soyutlama,  kavramsallaştırma, sebep-sonuç ilişkisi kurabilme, gerçeği değerlendirme,  muhakerne gibi kognitif (bilişsel) fonksiyonlarını düşünebilme, anlatabilme,  öğrenme ve uyum amaçları için kullanabilme melekelerini ihtiva eder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeka seviyesi zeka testleri ile ölçülebilmektedir. 90-115 arası normal  kabul edilir. 115'in üstünde çıkan zeka bölümleri yüksek zekayı gösterir. 70-90  arası sınır zekadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;70'in altına inmesi  durumunda değişik seviyelerde zeka geriliği söz konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ferdin zekası  uygun ve sağlıklı çevre şartlarında büyük oranda kalıtım etkisi ile belirlenir  ve genellikle hayat boyu çok büyük değişme göstermez. Yani çocukluktaki zeka  seviyesi normal şartlarda yetişkin yaşlara kadar bir miktar gelişme gösterir,  fakat temelde büyük farklılık oluşmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geri zekalılık ise çocukta bir  gelişme geriliğinin belirtisidir ve bu gelişme geriliği çocuğun kognitif  (bilişsel), dil, hareket ve sosyal melekelerinde kendini gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeka  geriliği 50-70 arası ise debilite'den (hafif), 35-50 arası ise embesiliteden  (orta) ve daha düşükse idio'dan (ağır zeka geriliği) bahsedilir.&lt;br /&gt;Zeka gerisi  olanların % 85'i debil, % 10'u embesil ve % 5'i idio'dur.&lt;br /&gt;Nüfusun % 1 'inin  zeka gerisi olduğu bildirilmektedir. Sebepleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum öncesi faktörler: &lt;br /&gt;• Kromozom anomalileri: Klinefelter sendromu, mongolizm (Down sendromu) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Doğuştan metabolik bozukluklar: Hipotiroidi, aminoasid metabolizması  bozukluğu (fenilketonüri) sayılabilir. Fenilketonüri önlenebilir bir  rahatsızlıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Doğum öncesi dönemde annenin geçirdiği enfeksiyöz  hastalıklar (kızamıkçık, toksoplazmosis, herpes gibi), annenin aldığı ilaçlar,  alkoL, annede ağır beslenme bozukluğu veya yetersizliği zeka geriliğine yol  açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum sırasındaki faktörler&lt;br /&gt;• Erken ve düşük ağırlıklı  doğum, oksijen azlığı, doğum travmaları ve doğum sırasında çocuğa bulaşan  enfeksiyonlar zekii geriliğine sebep olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum sonrası faktörler &lt;br /&gt;• Travma, enfeksiyon, beslenme bozukluğu, zehirlenme, aşı ensefalitleri,  kernikterus, ağır uyaran mahrumiyeti gibi çok sayıda faktör mevcuttur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yapılmalı?&lt;br /&gt;Zekii geriliğinin tedavisi yoktur. İlaçlar veya eğitim  ile zekii geriliği normal seviyeye getirilemez. Fakat zekii geriliğinde  eğitimin, aile rehberliğinin, koruyucu tedbirlerin ve yeri geldiğinde ilaçların  faydası büyük olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel Eğitim: Özellikle hafif ve orta derecede  geri zekiilıların özel eğitim okullarında veya özel dersanelerde eğitimi büyük  önem taşımaktadır. Bu çocuklar okuma yazmayı öğrenebilirler, çok karmaşık  olmayan ve zihni çalışmaya dayanmayan iş becerileri kazanabilirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koruyucu Tedbirler: Akraba evliliği yapacakların uzmana danışması  tavsiye edilir. Fenilketonüri, hipotiroidi ihtimalinde araştırma yapılmalı ve  zaman geçirmeden tedavisine gidilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aile ile işbirliği: Zeka  geriliği olan çocukların da kendine göre hassasiyetleri ve hissi hayatları  vardır. Onlar da sevgiye, anlayışa, yakın ilgiye ve desteğe ihtiyaç duyarlar. Bu  yüzden özel eğitim veya çocuğun ilgi ve yeteneklerine yatkın beceriler  kazanabilmesi için yardımcı olunması önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlaçlar: Zeka geriliğini  düzeltecek ilaç yoktur. Ancak, özellikle ergenlik çağında ve öncesinde  çocuklarda sıkça görülebilen taşkınlık, saldırganlık, ağır uyumsuzluk gibi  davranış bozukluklarına uygun ilaçlar verilebilir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-6161999060472220633?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/6161999060472220633'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/6161999060472220633'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/akraba-evlilii.html' title='akraba evliliği'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-2696277463383581814</id><published>2008-03-15T16:49:00.000-07:00</published><updated>2008-03-15T16:50:30.473-07:00</updated><title type='text'>bağışıklık sistemi</title><content type='html'>&lt;h1 title="bağışıklık sistemi aşılar bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;bağışıklık  sistemi aşılar&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ VE AŞILAR : Vücuda giren yabancı  maddelerin etkisizleştirilmesi, dışarıya atılması ya da yok edilmesi için  vücudun geliştirdiği bütün doğal düzenleri bağışıklık olarak tanımlamak  olasıdır. Doğumla birlikte anne karnındaki steril çevreden ayrılan bebek, dış  ortamda çok sayıda mikroorganizma ve yabancı madde ile karşı karşıya  kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bağışıklık sisteminin görevi, öncelikle  bu maddeleri vücuda girdikleri yerde tutmak, yayılmalarını engellemek ya da  geciktirmektir. İnsan vücudunda bağışıklık sistemi (immun sistem), çeşitli  organlar ve değişik hücrelerin rol aldığı düzenlerle yabancı maddeleri ve  mikropları yok edebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sistemi oluşturan organlar şunlardır:&lt;br /&gt;•  Timus&lt;br /&gt;• Kemik İliği&lt;br /&gt;• Dalak&lt;br /&gt;• Lenf Düğümleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağışıklık  sisteminin askerleri olarak düşünebileceğimiz çeşitli hücreler, olgunlaşma  süreçlerinin değişik aşamalarında bu organlarda bulunur ve kan yoluyla vücuda  dağılarak nerede ihtiyaç varsa orada görevlerini yerine getirirler. T ve B  lenfositleri, makrofajlar, polimorflar ve trombositler gibi farklı gruplar  halindeki bu hücreler, insan bedeninde yabancı maddelere ve mikroplara karşı  durmaksızın sürdürülen savunmanın en önemli unsurlarıdırlar. Timus göğüs boşluğu  içinde yeralan iki parçadan oluşan bir organdır. Küçük çocuklarda akciğer  filmlerinde rahatlıkla farkedilecek kadar büyük olan bu organ zamanla küçülür.  Kemik iliği ise kemiklerin ortasında bulunan yağlı ve gözeli bir dokudur.  Kırmızı kan hücreleri de dahil olmak üzere bütün kan hücreleri burada yapılır.  Daha önce sözünü ettiğimiz T lenfositleri buradan timusa giderek olgunlaşır ve  bağışıklık sisteminde üstlendikleri görevleri yerine getirmek üzere yeniden kana  karışırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dalak, sol böğrümüzün arka bölümünde yeralır. Kırmızı kan  hücreleri ve immun sistemin beyaz kan hücreleri için depo olarak görev yapar,  aynı zamanda kandaki yabancı maddelerin büyük bir kısmını süzer. Lenf düğümleri  vücudun bir çok bölgesinde gruplar halinde bulunur. Boyun, koltuk altı,  kasıklarda olduğu gibi yüzeyde bulunan bezeler kolaylıklla farkedilebilir. Ancak  göğüs ve karın boşluğunda da çok sayıda lenf düğümü mevcuttur. Bunların başlıca  görevi vücuda giren yabancı maddelere karşı bir süzgeç oluşturarak, mikropların  vücuda yayılımlarını engellemek ya da geciktirmektir. Düğümler içinde bağışıklık  sistemine ait sayısız hücre bulunmakta, bu hücreler insana zarar verebilecek  maddelerin geçişine engel olmaya çalışmaktadırlar. Bu mücadele sırasında lenf  bezeleri şişerek elle ya da gözle farkedilebilecek boyutlara  ulaşabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağışıklık sisteminde yer alan hücreler,  mikrorganizmalarla olan savaşlarını farklı silahlarla yaparlar. Bir grup hücre  (makrofajlar, polimorflar ve bazı T lenfositleri) doğrudan mikropları yok  edebilecek donanımlara sahiptirler. Bir başka grup hücre ise (B lenfositleri)  kan dolaşımına antikor denilen sıvısal maddeler salgılayarak kendilerinin  bulunmadığı ortamlarda dahi tanıdıkları mikropların ölmelerini sağlarlar. İşte  bu hücresel ve sıvısal bağışıklık tepkileri birarada görev yaparak, yabancı  madde ve mikrop bombardımanı altında yaşayan insanoğlunun, dünyadaki varlığını  sürdürmesini sağlamaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir mikrop türü çeşitli bariyerleri aşarak  vücuda yayıldığı zaman hastalık meydana gelir. Belli bir süre içinde destek  tedavileriyle ya da kendiliğinden hastalık atlatılır, o mikroba karşı bir  bağışıklık sağlanır. Bir kez daha aynı mikroorganizma ile karşılaştığında vücut  ve immun sistem bu mikrobu tanıdığı için artık hazırlıklıdır, hastalık oluşmadan  onu yok eder. Biz bu durumu fark etmeyiz. Bağışıklık ömür boyu kalıcı olabilir,  bazan da bir süre içinde etkinliğini kaybeder. Sistem aynı mikropla  karşılaştığında ne yapması gerektiğini hatırlayamaz, yeniden hastalık  oluşabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağışıklık sistemi her zaman başarılı değildir. Kimi zaman  hastalığa yenilir, en etkili antibiyotikler dahi etkisiz kalabilir ve nihayet  ölüm meydana gelebilir. Bu nedenle bağışıklık sistemleri erişkinlere göre daha  zayıf olan çocukların öldürücü ve sakat bırakıcı hastalılara karşı  bağışıklıklarının daha bu tip hastalılarla hiç karşılaşmadan sağlanmış olması  gerekir. Bu amaçla mikropların zayıflatılmış, hastalık yapamayacak hale  getirilmiş şekillerinin vücuda verilmesiyle, bağışıklık sisteminin uyarılmasını  sağlamak üzere aşı dediğimiz sıvılar geliştirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşılar,  içerdikleri zayıf ya da ölü mikroorganizmalarla immun sistemi uyararak, hücresel  ve veya sıvısal bağışıklık yanıtını oluşturmaktadırlar. Böylece hastalık  oluşmadan o hastalığa karşı direnç meydana gelmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki  hiçbir aşı temsil ettiği mikrooganizmanın kendisi kadar etkili bir cevap  oluşturamaz. Bu nedenle kalıcı ya da uzun süreli bir immun direnç için aşıların  belli aralıklarla tekrarı gerekmektedir. İdeal bir aşı, hastalık belirtisine yol  açmadan, en az hastalığı geçirmekle edinilecek kadar bağışıklık sağlayan aşıdır.  Her aşı en iyi bağışıklık yanıtı sağlacak sıvılarla ve kendisi için en uygun  olan vücut bölgesine uygulanır. Kimi aşılar ağızdan (çocuk felci), kimileri  adale içine (karma vb..) verilir. Bazı aşılarla tek sefer uygulama yeterliyken,  bazılarının uygun aralıklarla yinelenmesi gerekmektedir. Ancak usulüne uygun  şemalar dahilinde ve tam olarak yapılan aşılama programlarıyla başarılı bir  korunma sağlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşılarla sağlanan "aktif edinsel" bağışıklığın  yanısıra, antikor denilen sıvısal maddelerin çocuklara hazır olarak dışardan  sunulması, kısa süren bir koruma sağlamasına karşın hastalıklardan korunmada  önemli bir yer tutar. Bu antikorlar, anneden çocuğuna rahim içindeyken kan  yoluyla geçebildiği gibi anne sütüyle de aktarılabilmektedir. Buna "pasif doğal"  bağışıklık adı verilir. Süt verme süresince ve doğum sonrasında 4-6 ay süreyle  süt çocuğunu bir çok hastalığa karşı korur. Bir de "pasif edinsel" bağışıklık  mevcuttur. Yine bir süre için etkili olan bu immun yanıt, piyasada satılan  çeşitli "gamma globulinler" ile sağlanır. Gamma globulin preparatları  insanlardan, hayvanlardan ya da genetik teknolojilerle elde edilen tekli veya  çoklu antikor karışımlarıdır. Yeri geldikçe her bir öge ayrıntılarıyla ele  alınacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-2696277463383581814?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2696277463383581814'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2696277463383581814'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/baklk-sistemi.html' title='bağışıklık sistemi'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-5116263322833095004</id><published>2008-03-15T16:48:00.001-07:00</published><updated>2008-03-15T16:48:53.254-07:00</updated><title type='text'>atriyoventriküler</title><content type='html'>&lt;h1 title="atriyoventriküler septal defekt AVSD bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;atriyoventriküler  septal defekt AVSD&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Atriyoventriküler septal defekt AVSD , Bu oldukça  karmaşık bozukluğu kısaca kalbin tam ortasında büyük bir delik diye  tanımlayabiliriz. Kulakçık ve karıncıkların ayrı bölmeler haline gelememesi,  mitral ve triküspit kapakçıklarının iki ayrı kapakçık olamamasından kaynaklanır.  Bu yüzden iki kulakçık arasında ve iki karıncık arasında büyük bir bağlantı  vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mitral ve triküspit gibi ayrı olması  gereken iki kapakçığın yerinde ise bir kapakçık bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bozukluğun  basit şekilleri olabildiği gibi, çok karmaşık ve zor çeşitleri de vardır. En  basit halinde kulakçıklar arasında delik söz konusudur ve atriyal septal  defektte olduğu gibi tedavi edilebilir. Daha ileri durumlarda, karıncıklar  arasındaki delik ve iki kapakçığın ayrışmamış olması da listeye eklenebilir.  Hatta bunlara karıncıklardan birinin tam olarak oluşmaması, kapakçıkların üst  üste gelmesi veya fazla uzak olması ve aortada tıkanma olması gibi sorunlar da  eklenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorunun karmaşıklığı muhtemelen bebek oluşumunun ilk  aşamalarında meydana gelmesinden kaynaklanır. Kalbin merkezindeki büyük delik  sol kısımdaki temiz kanın, sağ kısıma geçmesine ve temiz olduğu halde tekrar  akciğerlere gitmesine neden olur. Akciğerlere fazla kan pompalandığı için kan  basıncı artar ve buraya giden damarlarda zaman içinde kalıcı hasarlar meydana  gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca kulakçık ve karıncık bölmeleri arasındaki kapakçıklar doğru  dürüst kapanmadığı için kan karıncıklardan tekrar kulakçıklara sızar.  Kapakçıktan böyle sızmalar olduğu zaman kalp daha fazla kan pompalamak zorunda  kalır ve bu da büyümesine neden olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bozukluk genellikle  çocuklukta yapılan açık kalp ameliyatıyla düzeltilir. Bu ameliyatla yapışık  kapakçıklar, kulakçık ve karıncık bölmeleri ayrılır, delikler kapatılır.  Dolayısıyla büyük ve ciddi bir ameliyattır. Ancak bazı çocuklardaki sorunlar  küçük yaşlarda düzeltilemeyecek kadar karmaşık olabilir. Böyle çocuklarda önce  pulmoner atardamar daraltılır. Bu şekilde akciğerlere giden kan miktarı  sınırlanmış olur. Çocuk biraz daha büyüyünce açık kalp ameliyatıyla bozukluk  tamamen giderilir. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-5116263322833095004?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/5116263322833095004'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/5116263322833095004'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/atriyoventrikler.html' title='atriyoventriküler'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-1487139311164255304</id><published>2008-03-15T16:47:00.002-07:00</published><updated>2008-03-15T16:48:12.524-07:00</updated><title type='text'>atriyal septal</title><content type='html'>&lt;h1 title="atriyal septal defekt ASD bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;atriyal  septal defekt ASD&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;• Atriyal septal defekt ASD , Septum, kalbin sağ ve sol  kesimlerini birbirinden ayıran duvarın adıdır.&lt;br /&gt;• Sağ ve sol kulakçıklar  arasındaki duvarda bir delik olursa buna atriyal septal defekt adı  verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Bu kalpdeki yapısal bozuklukların en basitlerinden biridir ve  ameliyatla düzeltilebilir.&lt;br /&gt;• Normal olarak kalbin sağ tarafına giren oksijeni  az, yani kirli kan sağ tarafta kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sol tarafa giren oksijeni bol temiz kan da sol tarafta kalır  ve buradan vücuda pompalanır.&lt;br /&gt;• Kulakçıklar arasındaki duvarda bir delik  olunca, temiz kanın bir kısmı, kalbin sağ tarafına geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Buradan da  temiz olduğu halde, temizlenmek üzere tekrar akciğerlere gider.&lt;br /&gt;• Dolayısıyla  akciğerlere giden kan miktarında önemli bir artış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yıllar içinde  bu durum hem kalbin, hem de akciğerlerin işlevlerini yerine getirmesini  zorlaştırır.&lt;br /&gt;• Yaşam süresini bir hayli azaltır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Bu bozukluk  genellikle açık kalp ameliyatıyla düzeltilir&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-1487139311164255304?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/1487139311164255304'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/1487139311164255304'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/atriyal-septal.html' title='atriyal septal'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-35968170989358978</id><published>2008-03-15T16:47:00.001-07:00</published><updated>2008-03-15T16:47:40.101-07:00</updated><title type='text'>eklem romatizması</title><content type='html'>&lt;h1 title="ateşli romatizma eklem romatizması bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;ateşli  romatizma eklem romatizması&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Streptokok grubu mikropların sebep oldu­ğu ani  ve sinsi alevlenmelerle kendisini belli eden; eklemleri, kal­bi, sinir sistemini  ve böbrekleri tutan bir hastalıktır. İki yaşından .önce görülemez. En sık 6-9  yaşları arasındaki çocuklarda görülür. Rutebetli ve soğuk bölgelerde,  sosyo-ekonomik durumu düşük muhitlerde daha fazla rastlanır. Üst solunum  yollarında meydana gelen enfeksiyonlar da ateşli romatizmaya zemin  hazırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirtileri:&lt;br /&gt;Romatizmal  ateş ortaya çıkmadan iki üç hafta önce, genel­likle bir üst solunum yolu  enfeksiyonu görülür.&lt;br /&gt;Kalp iltihabı, yüzde altmış vakalarda ilk üç haftada  kendisi­ni belli eder. Kalp kapakçıklarında daralma ve yetmezliğe yol aç­tığı  gibi; kalbin dışını kaplayan perikard zarını da etkileyebilir. Bu durumda aşırı  hareketlerde nefes darhğı olur. Parmak uçlarında ve dudaklarda morarma  görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eklemlerde ağrı ve şişlik hemen ortaya çıkmaz. Önce boğaz  ağrısı, bademciklerde iltihaplanma veya nezle görülür. Bu belirti­lerden sonra,  hasta kendisini iyi hissettiği ve hastahğı atlattığını sandığı bir sırada  yeniden bir alevlenme olur. Vücut ateşi 39-40 dereceye çıkar. Nabız hızlanır ve  en fazla çalışan eklemlerde şiş­lik ağrı ve kızarıklık başgösterir. Ağrı  karşılıklı, simetrik eklemler­de aynı anda hissedilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakaların yüzde  yirmisinde gayri iradi hareketler görülür. Bunun sebebi, romatizmanın beyin zarı  üzerinde etkili olmasıdır. Sebepsiz gülme, elindekini düşürme, sakarlık, yazıda  çirkinleşme, ani refleksler sayabileceğimiz davranışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ateşli  romatizma olaylarinın hemen hemen yarısında kol ve bacak derisinde harita  görünüşünde, pembe renkli kabarıklıklar ortaya çıkar. Kabarık yerdeki deride  döküntüler olur.&lt;br /&gt;√ Ateşin ilk haftasında eklemlerin dış yüzlerinde, cilt  altında mercimek büyüklüğünde, dokununca hissedilen yumrular başgös­terir.&lt;br /&gt;√  Ateş, genellikle öğle sonları yükselerek, 39-40 dereceye çı­kar; el ayasında ve  tabanlarda bol terleme yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi:&lt;br /&gt;Tedavinin başlatılabilmesi için,  belirtilerin başka hastahklar­dan kaynaklanmadığı iyice tesbit edilmelidir. Zira  romatizma ile birlikte böbrek iltihabı ve bağırsak bozuklukları da  görülebildi­ğinden yanlış teşhiste bulunma ihtimali vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ateşli  romatizma, beraberinde birçok organ rahatsızlıkları getirdiği için; tedavi ç.ok  yönlü olarak yürütülmeli; öncelikle bu organların zarar görmesi­nin önüne  geçilmelidir. Bilahare ağrıyı hafifletici ilâçlar verilme­li, hastanın iyi  beslenmesi ve istirahati sağlanmalıdır. Soğuk ve rutubetli ortamdan kesinlikle  kaçmalı, kuru ve ılık bir odada has­tayı yatırmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücuttaki zararlı  metobolizma artıklarının çıka­rılmasını kolaylaştırmak için bol sulu yiyecekler  verilmeli; aynı zamanda enfeksiyona sebep olan mikroplarla savaş için  antibiyo­tik tedavisi uygulanmalıdır. Penisiline alerjisi olan hâstalar için  streptokoklara karşı etkili başka antibiyotikler denenmelidir. Ro­matizmada,  kalp bozukluğu dışındaki bütün ağrılar için aspirin kullamlmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-35968170989358978?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/35968170989358978'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/35968170989358978'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/eklem-romatizmas.html' title='eklem romatizması'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-1461760371772237206</id><published>2008-03-15T16:46:00.003-07:00</published><updated>2008-03-15T16:46:52.064-07:00</updated><title type='text'>ateşli havale</title><content type='html'>&lt;h1 title="ateşli havale febril konvülsiyon bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;ateşli  havale febril konvülsiyon&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ateşin ani olarak yükselmesi bazı çocuklarda  ateşli havale denilen bilinç kaybı, katılaşma ve istem dışı kasılmalara yol  açabilir. 6 ay - 7 yaş arasındaki çocukların % 2 ile 4 'ünde görülür. Olguların  hemen hemen yarısı 1-2 yaşlarındadır. Ateşli havaleye ailevi yatkınlık söz  konusu olabilir. Bir kez ateşli havale geçirmiş olan çocukta tekrar havale  görülme olasılığı % 30 kadardır. Üç yıl hiç havale geçirmezse bu sıklık % 10 'a  iner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;15 dakikadan kısa süren, gün içinde  yinelemeyen havale için "basit ateşli havale" deyimi kullanılır. Çok sayıda ve  uzun süren havale nöbetleri "kompleks ateşli havale" olarak adlandırılır. Basit  ateşli havale hiçbir araz bırakmazken, kompleks olgularda ileride sara hastalığı  görülme sıklığı artarak % 9 'u bulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ateş çeşitli enfeksiyon  hastalıkları ile ilişkili olarak meydana gelebilir. Ateşin yüksek ya da hafif  oluşu her zaman hastalığın ciddiyetiyle bağlantılı değildir. Basit bir viral  enfeksiyonda yüksek ateş, belirgin boğaz ya da idrar yolu iltihabında hafif ateş  görülebilir. Başlatan faktör her ne olursa olsun ateş, vücudun savunma  araçlarından birisidir. Mikroplar en iyi doğal vücut sıcaklığı olan 36.5 - 37.5  santigrat derecede ürerler. Bağışıklık sitemimiz bir enfeksiyon söz konusu  olduğunda beyindeki vücut sıcaklığını düzenleyen merkezin termostat ayarını  değiştirerek ısıyı yükseltir. Böylece ideal üreme ortam sıcaklığından yoksun  kalan mikro organizmalar istedikleri gibi çoğalamazlar. Görüldüğü gibi hafif  ateş aslında enfeksiyonla mücadelede başarıyı arttırmaktadır. Yüksek ateş ise  istenmeyen bir durumdur. Vücut sıcaklığı gerekli müdahalelerle 39.5 C derecenin  altında tutulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru: "Çocuğumun ateşi var, ne  yapmalıyım?"&lt;br /&gt;Yanıt: Çocuğunuzun üzerinde varsa yorganı kaldırın, kalın  giysileri çıkarın. Ateşi 38'in üzerindeyse doktorunuzun önerdiği miktarda  "parasetamol" şurubu içirin. İçemiyorsa fitil de kullanabilirsiniz. Ateş  düşerken terleme ile sıvı kaybı meydana geldiğinden sık sık su vermeyi ihmal  etmeyin. Islak iç çamaşırlarını değiştirin. Ateş 39.5'in üzerindeyse  anlatılanlara ek olarak çocuğunuzu tamamen soyun, yatağına bir havlu serin,  üzerine yatırın. Islak bir sünger ya da bezle alın, boyun, koltuk altları, bacak  araları ve büklüm yerlerini sık sık silin. Bu iş için buzlu, kolonyalı, sirkeli  değil sadece ılık su kullanın. Yarım saat içinde ateş düşmezse doktorunuzla  görüşün ya da hastaneye başvurun. Hastalığın nedenine yönelik tedavi gerekliliği  (antibiyotik vb) mutlaka hekim tarafından verilmesi gereken bir  karardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru: "Ateşi düşürmek için ASPİRİN verebilir miyim?"&lt;br /&gt;Yanıt:  Aslında kesinlikle aspirin kullanmayın demek mümkün değildir. Ancak çocuğunuz  "viral enfeksiyon" örneğin grip, kızamık ya da su çiçeği geçiriyorsa aspirin  kullanıldığında çok nadir olarak "Reye sendromu" sorunuyla karşı karşıya  kalınabilir. Reye Sendromu karaciğer hasarı ile seyreden bir hastalık  tablosudur. Tek nedeni aspirin kullanımı değildir. Ama viral enfeksiyonlarda  aspirin kullanılan olgularda sıklığının arttığına dair yayınlar vardır. Aniden  ateşi yükselmiş bir çocukta etken viral midir değil midir diye araştırmaya çoğu  kez zaman olmayacağı için aspirin yerine parasetamol kullanmak daha güvenli bir  seçenek olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru: "Çocuğum havale geçirirken, ne  yapmalıyım?"&lt;br /&gt;Yanıt: Yaptığınız tüm müdahalelere rağmen çocuğunuz gözlerini  bir noktaya dikip sizinle iletişimini kaybeder, ağzı köpürür, vücudunda  kasılmalar meydana gelirse ilk yapılacak şey paniğe kapılmamaktır. Onu hemen  yere yatırın, ayıltmaya çalışmayın, sağa sola koşup yalnız bırakmayın, yanında  durun. Kusarsa gövdesini ve başını bir yana çevirin. Dişlerinin arasına elinizi  ya da bir cismi sokuşturmaya çalışmayın, zorlamayın. Eğer kendiliğinden  aralanmış ise bükülmüş bir kumaşı araya hafifçe sokabilirsiniz. Bu uygulamada  amaç dilin ısırılmasını önlemektir. Tekrar ediyorum bir şey sokmak için zorlamak  yok!&lt;br /&gt;Havale bir kaç dakika içinde kendiliğinden duracaktır. Sabırla bekleyin  (bu bekleyiş insana saatler geçiyor hissini veriyor olsa da) .. Havale geçiren  çocuğu kapıp soğuk duşun altına sokmayın. Siz duş yaptırsanız da yaptırmasanız  da havale duracaktır. Havale durduktan sonra doktorunuza baş vurun. O gereken  tedaviyi düzenleyecektir. Eğer havale durmuyorsa vakit yitirmeden acil servisi  olan bir hastaneye götürürün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru: "Hastanede neler  yapılıyor?"&lt;br /&gt;Yanıt: Hastanede çocuğunuzun solunum yolları aspiratör denilen  aletle temizlenecek, oksijen solutulacak, makatından içeriye havale durdurucu  madde (diazepam, klonazepam) verilirken bir yandan serum takılacaktır. Havale bu  şekilde de sona ermezse damar yolundan havale durdurucu maddeler verilebilir.  Çocuğunuz bir süre gözlem altında tutularak gerekli incelemeler yapılacaktır.  Ateşin nedeni saptandıktan sonra asıl nedene yönelik tedaviler düzenlenecektir.  Kompleks ateşli havale geçiren çocuklara uzunca bir süre (6 ay-2 yıl) havale  önleyici ilaç kullanılması gerekebilir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-1461760371772237206?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/1461760371772237206'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/1461760371772237206'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/ateli-havale.html' title='ateşli havale'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-4303452935523601172</id><published>2008-03-15T16:46:00.001-07:00</published><updated>2008-03-15T16:46:17.431-07:00</updated><title type='text'>ateşli eklem</title><content type='html'>&lt;h1 title="ateşli eklem romatizması bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;ateşli  eklem romatizması&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ateşli romatizma vücudun streptokok türü mikroplara karşı  olan bağışıklık cevabı olarak bilinir. Boğazdaki streptokok iltihabı bir veya  iki hafta sonra ateşli romatizma başlangıç semptomlarını ortaya çıkarmaktadır.  Ateşli romatizmayı önlemede karşılaşılan sorunlardan biri streptokoklar  tarafından boğazda meydana gelen iltihabın tam olarak ortadan  kaldırılmamasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bunun için streptokoksal  boğaz enfeksiyonları uygun bir şekilde tedavi edilmeli, mikrobik ajanı tam  olarak teşhis etmek için boğaz kültürü alınmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzyıl önce çeşitli  araştırmacılar ateşli romatizmanın kendi kendine geçebilen bir hastalık olduğunu  belirtmişlerdir. Görünüşte doğru olmakla birlikte Amerika nın çeşitli  şehirlerinde bu hastalığa yakalanan çocuklarda iyileşme görülmekte, ancak  hastalık belli bir süre sonra tekrar ortaya çıkmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Major -önemli  işaretler-&lt;br /&gt;(Teşhis için bunlardan en az iki tanesi gerekir)&lt;br /&gt;- Kalp  enflamasyonu&lt;br /&gt;- Bir eklemden öteki ekleme geçen Artrit (eklem iltihabı)&lt;br /&gt;-  Kontrolsüz yüz veya kol bacak hareketi (korea)&lt;br /&gt;- Deride kırmızımtırak  dökülmeler.&lt;br /&gt;- Deri altı lenf düğümleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Minör -küçük  işaretler&lt;br /&gt;(Teşhis için bir önemli, 2 tane de küçük belirti gerekir)&lt;br /&gt;-  İltihapsız eklem ağrısı.&lt;br /&gt;- Ateş&lt;br /&gt;- Daha önce ateşli romatizmaya bağlı kalp  hastalığı.&lt;br /&gt;- İltihaplı gösteren kan testleri&lt;br /&gt;- EKG deki kalp hastalığı  bulgusu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boğaz kültürü neticesinde iltihabı yapan mikroplar pozitif ise  doktor uygun antibiyotik tedavisine başlamalıdır. Eğer antibiyotik haplar  ağızdan alınırsa boğazdaki iyileşme 1-2 gün içinde olsa bile verilen kutudaki  tüm ilaçlar bitinceye kadar alın-maya devam edilmelidir. Ateşli romatizma bir  veya birkaç organda da iltihaba neden olur. Sık olarak eklemlerde iltihabi  şişme, kırmızılık ve sıcaklığa karşı aşırı duyarlılık ile karakterize bir klinik  durum ortaya çıkarır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp kapaklarını tutarak kardite yol açar. Bu  şekilde kapaklar görevlerini yapamaz. Bu şekilde kalp, pompalamada etkisiz  kalır. Ender durumlarda iltihap nedeniyle kalp kendini dur-durur ve buna bağlı  olarak ölüm meydana gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp enflamasyonu sürekli etkili bir olay  değildir. Bununla birlikte kalp kapakçıklarında sertleşme (Scar dokusu) meydana  gelebilir ve sonuçta kan akışı mümkün olamaz. Bu olaya Stenoz, kan kapakçıktan  geriye dönerse buna da Regürjitasyon denir. Bazen aylar hatta yıllar içinde  ciddi komplikasyonlar gelişir ve sonuçta kalp kapaklarındaki bu hastalığı  ortadan kaldırmak için cerrahi müdahale gerekebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ateşli romatizma  beyni de etkilerse Korea denilen ve kol, bacak ve yüzde kontrol edilemeyen  hareketler ortaya çıkar. Deriyi tutarsa Eritema Maginatum denilen kırmızımtırak  döküntülere sebep olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi&lt;br /&gt;Hastalığı önleme&lt;br /&gt;Çocuğunuzda boğaz  ağrısı ile karşılaştığınızda ve özellikle 24 saat içerisinde ağrının ateşli  birlikte artması durumunda çocukla yakından ilgilenmeli ve onu doktora  götürmelisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boğaz Kültürü&lt;br /&gt;Eğer doktorunuz streptokokun yaptığı  boğaz enfeksiyonundan şüphelenirse boğazdan bir mikrop örneği almalıdır. Bu  örnek daha sonra laboratuvar testlerinde kullanılır. Eğer kesin olarak  streptokoküs olduğu ortaya çıkarılırsa, doktorunuz size çoğu vakada penisilin  olmak üzere antibiyotikler önerir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ateşli Romatizmanın  Tedavisi&lt;br /&gt;Antibiyotikler hastalık etkeni streptokokları temizlemek için  verilir. Genellikle etkili antibiyotiklerin kullanımı 2 inci ateşli romatizma  atağını önlemek için aylarca hatta yıllarca kullanılabilir. Yüksek dozda aspirin  ve bazen Steroidler ateşli romatizmaya bağlı iltihabı ortadan  kaldırabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu unutulmamalıdır ki, boğaz ağrısı basit fakat yaygın  bir problemdir. Ve eğer streptokoksal enfeksiyon varsa ve tedavi edilmeden  bırakılırsa, ileride ciddi ve uzun süreli bir kalp hastalığına sebep olabilir&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-4303452935523601172?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/4303452935523601172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/4303452935523601172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/ateli-eklem.html' title='ateşli eklem'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-5743372382055093526</id><published>2008-03-15T16:45:00.001-07:00</published><updated>2008-03-15T16:45:41.683-07:00</updated><title type='text'>aşıların yan etkileri</title><content type='html'>&lt;h1 title="aşıların yan etkileri aşılar bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;aşıların  yan etkileri aşılar&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;AŞILARIN YAN ETKİLERİ&lt;br /&gt;1) Yerel Yan Etkiler : Sık  görülür. Aşı yerinde hassasiyet ve ağrı bir iki gün içinde kaybolur. Bazan aşı  uygulanan bölgede bir sertlik oluşabilir, haftalarca devam edebilir. Abseleşme  olmadıkça tedavi gerektirmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Genel Yan Etkiler : Ani tansiyon  düşmesi, gırtlakta gelişen ödem, şiddetli allerji hayatı tehdit edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bazı çocuklarda baş ağrısı, mide barsak sistemi  rahatsızlıkları görülebilir, bir iki gün içinde kendiliğinden geçer. Aşı  sonrasında % 10-20 olasılıkla ortaya çıkan ateş, ateş düşürücülerle bir iki  günde kaybolur. Kızamık ve kızamıkçık aşılarının ateşi geç olarak 5-12 gün  içinde ortaya çıkmaktadır. Tedavi yaklaşımı aynıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Deri  Reaksiyonları : Aşı yerinde, bazan da aşı yeri dışında döküntüler görülebilir.  Kızamık aşısı olanların % 2-5'inde, kızamıkçık aşısı yapılan çocukların % 5-10  kadarında 6-12. günler arasında cilt döküntüleri ortaya  çıkabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) Böbrekle İlgili Sorunlar : Böbrek hastalığı olan  çocuklarda aşılama sonrasında idrarda protein çıkışı artmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5)  Sinir Sistemiyle İlgili Sorunlar&lt;br /&gt;a) Havale: Boğmaca aşısına bağlı havale  sıklığı 6-18 aylık çocuklarda binde bir civarındadır. Meydana geldiğinde  herhangi bir iz bırakmaz. Ancak asellüler boğmaca aşısıyla bu tip sorunların  sıklığı çok düşük seviyelere indirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Şok: Boğmaca aşısından  sonra 6-10 saat içinde cilt renginde solma, bazan morarma ve huzursuzluk  birdenbire başlayabilir. Bir kaç dakikada kendiliğinden iyileşir. Allerjik  çocuklarda daha sık görülmekle birlikte genel olasılık on binde bir  kadardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Uzun Süren Ağlama: 3-6 aylık çocuklarda aşıdan 6-10 saat  sonra ortaya çıkan ve nadir görülen bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d) Beyinde Fonksiyon  Bozukluğu : Boğmaca aşısına bağlı olarak milyonda bir olasılıkla meydana gelir.  Daha önce de sözünü ettiğimiz asellüler boğmaca aşısı iyi bir alternatif  olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;e) Ölüm: Çok nadiren boğmaca aşısı sonrasında, bilinmeyen  nedenlerle meydana gelebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6) Felç : Canlı çocuk felci  aşısısından sonra üç milyonda bir olasılıkla felç ortaya çıkabilmektedir. Bu  ciddi sorun özellikle bağışıklık sistemiyle ilgili problemleri olan bebeklerde  meydana çıkabilmektedir. İnaktif (ölü) çocuk felci aşısı uygulanan bireylerde bu  gibi yan etkiler görülmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7) Beyin İltihabı : Kızamık aşısı  sonrasında binde bir, kuduz aşısını takiben 16-32 binde bir sıklıkla beyin  iltihabı meydana gelebilmektedir. Son yıllarda üretilmiş olan kuduz aşılarında  bu problem tümüyle ortadan kaldırılmıştır. kızamıkçık ve çocuk felci aşısından  sonra nörolojik yan etki nadirdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8) Eklem Problemleri : Kızamıkçık  aşısı eklem reaksiyonlarına neden olan tek aşıdır. Sıklığı çocuklarda % 1,  erişkinlerde % 5-10 kadardır. Tedavisiz kendiliğinden iyileşir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9) Lenf  Bezesi Şişmesi : Kotuk altında lenf bezesi şişmesi, BCG (verem) aşısı sonrasında  % 6-12 sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Başka bir deyişle BCG yapılan her 20  çocuktan bir ikisinde bu reaksiyon görülmektedir. BCG aşısına bağlı lenf bezesi  şişmesi genellikle kendiliğinden düzelir, ilaç tedavisi gerekmez. Abseleşme  olursa ayrıca müdehale gerekebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10) Kemiklerle İlgili Sorunlar : BCG  aşısı yapılan çocuklarda kemik iltihabı gelişme sıklığı milyonda bir  civarındadır. Aşı yerine yakın bölgedeki kemikte görülür. Özel tedavi  yaklaşımlarını gerektirir.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-5743372382055093526?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/5743372382055093526'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/5743372382055093526'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/alarn-yan-etkileri.html' title='aşıların yan etkileri'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-5511751899399777747</id><published>2008-03-15T16:44:00.000-07:00</published><updated>2008-03-15T16:45:00.290-07:00</updated><title type='text'>aşı takvimi</title><content type='html'>&lt;h1 title="aşılar aşılama programları aşı takvimi bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;aşılar  aşılama programları aşı takvimi&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Etkili bir bağışıklık için, temel aşıların  doğru ve eksiksiz yapılması esastır. Verilecek aşı miktarları, enjeksiyon  sayıları ve aralarındaki süreler, ilk ve daha sonraki tekrarlar gerektiği  şekilde uygulanmalıdır. Enjeksiyonlar arasındaki ideal süre 1 ay olmakla  birlikte çeşitli nedenlerle daha erken ya da geç yapılan uygulamalarda programa  yeniden başlanmasına ya da enjeksiyonun tekrarlanmasına gerek yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ &lt;u&gt;Rutin Aşı Takvimi&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;• Doğum Hepatit  B&lt;br /&gt;• 1 ay Hepatit B&lt;br /&gt;• 2 ay BCG&lt;br /&gt;• 2 ay DTP + TOPV&lt;br /&gt;• 3 ay DTP (*) +  TOPV&lt;br /&gt;• 4 ay DTP (*) + TOPV&lt;br /&gt;• 6 ay Hepatit B&lt;br /&gt;• 9 ay Kızamık&lt;br /&gt;• 16 ay  DTP (*) + TOPV&lt;br /&gt;• 4-6 yaş DTP (*) + TOPV&lt;br /&gt;• 14-16 yaş dT (**)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;▪  Hepatit B: B tipi sarılık aşısı.&lt;br /&gt;▪ BCG: Verem aşısı.&lt;br /&gt;▪ DTP: "Difteri  Boğmaca Tetanoz" karma aşısı.&lt;br /&gt;▪ TOPV: Ağızdan "Çocuk felci" aşısı.&lt;br /&gt;▪ dT:  Eriştin tip difteri aşısı içeren "difteri Tetanoz" aşısı.&lt;br /&gt;(*) İlk karma  aşıyla havale ve bilinç kaybı gözlenenlere DT (Difteri Tetanoz" aşısı  uygulanır.&lt;br /&gt;(**) Erişkin tip difteri Tetanoz aşısı bulunamazsa yalnızca  Tetanoz aşısı yapılır. 10 yılda bir tekrarlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;♥ Ana Çocuk Sağlığı  Merkezi ve Sağlık Ocaklarında rutin olarak uygulanmayan diğer  aşılar:&lt;br /&gt;"Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak" MMR (15. ay ve 5 yaş), "Hepatit A"  (0.1.6. ay), "Hemofilus influenza tip b" Hib (DTP+TOPV ile beraber) ve "Su  çiçeği" aşılarının (15. ay MMR ile beraber) olanaklar elveriyorsa rutin olarak  uygulanması sağlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ RUTİN OLARAK UYGULANAN AŞILAR&lt;br /&gt;1983  yılında UNICEF (Dünya Çocukları Yardım Fonu) tarafından başlatılan "Çocuk  Yaşatma Devrimi"nin ilkelerinden biri de tüm çocukları aşı ile korunulması  mümkün, öldürücü ve sakat bırakıcı altı hastalık olan tüberküloz (verem),  difteri, boğmaca, tetanoz, çocuk felci ve kızamıktan korumaktır. Ülkemizde bu  aşıların uygulanmasına öncelik verilmektedir. T.C. Sağlık Bakanlığı 1998 yılı  itibariyle hepatit b aşısını da rutin aşı takvimi içine almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aileler  çocuklarını bir yaşını doldurmadan önce b tipi sarılık, tüberküloz, difteri,  boğmaca, tetanoz, çocuk felci ve kızamığa karşı aşılatmış olmalıdırlar. Aşılar,  çocukları bir çok tehlikeli hastalıktan korur. Aşılanmamış çocuklarda beslenme  bozukluğu, sakatlık ve ölümler aşılı olanlardan daha sık görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Rutin  Olarak Uygulanan Aşılar&lt;br /&gt;• BCG (Verem)&lt;br /&gt;• Difteri-Boğmaca-Tetanoz&lt;br /&gt;•  Çocuk Felci (ağızdan, canlı)&lt;br /&gt;• Kızamık&lt;br /&gt;• Hepatit B (B tipi sarılık) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Güncel Aşılar&lt;br /&gt;• Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak (MMR)&lt;br /&gt;• Hemofilus  influenza Tip B (Hib)&lt;br /&gt;• Hepatit A (A tipi sarılık)&lt;br /&gt;• Asellüler Boğmaca &lt;br /&gt;• Çocuk Felci (adale içine, ölü)&lt;br /&gt;• Su Çiçeği&lt;br /&gt;• Grip (influenza) &lt;br /&gt;• Diğer&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Geliştirilmekte Olan Aşılar&lt;br /&gt;• Parazit Aşıları&lt;br /&gt;•  AIDS'e karşı aşı&lt;br /&gt;• Kanser Aşıları&lt;br /&gt;• Diğer&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ AŞILARIN BİRLİKTE  UYGULANMASI&lt;br /&gt;Bir kez uygulanmakla tam bağışıklık sağlaması, aşılanan her  bireyde ömür boyu bağışıklık bırakması ideal bir aşının özellikleridir.  Zayıflatılmış bazı canlı virus aşıları dışında bu ideale ulaşmak henüz mümkün  olmamıştır. Kalıcı ya da uzun süreli bağışıklık için aşıların bir arada ve belli  aralıklarla tekrarlar halinde uygulanması gerekmektedir. Aşılama programı, aynı  anda bir çok aşının beraber yapılarak, olabildiğince çok sayıda hastalığa karşı  direnç gelişimini sağlamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir arada kullanılan aşılar, iki yolla  ugulanmaktadır. Birincisi birden fazla aşının üretim aşamasında aynı enjektör  içinde karıştırılarak kullanıma sunulması, ikincisi ise birden fazla aşının  farklı enjektörlerde değişik vücut bölgelerine uygulanmasıdır. Aksi  belirtilmedikçe aşılar, uygulayan kişi tarafından aynı enjektöre çekilerek  karıştırılmamalıdır. Bu durumun bir istisnası karma aşı ile Hib aşısının aynı  enjektör içinde verilebilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birlikte kullanıma sunulan aşılar, söz  konusu aşılara özgü yan etkileri şiddetlendirmezler. Kombine aşıların en iyi  bilineni "karma aşı"dır. (Difteri-Boğmaca-Tetanoz).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıda bazı kombine  aşı grupları sunulmuştur. Her biri son derece güvenilir ve etkili  aşılardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kombine Aşılar&lt;br /&gt;Difteri + Boğmaca + Tetanoz DTP&lt;br /&gt;Difteri  + Tetanoz DT&lt;br /&gt;Erişkin tip Difteri + Tetanoz dT&lt;br /&gt;Kızamık + Kızamıkçık +  Kabakulak MMR&lt;br /&gt;Difteri + Boğmaca + Tetanoz + Ölü Çocuk Felci DTP + IPV &lt;br /&gt;Difteri + Boğmaca + Tetanoz + Ölü Çocuk Felci + H. influenza tip b DTP +  IPV+ Hib&lt;br /&gt;Difteri + Tetanoz + Ölü Çocuk Felci DT + IPV&lt;br /&gt;Difteri +  Asellüler Boğmaca + Tetanoz DTPa&lt;br /&gt;Difteri + Asellüler Boğmaca + Tetanoz + Ölü  Çocuk Felci DTPa + IPV&lt;br /&gt;Difteri + Asellüler Boğmaca + Tetanoz + H. influenza  tip b DTPa + Hib&lt;br /&gt;Difteri + Asellüler Boğmaca + Tetanoz + Ölü Çocuk Felci +  Hib DTPa+IPV+Hib&lt;br /&gt;Difteri + Asellüler Boğmaca + Tetanoz + Hepatit B DTPa +  HBV&lt;br /&gt;Difteri + Asellüler Boğmaca + Tetanoz + Hepatit B + Hib  DTPa+HBV+Hib&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ ÖZEL DURUMLARDA AŞILAMA&lt;br /&gt;Böbrek Hastalıkları&lt;br /&gt;Kalp  Hastalıkları&lt;br /&gt;Şeker Hastalığı&lt;br /&gt;Allerjik Hastalıklar&lt;br /&gt;Gebelik &lt;br /&gt;Bağışıklık Yetersizliği&lt;br /&gt;İlaç Tedavisi&lt;br /&gt;Sinir Sistemi Hastalıkları &lt;br /&gt;Kan Hastalıkları&lt;br /&gt;Kanser&lt;br /&gt;Prematürelik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Böbrek  Hastalıkları&lt;br /&gt;Aşılama sırasında gelişen, "proteinüri" adı verilen, idrarda  protein atılımı durumu çoğu kez hekim ve ailede kaygı uyandırır. Böbrek  hastalığı olan ya da böbrek hastalığına eğilimi olan çocuklarda proteinürinin  ortaya çıkışı sıklıkla aşılamaya ara verilmesine yol açmakta, çocuklar bir çok  ciddi hastalığa karşı savunmasız kalmaktadırlar. Fransa gibi bazı ülkelerde  kronik böbrek hastalığında aşı uygulanması yasalarla engellenmiştir. Fakat  çeşitli araştırıcılar tarafından, aşı takvimlerinde verilen dozlarda ayarlamalar  yapılmak suretiyle uygulanan şemalarla güvenilir bir bağışıklamanın  sağlanabileceği ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böbrek hastalığı olan kimselerde,  yapılan çeşitli çalışmalarla, BCG, ağızdan çocuk felci aşısı, karma aşı,  kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşılarının güvenle kullanılabileceği  kanıtlanmıştır. Yalnızca tifo aşısının yapılması önerilmemektedir. Aşılar  olabildiğince hastalığın iyilik dönemlerinde uygulanmalı, bir dozun tamamı  uygulanmadan önce azaltılmış dozlar uygulanıp, idrarda protein atılımı ölçülerek  durum değerlendirmesi yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;√ Kalp Hastalıkları&lt;br /&gt;Durumu stabil  (durağan) olan çocuklarda aşılama tehlikesiz bir girişimdir. Romatizmal kalp  hastalığı olanlarda, aktif dönemde aşı yapılmamalıdır. Kalp hastalığı olan  çocuklarda influenza ve kızamık aşıları özellikle ve ilk fırsatta  yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeker Hastalığı (Diabet)&lt;br /&gt;Diabetli çocukların  infeksiyonlara direnci çok daha düşüktür. Bu nedenle genel kanının aksine, şeker  hastalığı olan çocuklarda aşılama programlarına çok daha fazla önem  verilmelidir. Hastalık kontrol altındaysa, çocuğun genel durumu iyiyse, idrarda  şeker atılımı en alt düzeylerde ve idrar çıkışı normalse diabtli çocuklarda aşı  uygulamalarının herhangi bir sakıncası yoktur. Dikkat edimesi gereken tek konu,  tifo ve paratifo aşılarının yarasız ve tehlikeli olduğu için uygulama dışında  bırakılması gerektiğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allerjik Hastalar&lt;br /&gt;Günümüzde yaygın olarak  kullanılan aşıların daha saf olarak hazırlanmaları nedeniyle, allerjik  bireylerde aşılama sonrasında allerjik reaksiyonlar ve yan etkiler son derece  azalmıştır. Aşılar, mikrobun üretildiği ortama ait bazı maddeleri de içerirler.  Bazı aşılarda yumuta proteinleri (influenza, kabakulak, kızamık) eser miktarda  bulunur. Yumurta allerjisi olanlarda ürtikere yol açabilir. Kimi aşılar ise az  miktarda antibiyotik içerir. Kanamisin, neomisin gibi antibiyotiklere allerjisi  olanlarda döküntüler meydana gelebilir. Ancak bu gibi reasiyonlar nadiren yaşamı  tehdit edecek boyutlara ulaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allerjik kimselere tifo ve paratifo aşısı  yapılmamalıdır. Allerjik çocuklar, hastalıklarının aktif döneminde  aşılanmamalıdır. Aşının allerjik kişi için tehlike yaratabileceği bilinen  herhangi bir antibiyotik içermediğinden emin olunmalıdır. Şüpheli durumlarda  seyreltilmiş aşıyla test yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Gebelik  &lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;Hamile Kadınlarda Zarasız Olan Aşılar&lt;/u&gt;:&lt;br /&gt;Tetanoz&lt;br /&gt;İnfluenza (  grip )&lt;br /&gt;Çocuk Felci ( ölü IPV )&lt;br /&gt;Kolera&lt;br /&gt;Hepatit B&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;Yalnızca  Gerekli Durumlarda Yapılması Gereken Aşılar&lt;/u&gt;:&lt;br /&gt;BCG&lt;br /&gt;Boğmaca&lt;br /&gt;Difteri &lt;br /&gt;Kızamık&lt;br /&gt;Meningokok&lt;br /&gt;Pnömokok&lt;br /&gt;Kuduz&lt;br /&gt;Kabakulak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;Hamile  Kadınlara Yapılmaması Gereken Aşılar&lt;/u&gt;:&lt;br /&gt;Çocuk Felci (canlı  TOPV)&lt;br /&gt;Kızamıkçık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağışıklık Yetersizliği&lt;br /&gt;Doğumsal ya da sonrada  edinilen bağışıklık yetmezliği durumlarında canlı aşılar kesinlikle  kullanılmamalıdır. BCG, kızamık, su çiçeği gibi canlı aşılar takvim dışı  bırakılmalıdır. İnaktif (ölü) aşılar ise aşının etkin ve güvenilir olduğu  kanıtlanmışsa kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlaç Tedavisi Alan Hastalar&lt;br /&gt;Kortizon ve  kanser ilaçları kullanılan çocuklarda canlı aşı kullanımı sakıncalıdır. Bu tip  ilaçlar bağışıklık sistemini baskıladıkları için BCG, kızamık ve su çiçeği aşısı  uygulamalarından kaçınılmalıdır. Lösemili çocuklar tedavi nedeniyle bağışıklık  sistemi baskılanmasının tipik bir örneğidirler. Bu çocuklarda aşılamanın, tedavi  başlanmadan üç ay önce bitmiş olması gerekmektedir. 3 - 12 ay içinde ilaç  tedavisi almayacak olanlara kızamık aşısı yapılabilir. İnaktif (ölü) aşılar  lösemili çocuklarda güvenle kullanılabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinir Sistemi  Hastalıkları&lt;br /&gt;İlerleyici beyin ve sinir hastalığı olanlarda aşılama yapılmaz.  Geçmişinde havale öyküsü olan bebeklerde aşılar dikkatle uygulanır. Boğmaca  aşısıyla ilgili ciddi sorunlar ortaya çıkmışsa takvimden çıkarılır. Asellüler  boğmaca aşısı (DTPa) ile nörolojik yan etki olasılığı düşüktür. Saralı  çocuklarda, havale geçirmeye eğilimli bebeklerde ateş düşürücü ve gerekirse  havale önlyici "diazem" koruması altında aşı yapılabilir. Doğumda beyin  zedelenmesi nedeniyle arazları olan çocuklarda aşı uygulamaları 1 yaşına dek  ertelenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan Hastalıkları&lt;br /&gt;Kan dinmezliği (hemofili)  hastalarında kanamaya eğilim nedeniyle aşılar, hemen altında kemik bulunan,  kanama olduğu taktirde kolay baskı uygulanabilecek bir bölgeye yapılmalıdır.  Akdeniz anemisi (talasemi) olan çocuklarda olduğu gibi kan nakli gereken  durumlarda, canlı aşı yapılacaksa, kan verilmesinden en az 6 hafta sonra aşı  uygulanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanser&lt;br /&gt;Canlı aşılar kanserli hastalarda sakıncalıdır.  Ölü (inaktif) aşıların kullanımı herhangi bir sorun oluşturmaz. Aşıların,  hastalığın tedavi uygulanmayan iyilik dönemlerinde yapılması uygun olur. BCG  (verem) aşısı canlı aşı olmakla birlikte kanserli hastalarda ciddi bir yan  etkiye yol açmaz. Eğer kanserli hasta kuduz bir hayvan tarafından ısırılmışsa,  aşı mutlaka yapılmalıdır. Kanser tedavisi tamamlanarak iyileşmiş hastalarda  aşılar güvenle verilebilir. Ancak enjeksiyonun radyoterapi ya da ameliyat  olunmuş bölgenin dışında bir tarafa uygulanması yerinde  olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prematürelik&lt;br /&gt;Yapılan çeşitli araştırmalarla prematüre bebeklerin  2 aydan itibaren aşılanmasının herhangi bir sorun yaratmadığı kanıtlanmıştır.  Ancak hastanede yatmakta olan prematürelere, diğer bebeklere bulaşma riski  nedeniyle canlı oral çocuk felci aşısı yapılmamalıdır. Vücut ağırlığıyla aşılara  bağlı yan etkiler arasında doğrudan bir ilişki olmamakla birlikte Fransa'da BCG  aşısının 3 kilogramın altındaki çocuklara uygulanmaması yasal bir zorunluluktur.  Ülkemizde bu konuda klinikler arasında farklı uygulamalar mevcuttur&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-5511751899399777747?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/5511751899399777747'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/5511751899399777747'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/takvimi_15.html' title='aşı takvimi'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-5386963605185670786</id><published>2008-03-15T16:43:00.000-07:00</published><updated>2008-03-15T16:44:08.360-07:00</updated><title type='text'>gebelikte aşı</title><content type='html'>&lt;h1 title="aşılama gebelikte aşı kontrendikasyonlar bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;aşılama  gebelikte aşı kontrendikasyonlar&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aşılama için kesin kontrendikasyonlar&lt;br /&gt;•   Ağır hastalık, aynı aşıya daha önceden anaflaktik tipte reaksiyon, aşının  içinde bulunan yumurta proteinine aşırı duyarlılıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Gebelerde ve  immün yetmezliği olanlarda zorunlu kalmadıkça canlı aşı verilmemelidir. Gebelere  varisella, MMR ve BCG aşısının yapılması, AİDSli hastalara ise oral polio, BCG  ve varisella aşısının yapılması kesin kontrendikedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Gebelerde Difteri ve Tetanoz aşısı yapılabilir. Zorunlu  hallerde İnfluenza, Hepatit B ve Polio, kolera aşısı yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•   Prematürelerde klinik olarak hasta stabilize olduğunda başlanmalı, kronolojik  yaşı 2 ay olduğu zaman aşılanmalıdırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşılamada uygulanan yanlış  kontrendikasyonlar&lt;br /&gt;•  Sağlıklı bir çocukta hafif ateşli bir enfeksiyon veya  ishal,&lt;br /&gt;•  Prematürelik,&lt;br /&gt;•  Antibiyotik alımı,&lt;br /&gt;•  Annenin gebe  olması,&lt;br /&gt;•  Anne sütüyle beslenme,&lt;br /&gt;•  Nonspesifik bir allerji öyküsü,&lt;br /&gt;•   Penisillin allerjisi,&lt;br /&gt;•  Boğmaca ve kızamık aşısı yapılacaklarda ailede  konvülsiyon öyküsünün bulunması.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span title="aşılama gebelikte aşı kontrendikasyonlar"  style="font-size:100%;"&gt;• 2130 defa okundu&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-5386963605185670786?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/5386963605185670786'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/5386963605185670786'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/gebelikte.html' title='gebelikte aşı'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-919747932080845122</id><published>2008-03-15T16:42:00.000-07:00</published><updated>2008-03-15T16:43:15.988-07:00</updated><title type='text'>aşı takvimi</title><content type='html'>&lt;h1 title="aşı takvimi hastalıklar bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;aşı  takvimi hastalıklar&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;√ AŞI NEDİR, NİÇİN GEREKLİDİR , Ağır veya hatta bazen  ölümcül seyredebilen birçok Çocuk Hastalığının önlenebilmesi rutin aşılama ile  sağlanabilir. Aşılar zayıflatılmış canlı virüslerden(kızamık, kabakulak,  kızamıkcık, su çiçeği, polio) ya da bakterilerin yada virüslerin inaktive  edilmiş bağışıklık sağlıyan ögelerinden (polio, hepatit b, boğmaca, grip,  haemophilus influenza tip b, pnömokok) hazırlanmış olabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm çocuklar için önerilen aşılara ek olarak,  yüksek risk taşıyan birçok durum ek aşılamaları gerektirebilir. Sadece çocukluk  çagına özgü olduğu sanılan bazı bulaşıcı hastalıkların gençlere ve  yetişkinlererede geçebileceği unutulmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle Çocuk ve Genç  Doktorları bulaşıcı tehlikeli hastalıklara önlem olarak aşılama yolu ile vücuda  bağışıklık kazandırılmasını salık verirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önerilen aşıların insan  sağlığı için büyük faydaları ve tehlikeli hastalıkları önlemesi yanısıra çok çok  ender olarak bazı durumlarda sıhhati zedebileyici yan etkileri gözlendiği  olmuştur. Ancak bu günümüzün modern aşıları sayesinde son derece azaltılmıştır.  Geçici olarak aşı yerinde kızarıklık, deride döküntü , ateş  görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlar iz bırakmadan kaybolur. Bu genelde kalıcı  değildir ve korkmayı gerektirmez. Aşılar hakkında daha ayrıntılı bilgi edınmek  isterseniz kendi doktorunuza danışınız. Ancak bu durumda iyi almanca bilmeniz  gerekir. Aksi halde iyi almanca bilen bir yakınınızı veya bir Tercümanı yanınıza  almanızı salık veririm. Çocuklar yardımıyla yapılan tercümeler genellikle  yetersiz kalmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;√ AŞI TAKVİMİ&lt;/b&gt;  &lt;div align="center"&gt; &lt;center&gt; &lt;table border="0" cellpadding="0" cellspacing="4" height="274" width="97%"&gt; &lt;tbody&gt; &lt;tr&gt; &lt;td align="center" height="21" valign="center" width="33%"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style="color:#008000;"&gt;Önerilen ya  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style="color:#008000;"&gt;&lt;span style="color:#008000;"&gt;&lt;b style=""&gt;ş&lt;/b&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#008000;"&gt;&lt;span style="color:#008000;"&gt;&lt;span style="color:#008000;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td align="center" height="21" width="33%"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style="color:#008000;"&gt;A &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style="color:#008000;"&gt;&lt;span style="color:#008000;"&gt;&lt;b style=""&gt;şı&lt;/b&gt; &lt;b style=""&gt;&lt;span style="color:#008000;"&gt;lar &lt;span style=""&gt;&lt;span style="color:#008000;"&gt;    &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td align="center" height="21" valign="center" width="34%"&gt;&lt;span style="color:#008000;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;b style=""&gt;Zamanlama&lt;/b&gt;&lt;b style="color: red;"&gt;  &lt;/b&gt;&lt;b style=""&gt; &lt;/b&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td height="17" width="33%"&gt;(Doğumu takriben) &lt;/td&gt; &lt;td height="17" width="33%"&gt;(Hepatit B) &lt;/td&gt; &lt;td height="17" width="34%"&gt;(Anne taşıyıcı ise), yoksa &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td height="23" width="33%"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;10. hafta&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;      &lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td height="23" width="33%"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;1. DTPa-IPV&lt;span style=""&gt;   &lt;/span&gt;ve&lt;span style=""&gt;   1.  &lt;/span&gt;HEP B-Hib&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td height="23" width="34%"&gt;&lt;span style="color: purple;"&gt;dört hafta sonra&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 14pt; color: black;"&gt;&lt;o:p&gt;    &lt;/O:P&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td align="left" height="23" valign="top" width="33%"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;14 hafta  (3.5 ay)&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td height="23" width="33%"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;2. DTPa-IPV &lt;/span&gt; &lt;/td&gt; &lt;td align="left" height="23" valign="top" width="34%"&gt;&lt;span style="color: purple;"&gt;dört hafta sonra&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 14pt; color: black;"&gt;&lt;o:p&gt;    &lt;/O:P&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td height="21" width="33%"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;18. hafta (4.5 ay)&lt;/span&gt; &lt;/td&gt; &lt;td height="21" width="33%"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;3. DTPa-IPV&lt;span style=""&gt;   &lt;/span&gt;ve&lt;span style=""&gt;   2.  &lt;/span&gt;HEP B-Hib&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 14pt; color: black;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td height="21" width="34%"&gt;&lt;span style="color:#800080;"&gt;altı (dokuz) az sonra 3. Hepatit B  &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td height="21" width="33%"&gt;12 ay                                &lt;span style=""&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;&lt;span style=""&gt;(1 Yaş)  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td height="21" width="33%"&gt;MMR &lt;span style="color:#000000;"&gt;(kızamık, kabakulak,  kızamıkcık) &lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td height="21" width="34%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td height="21" width="33%"&gt;13-14 ay &lt;/td&gt; &lt;td height="21" width="33%"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;4. DTPa-IPV&lt;/span&gt; &lt;span style=""&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;(tekrar)  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;3. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;HEP B-Hib&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td height="21" width="34%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td height="21" width="33%"&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;                                       (3 Yaş) &lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td height="21" width="33%"&gt;MMR &lt;span style="color:#000000;"&gt;(kızamık, kabakulak,  kızamıkcık) &lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td height="21" width="34%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td height="21" width="33%"&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;                                      (6-7 Yaş) &lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td height="21" width="33%"&gt;Td &lt;/td&gt; &lt;td height="21" width="34%"&gt;Okula başlamadan önce&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt;&lt;br /&gt;&lt;td height="21" width="33%"&gt;&lt;br /&gt;11(ile 18) Yaş (arası)&lt;/td&gt; &lt;td height="20" width="33%"&gt;Pa    tekrar/rapel &lt;/td&gt; &lt;td height="20" width="34%"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td height="21" width="33%"&gt;&lt;span style="color:#0000ff;"&gt;                                       ( 12 Yaş) &lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;td height="21" width="33%"&gt;IPV (Polio Salk)&lt;/td&gt; &lt;td height="21" width="34%"&gt;sonra 10 senede bir Td  &lt;span style="color:#000000;"&gt;tekrar/rapel &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/center&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;--- &lt;br /&gt;Yorumlama: D= difteri, d=difteri (yetişkin dozu), T= tetanoz, Pa= boğmaca  aselluler), HEP B=hepatit b, Hib=haemophilus influenzae tip b, IPV polio salk,  MMR (kızamık, kabakulak, kızamıkcık) NOT: Yukarıda yazılı aşı kombinasyonları  dışında piyasada başka DTPa-Hib-IPV, DTPa-Hib-Hep B, Td-Pa, Td-IPV gibi başka  aşı kombinasyonları da vardır. Aşı kombinasyonlarının seçimi aşılayan doktora  göre değişebilir.&lt;br /&gt;ayrıca yukarda yazılı aşı zamanları kesin olarak  yorumlanmamalıdır. Duruma göre değişiklikler yapılabilir&lt;br /&gt;---&lt;br /&gt;√  HASTALIKLAR&lt;br /&gt;• Difteri : Nedeni difteri basili olan bir sepici bir  hastalıktır. Öksürme(damlacık),toz veya köpükle geçer.&lt;br /&gt;Üst solunum yollarında  yalancı membran oluşturarak tıkanmaya yol açar. Aşılama kullanımına başlanmadan  önce boğulma veya miyokardit (kalbadelesi yangılanması) sonucu ölüm oranı %30-50  arasındaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Tetanoz (kilitli çene) : Mikrobu toksin (zehir) üreten  tetanoz basilidir. Yaralara bulasır.Yeni doğan bebekte kordona bulaşma, daha  büyük çocuklarda derin delici yaralanmada geçebilir. Çene kaslarında sertleşme  çene hareketlerini kısıtlar, yutma zorluğu olur, Yüz ve sırt kaslarında  gerilmeler olur. Solunum kaslarının spazmı hava yolunun tıkanması ve solunum  yetersizliğine yol açar.Hastanın bilinci yerinde olduğundan agrıları tamamıyla  duyumsar.Düzelme 2-6 hafta sürebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Boğmaca : Boğmaca bakterisi  solunum yolları enfeksiyonu yapar.Devamlı artan öksürük 3. haftada doruk  noktasına erişir, hastalar nöbetler halinde arkaarkaya, boğulur gibi öksürür,  surat masmavi olur, bazan balgam çıkarır. Bu durum 3 hafta devam ettikten sonra,  arkasından öksürük geçene kadar bir  3 hafta kadar daha gecer. Bronşit, ve  Zatüre sıkca gözlenir. Bir yaşın altındaki bebekler de ölüm olabilir. Bunlar  cogu kez hastane tedavisine mecbur kalırlar. İlaçlar sadece komplikasyonu  azalırlar, hastalığın gidişatı hemen aynı kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Poliomiyelit (Çocuk  Felci) : Poliovirüsünün neden olduğu bu hastalık bulaşan kişilerin %95 de  belirtisiz geçer,  diğerlerinde ateş, halsizlik, bulantı, kusma,bazan aseptik  menenjit bulguları olur. Paralitik(Felçe yol acan) tipte ise kalıcı felç  görülebilir. Bebeklerde felç solunum yetersizliği nedeniyle ölüme yol acar.  Yetişkinlerde bu hastalığa yakalanabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hemofilus influenza b :  Menenjit, akut epiglottit(hava yolu tıkanmasi), Zatüre gibi hastalıklara neden  olan bir bakteridir. Hib- Aşısının yaygın olarak kullanilmasından önce hemofilus  influenza tip b, 1 ay ile 4 yas arasındaki çocuklarda Menenjitin(beyin zarı  iltihabı) sık görülen bir etkeniydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Hepatit B (bulaşıcı sarılık) :  Bulaşıcı sarılığın bir çeşit virüsüdür . Kan veya vücut salgıları yoluyla  bulaşır. Karaciğer yangılanmasına yol açar. Genellikte sarılık yapmasına rağmen  sarılık görünmeden geçen cinsleride vardır. Bazı durumlarda süregenleşebilir  .Sonunda karaciğer sirozu ve sirozda görünen kansere kadar gidebilir. Sekelsiz  iyileşen hastaların bir kısmında, hastalığın geçmesine rağmen kan halen  bulaşıcıdır. Bu kişilere Taşıyıcı denir. hamilelikte anneden bebeğe geçer. Bu  durumlarda aşı ile korunma yapılamazsa hepatit b bulaşır.bebeklerde hastalığın  gidişi daha kötü olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kızamık : Mikrobu çok bulaşıcı olan kızamık  virüsüdür. Bir damlacık enfseksiyonudur. Giriş kapısı solunum yolu ve  konjunktiva(göz zarı)dır. Kuluçka zamanı önbelirtilerin çıkışına kadar 10  gündür.Grip gibi başlıyan ateşli hastalık 3-4 gün sonra döküntülerin çıkmasıyla  daha kötüleşir, ateş 40-41 dereceye kadar yükselir.Çocuklar yemek ve içmeyi  redederler. Bronşit, Zatüre, Ortakulak iltihabi, ishal, su kaybı gibi  komplikasyonlar sık görülür. Ansefalit (beyin iltihabı) çok korkulan bir  komplikasyondur. Ölüm ve kalıcı sekeller olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kabakulak : Parotis  bezinin aniden iltihabi şişmesidir. Hastalığa diğer tükrük bezleride iştirak  edebilir. Kulakların alt-ön kısmında oluşan şişme bilhassa yemek yerken.ağrı  yapar. Şişlik elle bakınca hamur gibi algılanır.Ateş olabilir. Tek tarafta  baslıyan şişlik, çok defa 1-2 gün sonra diğer tarafa geçer.gencler ve  yetişkinlerde orşit (hayaların iltahabı) veya pankreas bezı iştirakında karın  ağrısı olur. Kabakulakta görülen menenjit (beyin zarı yangılanması)şişliğin  inmesinden 9 gün sonra başlar. Bu vakalarda ortaya baş ağrısı, bulantı, kusma,  yüksek ates, ense sertliği, kramp,temas hassasiyeti menenjit  göstergesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Kızamıkcık(rubella) : Virüs yayılımı burun-boğaz  salgılarından veza anneden bebeğe plasenta(son) üzerinden geçmesiyle olur.  Genellikle hafif soğuk algınlığı belirtileri ile başlar, kulakarkasında  bezelerin şismesi yanısıra belirgin döküntü başlar,  vücuda yayılır. Üç gün  sürer . Özellikle daha büyük kızlarda eklemlerde ağrı, poliartrit (genellikle  ellerde) bulunabilir. Kızamıkcık geçirmemiş veya aşılanmamış annelere kızamıkcık  ilk üç ayda bulaşırsa, çocuklarda doğumsal kızamıkcık sakatlığa yol açar&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-919747932080845122?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/919747932080845122'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/919747932080845122'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/takvimi.html' title='aşı takvimi'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-1312981216506690744</id><published>2008-03-15T16:41:00.002-07:00</published><updated>2008-03-15T16:42:35.131-07:00</updated><title type='text'>çocuk felci</title><content type='html'>&lt;h1 title="asellüler boğmaca aşısı çocuk felci aşısı bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;asellüler  boğmaca aşısı çocuk felci aşısı&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;u&gt;Asellüler Boğmaca Aşısı&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;√ Boğmaca  yılda ortalama 40 milyon kişiyi etkilemekte ve her yıl bütün dünyada yaklaşık  340 bin ölüme yol açmaktadır.&lt;br /&gt;√ Aşılama, boğmacanın önlenmesinde etkili bir  yöntemdir.&lt;br /&gt;√ Yıllardır kullanılan tam hücreli aşının koruyuculuğu oldukça  yüksektir (Karma aşı içinde yer alır: DTP).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;√ Ancak bazı çocuklarda ortaya çıkan yan etkiler sonucu aşının  takvim dışı bırakılması, bu çocukların boğmacaya karşı korunmasız kalmalarına  neden olmuştur.&lt;br /&gt;√ Tam hücreli boğmaca aşısının en kaygı duyulan yan etkisi,  yüksek ateş ve havale geçirme şeklinde ortaya çıkan komplikasyonlardır.&lt;br /&gt;√  Yüksek ateş (40.5º C), inatçı durdurulamayan ağlamalar, ve konvülsiyonlar  boğmacanın takvim dışı bırakılmasını gerektirmektedir.&lt;br /&gt;√ Bu yan etkinin  sıklıkla ortaya çıkışı aşı şemalarına uyumu zaman zaman güçleştirmektedir.&lt;br /&gt;√  Hücresiz formda daha az yan etki ortaya çıktığı ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;√ DTaP  şeklinde karma aşı olarak yapılmakta, bazı gelişmiş ülkelerde rutin olarak  uygulanmaktadır.&lt;br /&gt;√ İlerleyici merkezi sinir sistemi hastalığı olanlara tam  hücreli aşı yapılmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;Çocuk Felci Aşısı&lt;/u&gt; (Adale içine  uygulanan ölü formu) (IPV)&lt;br /&gt;√ 1954 yılında Salk adlı araştırıcı tarafından  geliştirilmiştir.&lt;br /&gt;√ Amerika, Kanada ve Finlandiya'da yaygın olarak  kullanılmış, etkin ve güvenilir olduğu anlaşılmıştır.&lt;br /&gt;√ Ağızdan verilen canlı  polio aşısıyla milyonda bir olasılıkla felç meydana gelebilmektedir.&lt;br /&gt;√ Bu yan  etki ilk dozlarda daha sıktır.&lt;br /&gt;√ Bu nedenle İsrail gibi bazı ülkelerde ilk  dozlar ölü aşıyla, tekrar dozlar canlı aşıyla yapılmaktadır.&lt;br /&gt;√ Bağışıklık  yetmezliği olan çocuklara ya da ailesinde bağışıklık yetmezlikli birey olan  sağlam çocuklara ölü aşı uygulanması gerekmektedir.&lt;br /&gt;√ Aksi taktirde canlı aşı  virusu, çocuğu ya da ailedeki diğer üyeleri tehdit etmektedir.&lt;br /&gt;√ Piyasada ölü  poliovirus içeren karma aşılar mevcuttur (DTP+IPV).&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-1312981216506690744?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/1312981216506690744'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/1312981216506690744'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/ocuk-felci.html' title='çocuk felci'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-5979643939471138628</id><published>2008-03-15T16:41:00.001-07:00</published><updated>2008-03-15T16:41:50.722-07:00</updated><title type='text'>aort darlığı</title><content type='html'>&lt;h1 title="aort darlığı pulmoner darlık bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;aort  darlığı pulmoner darlık&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;• Aort darlığı&lt;br /&gt;Bu, aort kapakçığının veya bu  kapakçığın üstünde ya da, altında kalan aort atardamarının daralmasıdır. Normal  olarak temiz kan sol karıncıktan pompalanır ve aort kapakçığından geçerek aort  atardamarına gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aort, temiz kanı vücuda taşıyan esas atardamardır.  Daralma olduğu zaman, kalbin temiz kanı vücuda göndermesi zorlaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daralmanın ciddiyetine bağlı olarak,  bozukluğu düzeltmek için açık kalp ameliyatı gerekebilir. Bir başka seçenek ise  balonla genişletme (valvuloplasti) olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Pulmoner darlık&lt;br /&gt;Bu  bozukluk pulmoner kapağın daralmasından kaynaklanır. Normal olarak pulmoner  kapağın açılmasıyla, sağ karıncıktan pompalanan kirli kan temizlenmek üzere  akciğerlere gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daralmadan ötürü sağ karıncık daha güçlü pompalamak  zorunda kalır. Bu durum bazen sağ karıncığın büyümesine neden  olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daralmanın ciddiyetine bağlı olarak, bozukluğu düzeltmek için  açık kalp ameliyatı gerekebilir. Bir başka seçenek ise balonla genişletme  (valvuloplasti) olabilir&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-5979643939471138628?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/5979643939471138628'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/5979643939471138628'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/aort-darl.html' title='aort darlığı'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-2348478989069523280</id><published>2008-03-15T16:40:00.002-07:00</published><updated>2008-03-15T16:41:15.514-07:00</updated><title type='text'>anne sütü sarılığı</title><content type='html'>&lt;h1 title="anne sütü sarılığı bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;anne  sütü sarılığı&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Anne sütüne bağlı sarılık uzun yillardan beri bilinmektedir.  Anne sütü sarılığı erken ve geç olmak üzere iki dönem halinde incelenirse de  ikisi arasında net bir ayrım yapmak güçtür ve aynı olayın devamı gibi de  düşünülebilir. Erken anne sütü sarılığı ilk birkaç gün içinde görülür ve anne  sütünün özelliklerinden ziyade, emzirmedeki teknik yanlışlıklara  bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu dönemde, özellikle ilk çocuğunu  doğuran kadınlarda anne sütünün miktarı ilk 24-48 saatte az olabilir. Annenin ve  bebeğin emme konusundaki tecrübesizliği de buna eklenince ilk günlerdeki süt  verimi düşer. Bu dönemde çocuk aç kalacak korkusuyla mamayla beslenme yapılması,  süt miktarının daha da azalmasına yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta bebek, yalnızca  mamayla beslenen bir bebeğe kıyasla daha az beslenerek dehidratasyona girer ve  mekonyum pasajı da gecikir. Normal, 3 kg.lık bir bebeğin mekonyumunda toplam  100-200 mg bilirubin bulunabileceği tahmin edilmektedir. Böylece artan  enterohepatik dolaşım, hiperbilirubinemiye neden olur. Erken anne sütü  sarılığını önleyebilmek için bebeğin sık sık emmesi sağlanmalı, bu konuda anneye  destek verilmeli ve mamayla beslenme engellenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geç anne sütü  sarılığı ise 3,5 günden sonra yavaş yavaş artan hiperbilirubinemi ile  karakterizedir ve anne sütü içindeki bazı maddeler ile ilişkilidir. Bilirubin  yüksekliği 2. haftaya kadar devam eder ve daha sonra yavaş yavaş azalarak birkaç  ay içinde normale döner. Bebeklerde hemoliz bulgusuna veya herhangi bir hastalık  belirtisine rastlanmaz. Tartı alımı ve bağırsak fonksiyonları normaldir. Tanı  ancak diğer patolojik nedenleri ekarte ederek konur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geç anne sütü  sarılığının nedeni olarak, anne sütü içinde bazen bulunabilen  pregnan-3alfa-20beta-diol sorumlu tutulmuştur. Bu madde, in vitro olarak UDPGT'i  inhibe eder. Yine anne sütü içindeki nonesterifiye uzun zincirli yağ asitleri de  in vitro olarak UDPGT'i inhibe eder. Anne sütünün bizzat kendisinin, bilirubinin  bağırsak emilimini artırdığı ve böylece karaciğerin bilirubin yükünü artırdığına  dair bilgilerde bulunmasına rağmen bu da tam olarak kanıtlanamamıştır. Bağırsak  florasının, anne sütü alanlarda ve mama ile beslenenlerde farklı gelişmesi ve  böylece bilirubinin urobilinojene dönüşmesindeki farklılıklar da enterohepatik  dolaşımı etkileyerek anne sütü sarılığı gelişmesine katkıda  bulunabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanı konduktan sonra yapılacak en önemli işlerden biri, anne  - babaya gerekli bilgileri vermek, sarılığın 2-3 ay kadar uzayabilecegini.  söylemek ve onları psikolojik olarak rahatlatmaktır. Anne sütü 24-72 saat  kesilir ve bu dönemde bebek mama ile beslenirse sarılık hızlı bir şekilde azalır  ve daha sonra anne sütü tekrar verilmeye başlansa bile sarılık artmaz veya 1-3  mg/dl gibi çok küçük miktarlarda artar. Ancak bu yöntem, tüm anne sütü  sarılıklarında uygulanması gereken rutin bir yöntem olarak değerlendirilmemeli,  bilirubin düzeyleri kernikterus açısından tehlikeli sınıra yaklaşan bebeklerde  uygulanmalıdır. Anne sütünün kesilmesi ile sarılıkta düzelme olmuyorsa başka bir  patoloji düşünmek gerekir. Bilirubin metabolizmasi ile ilgili kalıtsal defektler  nadir olmakla beraber, anne sütü sarılığı gibi başlayabilirler.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-2348478989069523280?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2348478989069523280'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/2348478989069523280'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/anne-st-sarl.html' title='anne sütü sarılığı'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-8677923927123698938</id><published>2008-03-15T16:40:00.001-07:00</published><updated>2008-03-15T16:40:40.648-07:00</updated><title type='text'>anne sütü kesilmesi</title><content type='html'>&lt;h1 title="anne sütü kesilmesi bebek emzirme bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;anne  sütü kesilmesi bebek emzirme&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sütten kesilmenin birkaç sebebi vardır.  Bunların önde gelenle­rini sıralayalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek Emmez İse: Yeni doğan  bebeğin emmeyişi, ya rahimde yeterince gelişmediğinden ya da erken  doğmasındandır. Her iki durumda da bebek zayıftır. Dudak kasları memeden süt  emecek güçte değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek aç olduğu halde ememez. Anne gerçek sebe­bi  bilmediğinden telaşa kapılır ve üzülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Eğer  günlerce bebeğin emmesini bekleyecek olursa maalesef sütü kesilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne  Yapmalı&lt;br /&gt;•  Bebeği zayıf veya erken doğan anneler, daha ilk günden em­mediğini  gördükleri takdirde ya elle ya da eczaneden satın ala­cakları vakumlu bir "süt  çeker" le memelerindeki sütü temiz bir kaba boşaltmalı; bunu kaşık veya deliği  geniş açılmış bir biberon­la bebeğe vermelidirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Bebeği emmeye  alıştırmak için yavaş yavaş biberon meme­sinin deliğini küçültmeli; yani deliği  gittikçe küçülen başlıklar tak­malıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİKKAT:&lt;br /&gt;Bebek "pamukçuk" veya  benzeri bir ağız içi yarasın­dan rahatsız ise; yine meme ememeyecek;  rahatsızlığın uzun sür­mesi halinde anne sütten kesilecektir. Bu durumda ağız  yarası te­davi ettirilmeli; iyileşinceye kadar yine elle veya süt çekerle me­me  boşaltılmalı ve kaşıkla verilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sütünüz Az İse: Bebeğiniz,  muntazaman emzirdiğiniz halde, ki­lo almıyor; memeden sonra ağlamaya devam  ediyor ise büyük ih­timalle sütünüz az geliyor demektir. Sütün az gelişi,  beslenme ye­tersizliğinden kaynaklandığı gibi; ruhsal durumunuzla da yakından  ilgilidir. Sağlığmız yerinde, beslenmeniz de normal ise; ailede ruhsal  gerginliğe sebep olan bir geçimsizlik söz konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne Yapmalı?&lt;br /&gt;•  Anne beslenmesine dikkat etmeli, mümkün mertebe ruhsal gerginliklerden uzak  durmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sütü az bile olsa, bebeğini emzirmeye devam etmeli; geriye  kalan eksikliği sulandırılmış inek sütü ile tamamlamalıdır. İnek sütü, deliği  küçük bir biberonla verilmeli ki, bebek rahat emişin­den dolayı biberonu tercih  etmesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Bebeğin memeden vaz geçmemesi için en iyi usül, iki  emzir­meden sonra bir biberonla takviye yapmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğırmdan Hemen Sonra  Süt Gelmezse:&lt;br /&gt;Normal şartlar altında, doğumun hemen arkasından memele­re süt  gelmekte; ancak bazı durumlarda sütün gelişi 3-5 gün hat­ta iki hafta  gecikebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğumdan hemen sonra sütü gelmeyen anneler telaşa ve  hele üzüntüye hiç kapılmamalı; sütü varmış gibi bebeğini emzirmeye devam  etmelidir. Ancak bu arada, gayet tabii ki bebeğin gerekli gıdayı alabilmesi  için, deliği küçük açılmış bir biberonla beslen­melidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu anneler,  "sütüm olmadığı halde, bebeğimi emzirmeye devam etmemin ne faydası .var" diye  soracaklardır. Açıklaya­lım: Memedeki süt torbacıklarına sütün gelişi hormonlar  tarafın­dan başlatılmakta ve devam ettirilmektedir. Hormon salgılayan bezler,  meme uçlarındaki sinirlere bağlı olduklarından bu sinirler tarafmdan uyarılmayı  beklerler. Bu uyarı haberi ise, ancak bebe­ğin meme uçlarını emmesi ile doğar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebek uzun zaman meme emmediği takdirde, hormon salgılayan bezler hiçbir  uyarıcı haber alamayacaklarından hormon salgılamayacaklardır. Hormon sal­gısı  olmadan meme içindeki süt torbacıkları süt imâl edemezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte, ilk  günlerde sütü olmadığı halde, anneye bebeğini emzirme­ye devam etmesini  söylememizin sebebi budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-8677923927123698938?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8677923927123698938'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/8677923927123698938'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/anne-st-kesilmesi.html' title='anne sütü kesilmesi'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7097833923754546435.post-4655078809904924675</id><published>2008-03-15T16:39:00.000-07:00</published><updated>2008-03-15T16:40:04.285-07:00</updated><title type='text'>AIDS aşısı</title><content type='html'>&lt;h1 title="AIDS aşısı HIV virusu aşısı bebek çocuk sağlığı bebeklerde çocuklarda bebeğin çocukların hastalıkları"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;AIDS  aşısı HIV virusu aşısı&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;AIDS ' e Karşı Aşılar&lt;br /&gt;AIDS (Edinsel Bağışıklık  Yetmezliği Sendromu), HIV (İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virusu) infeksiyonuyla  meydana gelen ciddi bir hastalık tablosudur. Virus vücuda girdikten sonra  yıllarca sessiz kalıp herhangi bir anda çoğalmaya başlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HIV  virusunu vücudunda taşıyanlar kan testleriyle "seropozitif" olarak  tanımlanırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;AIDS ise zaman içinde meydana  gelen bağışıklık yetersizliği sonucu gelişen fırsatçı infeksiyonları da içeren  ciddi hastalık tablosudur. Hastalığın henüz başarılı bir tedavisi yoktur.  Uygulamaların çoğu ömrü uzatmaya yöneliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HIV için aşı geliştirme  çabalarında karşılaşılan başlıca güçlük, virusun genetik yapısında sürekli  meydana gelen değişikliklerdir. Tıpkı influenza aşısında olduğu gibi aşının  sürekli güncellenmesi gerekmektedir. Araştırmalardan elde edilen ilk sonuçlar  yüz güldürücü değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak Salk ve arkadaşlarıinaktif (ölü) aşı  geliştirerek, korunmadan ziyade tedavi amacıyla kullanmayı denemişlerdir. HIV  seropozitif kişilerde kullanılan aşıyla elde edilen sonuçlar cesaret  vericidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AIDS'e karşı aşı geliştirilmesinde karşılaşılan ikinci engel  ise virusun vücuduna girdikleri insanın hücreleri içinde saklanarak kendisini  başarılı bir şekilde maskelemesidir. Tüm olumsuzluklara rağmen aşı geliştirme  çabaları ümit vericidir. Yakın bir gelecekte hastalığa karşı korunmanın mümkün  olacağına inanılmaktadır. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7097833923754546435-4655078809904924675?l=acilyardimteknikleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/4655078809904924675'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7097833923754546435/posts/default/4655078809904924675'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://acilyardimteknikleri.blogspot.com/2008/03/aids-as.html' title='AIDS aşısı'/><author><name>SANAL BANKACI</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05426380471636235480</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:b
